30 Kasım 2014 Pazar

Jetlag kabusu







Kasım ayını bitirip döndük uzun yollardan, uzak kıtalardan. Döner dönmez yapılacak işler listemi daha gitmeden hazırlamıştım. Gel gör ki, arabanın muayenesini yaptırmaktan İstanbul Modern' deki Şahin Kaygun sergisini görmeye kadar onlarca madde içeren listem geldiğimden beri elimde benimle beraber hangi odaya gidersem gelmesine ve her dakika listeye ha bire yeni maddeler eklenmesine rağmen halen bir tek maddeyi bile tamamlamayı başaramadım, sağolasın JETLAG! 

Giderken 2 günde alışmış ve çok zorlanmamıştık saat farkına ancak dönüşte resmen vurgun yemiş gibi olduk. Ne zaman uykumuzun geldiği, ne zaman kaçtığı belli değil. İkinci gün kendimi zorlayıp sabah erken kalkıp, gece de mantıklı bir saatte uyumayı başarınca havamı atmaya başlamıştım "hehee jetlag de kimmiş" diye. Ancak dereyi görmeden paçayı sıvadığım aynı gece saat 4'te hortlak gibi uyanıp 7'e kadar yatakta dönüp, "tamam yeter artık kalkıyorum" derken sızıp ancak öğlene doğru kalkmamla netleşmiş oldu. Üzerimdeki hali anlatmam mümkün değil. Vücut ritminin sarsılması ne acayip bir şeymiş. Uyku zaten allak bullak, üstüne üstlük uyanık olduğum zamanların çoğunda inanılmaz yorgun hissediyorum. Fakat bu halsizlik hali içinde olmayacak saatlerde kısa süreli enerji patlamaları yaşıyorum. Bu enerji patlamalarını da ancak bavulları açmak, çamaşır yıkamak ve yemek yapmak gibi mecburi işlere kanalize ederek evin yaşanırlığını sağlamaya çalışıyorum. Bunlar dışında 4 gündür ne yapıyorsun diyenlere verecek anlamlı tek bir cevabım yok :( Haa sadece son patlamalardan birinde yılbaşı süslerini ortaya döküp hızlıca evin sağını solunu süslediğimi inkar etmeyeceğim. Ama hızlı yaşadı genç öldü misali bu patlama saçma bir uyku bastırması ile aniden bitiverdi. Sonrası yine aynı azap aynı huysuzluk hali.

Bu yazıyı da uyanık kalmak için yazıyorum desem kızmazsınız umarım. Saat 18:30 ve ben neredeyse öğlen kalkmama rağmen başımı koysam uyuyacak haldeyim. Gel de anla :(

Diyeceğim o ki;

Sevgili jetlag, tamam tanışmamız ve misafirliğin belki kaçınılmazdı ama bence yeterli zaman geçirdik, bilirsin misafirliğin 3 günden sonrası bayar. Olmuş 4 gün sen hala bir 4 gün daha kalmayı planlıyor gibisin. Ayıp oluyor söyliyim. Bence bizi artık rahat bırak da düzenimize dönelim, bak listeler kabarıyor ve benim huysuzluğum da artıyor! Hadi güzelim başka kapıya hadi...




2 Kasım 2014 Pazar

İnternet'ten Seçmeler / Saturday Shares






Farkındayım, paylaşımlarım interneti, yayınlanma zamanı ise cumartesiyi aştı son zamanlarda :) Demek ki bu köşenin adı değişmek ister.

Ancak uzun bir yolculuğun arifesindeyiz. Kasım'ı karşılayıp kaçıyoruz. Tahminimce Kasım sonuna kadar blog için bir şeyler yazmak hazırlamak pek mümkün olmayacak. Dönünce bakarız artık paylaşımlar nerden esinlenir, hangi gün yayınlanır :)

Yola çıkmadan önceki son seçmelere bakalım:


Melih Karakelle'nin kaleminden "Türkiye'den neden taşındım"



Ne hissettiğinizi sizden çok daha iyi anlatan insanlar olduğunda sözü onlara bırakmak gerek :)

Bu hafta facebook' da rastladığım "Türkiye'den neden taşındım" başlıklı blog paylaşımı, son yıllarda düşündüğüm, hissettiğim her şeyi mükemmel şekilde anlatmış. Yazarı Melih Karakelle'nin kalemine aklına, ağzına sağlık.

Yazıyı, hem sosyal medyada henüz rastlamamış olanlar, hem de ihtiyacım olduğunda geri dönüp okumak için burada yayınlamak istedim.


1960s-afghanistan-22


 Nat Geo TV 80'ler


Bu sabah hayatta sahip olduğum en eski arkadaşım aradı. Lego'ların birbirine geçen iki tarafı girintili çıkıntılı parçaları dışında ev, ya da yer döşemesi gibi alanlarda kullanılmak üzere bir tarafı geçmeli girintileri olan ama üst tarafı parlak ve düz parçaları vardır. Yıl 81-85 arası bir yerler. Biz canım arkadaşımla bu parçalara "yalabık" derdik. Parlak, kaygan anlamında :) hatta bu terminolojiyi öyle içselleştirmişiz ki senelerce başka hiçbir kelime bize bu tür yüzeyleri bu kelime kadar iyi ifade etmediği hissiyle hep bu kelimeyi kullandık aramızda :)

Dün kızına hediye edilen lego'yu açtığında bu parçalardan görünce de beni aramış, eski günleri yadetmek için. 

Seksenler bir başkaydı. Yerli dizisi yapıldı, seyretmedim ama pek sevildiğini biliyorum. Siz de o günlere dönmek isterseniz NatGeoTV'nin 80's : The Decade That Made Us belgeselini seyredin derim. 





NOT: Hızını alıp duramayanlar ya da bizden bir sonraki nesil için aynı serinin 90'ları da var ;)


Anne Babalara sesleniyorum...





Yine "çocuğum yok, ama" şeklinde bir öneri :)

Pek sevgili Joanna'nın şu paylaşımını çok eğlenceli bulduğumu söylemek isterim. Yani ben çocuğunuz olsam bayılırdım okuduğum kitaplardan birinin kahramanı gibi onun yaptıklarını yapmaya. Sizin de deneyebileceğiniz kitaplar vardır eminim, bir düşünün bakalım ...


İyi haftalar,