9 Mart 2009 Pazartesi


Üstümdeki bezginliği bir şeye yoramamıştım. Havaların devamlı kapalı ve yağmurlu olmasından falan herhalde diyordum. Biraz önce MoonSun'ı okudum da o da "bahar yorgunluğumu nedir bu halim" demiş. Gerçekten ya bahar geliyor di mi? Kesilmeyen yağışlar ve açmayan güneş sayesinde benim bünyeye bahar gelemiyor bir türlü. Yalnız sağolsun bahara, kendi gelmiyor ama vekaleten yorgunluğunu gönderiyo :P

Her cuma olduğu gibi bu haftasonu için de bir sürü planım vardı. Cuma akşamı eve gider üstümü değiştirir sinemaya giderim diyodum. Hem de bir önceki haftaiçinde Capitol Batik'teki indirimden aldığım elbisenin bir büyük bedenine bakar eğer göbişimi daha az belli ediyorsa onu değiştiririm iki iş bir arada çıkar diye hesap ediyordum. Bana eşlik etmesi için Şirinlik Muskası'nı aradım. Yüksek Lisans yapıyor kendisi ve cuma akşamı dersi varmış. İlk dönem bazı sıkıntılarından dolayı derslerin hepsini asmıştı, dolayısı ile bu döneme ders asma hakkı kalmadı hatunun. Onun gelemeyeceği öğrenince hevesim biraz kaçtı. Şimdi dedim cuma cuma tek başına napıcan ama yine de tamamen vazgeçmemiştim. Fakat işten çıkıp yağmurdan dolayı trafikte de uzun süre kalınca planımdan ve motivasyonumdan eser kalmamıştı. Evim evim güzel evim diyip attım kendimi eve, değiştirme işlerini de yarın yaparım napiim diye avuttum kendimi.

Üstümü başımı değişip rahatlayınca güzel bir salata hazırladım kendime, kocaman içinde yok yok, biraz da mantarlı et sotem vardı, yanına bir kadeh de şarap doldurdum ohh mis. Ev gibisi var mı yaa. Bu arada hazırda Slumdog Millionaire ve 1-2 tane film vardı. Onları seyretmeye başladım. Zaten sinema havamda olduğum için birini bitirip diğerine geçerek 3 film seyrettim: Slumdog Millionaire, The Accidental Husband, My Best Friend's Girl.

Bunlardan sadece Slumdog hakkında 1-2 laf edicem zira diğer ikisi zaten sadece eğlencelik romantik komedilerdi, üzerine konuşulacak kadar önemli değillerdi yani. Burda kısa bir bilgi kendimle ilgili. Sinema dedim mi ikiye ayırırım 1- eğlencelik çıtırlar 2- gerçek sinema. İkisini de seyrederim ama seyretme amaçlarım, değerlendirmelerim ve hissettiklerim farklı olur. Ve gerçek sinema dedim mi Hollywood'dan pek birşey çıkmaz bana göre. Gelelim Slumdog'a; bu film, Oscar aldığı için değil, Amerikalı'ların kendilerinden başka bir dünya ile ilgilenip bir de üstüne oscar vermelerini ilginç bulduğum için dikkatimi çekmişti. Seyrederken çok keyif aldım. Ama sonuna gelince nedense hayal kırıklığına uğradım. Çok amerikan vari geldi sonu. Tam bir "And they lived happily ever after" durumu. Peki filmin sonu başka nasıl olabilirdi diye düşünürken aslında filmin tamamındaki hep ucundan yırtma durumunun ne kadar yapay olduğunu farkettim. Canım sıkıldı. Bir yandan da sonucu "herşey alınyazısıydı" diyen bir filmi bu şekilde değerlendirmek de pek doğru değil mi acaba diye düşündüm. Ayrıca Hint kültürü de oldukça arabesk bir kültür, bu kültüre böyle bir son sıradan yerine klasik diye de yorumlanabilir belki. Düşündüm düşündüm ama bir sonuca varamadım, kararsız kaldım. Fikren sonuçlandıramadım değerlendirmemi ama hissen filmin sonu beni tatmin etmedi bundan eminim. Sinema konusunda sevdiceğim iyidir, filmi ona da seyrettirip sonrasında biraz fikir jimnastiği yaparsak belki kendimi de çözerim. Ne demişler bir elin nesi var iki elin sesi var.

Neyse sonuçta film gecesinin sonunda oldukça geç yattım. Cuma'dan cumartesi öğlene manikür pedikür için randevu almıştım. Ayak başparmaklarımın tırnaklarında batık problemi var, bu meseleyi halledip beni rahatlatabilen kişi son 10 yıldır Gülizar Hanım'dır (Bostancı Salon 8), sağolsun. Son günlerde tırnaklarım yine acımaya başladığı ve cumartesi de genelde yoğun oldukları için cuma'dan yerimi ayırtırım her zaman. Cuma günü hala motiveyken cumartesi günü sabahtan birşeyler yaparım (bir arkadaşla kahvaltı, yürüyüş vs vs) belki diye düşündüğüm için randevumu 13:30 a almıştım. Cuma akşamı Capitol planından vazgeçerken planı bu araya kaydırabileceğimi düşünmüştüm. Fakat uzun geçen gece ve üstümdeki tembellik sonucu kendimi kaldırmam saat 10:00'u buldu. Baktım hava şakır şakır yürüyüş falan hikaye, Capitol de çook uzak göründü gözüme, eh kahvaltı da evde daha tatlı olacak diye yine Capitol planını iptal ettim :). Duşumu alıp kahvaltımı ettim. Baktım saat 13:30' a çok var ama Capitol'e gidecek kadar da değil :). Aradım Gülizar Hanım'ı ve randevuyu erkene aldım. İyi ki de almışım. Öğleden sonra üniversiteden kız arkadaşlarım ile Şirinlik Muskası' nın evinde toplaşacak gün yapacaktık :) Benim işlerimi halledip eve dönmem saat 16:00 oldu. Araya market alışverişini de sıkıştırdığım için elimi kolumu dolduran torbaları eve bırakıp hemen Şirinlik Muskası'na geçtim. Kızlarla yedik, içtik, kaynattık. Pek keyifliydi. Senelerdir görüşmemiştik çok iyi oldu. Saat 20:30 gibi herkes gitti biz kaldık Şirinle. Benim kafa arkadaşların çocuklarının gürültüsüyle -alışık olmayınca- kazan olmuş eve gideyim diye tutturdum, Şirin'in de migreni tutmuş meğerse de millete belli etmemek için çabalıyomuş. Gidicem deyince bırakmadı, aradım sevdiceğim de gece geç gelecekmiş ben de kaldım. Şirinle çaylar ve kurabiyeler eşliğinde başağrımızı azaltmaya çalıştık :)

Pazar sabahı da güya erken kalkacaktım ama gözümü açtığımda saat 10:30' du. Kahvaltı hazırladık yedik derken öğlen oldu. Benimkini biraz sıkıştırdım sinemaya gidelim falan diye. Önce "tamam" dedi sonra "çalışsam iyi olacak" dedi. Bu aralar bir projesi var sabah akşam çalışıyor. Aslında kendi işi olduğu için hemen hemen her zaman çok çalışıyor. Ama yine de bu aralar abarttı. Neyse sonuçta o çalışmaya karar verdi. Ben de madem öyle Capitol'e gidip şu erteledikçe ertelediğim değiştirme işini halledeyim dedim. Hazırlanıp çıktım. Hava yine şakır şakır silecekler yetişmiyor. Kendimi dar attım otoparka.

Önce Batik'e gittim, aldığım elbisenin büyük bedeni kalmamış. İş başa düştü yani elbise büyüyemiyorsa göbek küçülecek mecburen. Elbiseyi çok sevdim çünkü, mutlaka giymem lazım. (Bir ara fotoğraf makinemi sevdiceğimin elinden kurtarırsam onu da fotoğraflayacağım.) Sonra nicedir sürdürmekte olduğum yeni parfüm arayışımın peşine düştüm ama o da sonuçsuz kaldı. Şansa bakar mısınız, girdiğim 3 ayrı yerde de test etmek istediğim parfümün ya testerı bitmiş, ya spreyi bozulmuş ya da benim denemem engel bir şeyler olmuştu. Şansıma küsüp devam ettim, hadi biraz da kışlık dolgu topuk spor siyah bir bot arayayım ama onun da sonucu başarısız. Bu arada önünden geçtiğim Euromoda diye bir bijuteride %50 kadınlar günü indirimini görünce toka ve taç baktım. 6,5 TL'ye 2 taç, 6 da toka aldım. Sonra Body Shop'ta da indirim olduğunu farkettim. %50 indirimle 15 TL'ye mandarin ve orkide özünden bir koku aldım. Tam önünden geçerken Watson's ı gördüm ve aklıma uzun zamandır bulamadığım oral-b'nin brush-up'ları geldi. Girip bir bakayım dedim ki amanın bir kalabalık, meğer burda da %50 indirim varmış. kalabalığı yara yara brush-upları aradım bulamadım -yaaa kullanan biri bana nerden aldığını söyleyebilir mi iflahım kesildi aramaktan- çıkışa doğru giderken biri flormar biri alex avien 2 far çarptı gözüme biri 6 biri 11 TL onları aldım. Dışardan aynı gibi görünüyorlar ama sürünce biri yeşil diğeri bayağı cırt bir cam göbeği oluyor -bunu da bir ara resmedeyim. Sonra hemen yanında 1,25 TL' e Maybeline Colorama ojeler vardı, 2 tanede onlardan kaptım. Bu markayı çok seviyorum çünkü çok uzun dayanıyor, kesinlikle koyulaşmıyor ve ucuz :) Tam kasanın yanında da Nivea'nın sivilceleri kurutmak için çıkardığı bye-bye spot! sos stick ürününü gördüm. Burnumun yanında çıkmaya uğraşan sivilcemin sızısını hatırlayarak ondan da bir tane aldım. 15 TL'den 7,5' a iniyordu. Aslında böyle bir alışverişe hiç niyetim olmadığı için fırsatı çok da iyi kullanamadım. Oysa Nivea'nın çok sevdiğim bir allığı vardı onu alabilirdim, sonra devamlı kullandığım Loreal Telescopic Mascara dan yedek alabilirdim. %50 çok iyi indirim ama ben hazırlıksız yakalanınca pek verimli kullanamadım. Biraz da kalabalıktan bunaldığım için kendimi dışarı dar attım. Yine de kısa günün karı, kendime kadınlar günü hediyesi birkaç parça almış oldum.

Çok değil 2 saat dolaştım ama eve döndüğümde benden mutlusu yoktu. Öğleden sonrası için yaptığım planlarım da bu mutluluk ile kanepeye serilip kısa sürede oracığa kök salmamla suya düştü. Gece yatana kadar yemek yemek dışında sevdiceğimin dizinin dibinden hiç kalkmadım. Kanepeye yayılmış, kucağımdaki laptop'ın sıcaklığı ile mayışmış blog blog gezerken mırıldandım da mırıldandım.

Not : Nivea Sos Stick çok başarılıymış dün bir yanardağa benzeyen sivilceme, bir eve ilk geldiğimde bir de yatarken 2 kere sürdüm ve bu sabah sivilcemin yerinde yeller esiyordu.

3 yorum:

  1. Aynen, bahar onden yorgunlugu yolladi bize :)) ama disari cikmakla cok iyi etmissin, baska turlu atamiyor insan ustunden bunu :) Kocaman opuyorum seni :)

    YanıtlaSil
  2. Aslında yağmur yağmasaydı ve şöyle uzun bir yürüyüş yapabilseydim daha da iyi olurdu ama hiç yoktan iyidir senin de dediğin gibi.

    Svglr.

    YanıtlaSil
  3. cikabildigin kadar cik! ben ciktim yeni girdim birazdan yine cikacagim :)

    YanıtlaSil