otel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2015 Cuma

Geciken Notlar 1 - Amasra Kaçamağı



Çekiciler Çarşısı, Amasra - by MRA



Ancak yağmurlu günler oturtuyor beni blogun başına sanırım :) İşte yine o günlerden birinde gönlümdeki güneşli günleri hatırlamak için bilgisayarın başındayım.

Bu sabah eski işyerinden çok sevdiğim bir arkadaşımın mesajı düştü messenger'dan "Sen yakın zamanda Amasra'ya gitmiştin değil mi? Kalacak yer tavsiye eder misin?"

O anda farkettim ki kısa ama keyifli Amasra kaçamağımızı bloga yazmamıştım :) Ona bir mesaj ile bilgileri gönderdikten sonra hemen buraya da yazmaya karar verdim.

Şubat ayında, bir yandan devlet ve konsolosluk kapılarında sürünürken bir haftasonu da Amasra'ya gidip geldik aslında :) Bir perşembe sabahı kahvaltıda, hafta sonu Bartın'da bir fabrikaya gitmesi gerektiğini söyleyen eşime "Madem öyle Amasra'da konakla, ben de geleyim seninle, haftasonu kaçamağı yapmış oluruz!!!" deyince anında 2 günlük bir Amasra gezisi planlayıvermiş olduk. Cuma akşamüstü yola çıkacak gece Amasra'ya varacaktık. Cumartesi o iş ziyaretlerini yaparken ben gezecektim -kihkih :). Pazar da onu gezdirecek ve akşamına da evimize dönecektik.

Fazla araştırmaya vaktim olmadığı için ilk aklıma yatan pansiyonda yer ayırttım, Kuşna Pansiyon. Aslında normal koşullarda atlar gider beğendiğimiz yerde kalırdık ama sömestr tatili ve haftasonu olduğu için hiç yer ayırtmadan gitmeyi gözüm yemedi. İyi ki de öyle yapmışız birçok yer doluydu.



Amasra - by MRA



Önce biraz pansiyondan bahsedeyim. Yerli bir ailenin işlettiği pansiyon beni en çok konumu ve manzarası sebebiyle cezbetmişti web sayfasındaki fotoğraflardan. Gerçekten de sabah şöyle bir manzaraya uyanmak insanın içini açıyor :)

Temiz bir pansiyon, sahipleri ilgili, düzgün insanlar. Kahvaltısı muhteşem değil ama yeterli ve lezzetli, çayları tazecik, bol, çaydanlık siz orada olduğunuz sürece ateşten inmiyor. Odalar çok iyi ısıtılıyor. Ancak odaların konforu ortalamanın altında. Yatak falan sorun değil, onlar gayet iyi ama banyolar kullanışsız, sevimsiz ve soğuk. Oda sıcaktan yandığı halde banyoda petek olmadığı için banyo çok soğuktu mesela.

Bir de bina prefabrik olduğu için sese duyarlı kişiler için yan odalar veya koridordan geçişler sıkıntı olabilir. Biz üst katta olduğumuz ve bizim katta bizden başka orta yaşlı bir çift daha olduğu için bu konuda sorun yaşamadık ama potansiyeli farkettiğimiz için kalmayı düşünenler için belirtmek istedim. :)

Yaz ya da bahar ayları için de odanın müstakil balkonu olmaması dezavantaj, bu güzelim manzarayı ancak küçük bir ortak balkondan seyretme şansınız var o da başkası sizden önce davranıp balkonu kapmadıysa :)

Bunun dışında pansiyonun konumu çocuklular ve hareket engeli olanlar için çok uygun değil. Cadde seviyesinden en az 60-70 basamakla dik bir yarı iniyorsunuz binaya ulaşmak için. Çocukları güvenle bırakabileceğiniz bir bahçesi yok. Binanın önünde bakımsız küçük bir boşluk var sonrası yar, kayalık ve deniz.

Kısacası 1 gecelik konaklamalar için tercih edilebilir ama uzun konaklamalar için daha konforlu bir yer tercih edilmeli bence.

Bu konuda da 2 alternatif belirledim. Yanyana olan bu oteller pansiyondan kesinlikle daha konforlu olacaktır.

Işıkaltın Otel, odalarını gezdim, yan odalar biraz küçük ama yine de temiz ve düzgün görünüyor. Ön odalar ise geniş, şık ve leb-i derya manzaralı. Kahvaltı falan nasıldır onu bilmiyorum tabii ama kendi adıma denenebilir diye not aldım burayı.

Özgün Otel, Işıkaltın'ın hemen yanında, biraz daha küçük, belki de bu yüzden :) bana daha cazip göründü. Temizlik saatinde gittiğim için odalarını göremedim ama web sayfasında ve dışardan göründüğü kadarıyla odaları hiç de fena değil.

Tabii bu iki otelin fiyatının pansiyonun 2 katı olduğunu ve tatilerde full çektiği için mutlaka rezervasyon gerektiğini eklemek isterim :)

Ağlayan ağaç, Amasra - by MRA


Gelelim Amasra'nın kendisine. Amasra pek küçük, pek şirin bir yer. 16 sene önce bir turla Safranbolu gezimizin parçası olarak 2-3 saatliğine gitmiş ve çok sevmiştim. Amasra'nın en önemli yerlerini görmek ve meşhur salata & balık keyfini yapmak için 2-3 saat yetebilir aslında ama ben böyle yerleri uzun uzun yaşamayı severim. Dolayısı ile bence haftasonu 2 gün gidip, dolu dolu keyif yapılabilir burada. Ha oldu da çok sıkılırsanız ikinci gün Safranbolu'ya geçerek sıkıntınızı giderebilirsiniz :)

Biz cuma öğleden sonra evden çıkıp İstanbul trafiğinde planladığımızdan uzun mahsur kalarak gece geç saatte vardık pansiyonumuza. Odamıza yerleşip güzel bir uyku çektikten sonra sabah pırıl pırıl bir güne uyandık. Hemen kahvaltımızı ettik ve eşimi işe yollayıp kendimi Amasra'nın kollarına vurdum.


Amasra evleri - by MRA




Pansiyonumuz kalenin içinde olduğundan önce kaleyi, camiyi ve ara sokakları gezip oradan Çekiciler çarşısına indim. Eve almayı planladığım bir kaç parça tahta eşya için dükkanları dolaştım. Bu arada pek şeker örtleri yastık kılıfları falan satan bir dükkandan eve ciciler beğendim.



Amasra ganimeti ahşap harf mumluklar :) - by MRA

Amasra ganimeti yastık kılıfı ve runner  :) - by MRA


Çarşıdan çıkıp müzeye doğru yollanmıştım ki hafif bir yağmur başladı. Müzeye vardım ama baktım tadilat dolayısı ile kapalı. Müzeye giderken içinden geçtiğim deniz kenarındaki parkta oturup denize karşı biraz okurum diye planlarken yağmur hızlandı. Ben de kendimi deniz cephesi cam balkon gibi olan bir cafe'ye atıp öğlen kahvemi içmeye karar verdim. Yağmur hafifleyene kadar burada kah dışarıyı seyrettim, kah dergimi okudum. Pek sakin pek hoştu.



Amasra - by MRA


Yağmur hafifleyince sahile çıktım, yürüyüş yaptım, fotoğraf çektim. Yağmur sonrası güneşinin keyfini çıkardım.



Küçük Liman, Amasra - by MRA


Baktım yavaş yavaş karnım acıkıyor yemek için instagramdan Amasra'da olduğumu görüp selam eden bir arkadaştan tavsiye olarak öğrendiğim Canlı Balık - Mustafa Amcanın Yerine doğru yola koyuldum. Burası Amasra'nın en eski ve meşhur yeriymiş. Bu etiket beni genelde ürkütür yanyana 5-6 tane balık lokantası varken ve hepsi sinek avlarken bütün Amasra burada yemek yemek için sıraya girince denemeden olmayacak diye seçimi buradan yana yaptım.



Canlı Balık - Mustafa Amca'nın Yeri, Amasra - by amasra.net



Amasra'da -daha önceki tecrübemden de bildiğim üzere- küçük balık yemek gerek. Sonuçta yerel ve dolayısı ile en taze balıklar hamsi, tekir, mezgit, istavrit gibi tava balıkları. Ben hamsi hayali ile gitmiştim ama o aralar çıkmadığını öğrenince seçimi tekirden yana değiştirdim. Yanına da Amasra'nın meşhur salatasından söyledim.



Tekir Tava, Amasra Salatası - Canlı Balık - Mustafa Amcanın Yeri, Amasra - by MRA



İlk gelişimizde çok kalabalık bir gruptuk, 30-40 kişi falan ve upuzun bir masada oturmuştuk. Ortaya koca koca tabaklarla gelen balık ve salatalara bakıp kim yiyecek bunları derken kendimizi ikinci hatta üçüncüleri isterken bulmuştuk. Aynı lezzeti bulabilecek miyim derken yine neredeyse ikinci tabağı söyleyecektim. Gerçekten çok lezzetliydi herşey. Sadece salata için bir not düşeyim. Ben salatayı sirkeli sevemem ve Amasra salatasının orjinali sirkeli. Eğer sadece salata diye sipariş verirseniz salata sirkeli geliyor. Salatayı sirkesiz istiyorsanız siparişi verirken bunu söylemeniz gerekiyor.

Yemeğimi yemiş hesabı istemeye hazırlanırken ikram olarak önüme şöyle birşey gelmesin mi?



Ballı Yoğurt - Canlı Balık - Mustafa Amcanın Yeri, Amasra - by MRA


Tam bir tabakla kurtardık diye sevinirken bombayı kucağımda buluverdim. Fakat bunu mutlaka denemelisiniz. Manda yoğurdu üzerine bal ve fındık. Son derece sade ama bir o kadar leziz bir şey.

Eh bu enerji yüklemesinden sonra uzun uzun yürümek lazım deyip kendimi Amasra'nın en yüksek noktalarından biri olan Ağlayan Ağaç tepesine vurdum. Kemere köprüsünden geçip kıvrımlı bir yol ile 5 dakikada yürünen bu nokta gerçekten görmeye değer bir manzara sunuyor. Ben de yemeğin üstüne çayımı bu enfes manzaraya karşı içtim.


Ağlayan Ağaç, Tavşan Adası, Amasra - by MRA


Hava yine kapatıp rüzgar uçurmaya başlayınca dönüşe geçtim. Belli ki hava son kuru dakikalarını yaşıyordu ve muhtemelen öğleden sonra daha fazla gezmeme izin vermeyecekti. Odaya dönmek istemedim, aklıma çarşının girişinde gördüğüm şirin cafe geldi. Bir pencere önü sandalye kapayım, hem yağmuru seyreder hem birşeyler okurum diyerek yola koyuldum.




Lütfiye, Amasra - photo by 'Karma has kicked my ass'


Cafe'nin adı Lütfiye'imiş. Bartın'lı bir aileye aitmiş. Bartın'dan sonra Amasra ve İstanbul'da da açılmış şubeleri. Amasra'daki pek mini ama pek şirin ve rahat bir yer. Ben de kah okuyarak, kah yağmuru seyrederek çok keyifli zaman geçirdim.




Lütfiye, Amasra - by MRA




Kalkmama yakın pek şeker bir çift yağmurdan kaçıp cafe'ye geldi ama masa yoktu. Ben de onları kendi masama davet ettim. Tanıştık, sohbet ettik biraz. Ankara'dan geliyorlarmış, yemek yiyecek yer sordular Canlı Balık'ı söyledim. Onlar da Çeşm-i Cihan diye bir yer duymuşlar. Bildiklerimizi takas ettik, bir süre sonra kalktık.

Odaya gitmeden uğrayıp öğlen gittiğim Canlı Balık'ta akşam için yer ayırtayım dedim. Ne mümkün :)  boş masa kalmamış, tüm yerler rezerve edilmiş. Hal böyle olunca dönüş yolunda Çeşm-i Cihan'a uğradım baktım yerleri büyük, rezervasyon sıkıntısı da yok, buraya geliriz diye karar verip odaya döndüm.



Çeşm-i Cihan, Amasra - by amasra.biz



Eşim gelip biraz dinlendikten sonra yemeğe çıktık. Çeşm-i Cihan, Canlı Balık ile tam ters koyda, 4 katlı bir binada. Deniz görüyor, gündüz için tamam ama gece denizi aydınlatan ya da üzerine vuran bir ışık olmayınca karanlığa bakıyorsunuz. Balık kötü değildi ama Canlı Balık'taki lezzet yoktu. Bir kere daha olsa buraya gitmem. Bence hem mekan kalitesi, hem de yemeklerin lezzeti Canlı Balık'la yarışacak seviyede değil. Ayrıca Canlı Balık için pahalı diyenlere de tek tek fiyatları karşılaştırdığımı arada en fazla 1-2 liralık farklar gördüğümü söylemeliyim. Fakat lezzet ve kalite düşünüldüğünde ben değil 1-2, 5-10 fazla olsa bile Canlı Balık'a vermeye değeceğine düşünüyorum. Biz de ertesi gün öğlen için hemen oracıkta Canlı Balık'ı arayıp rezervasyonumuzu yaptık zaten :)

Yemekten sonra biraz yürüyüş yapıp pansiyonumuza geri döndük. Ertesi gün benim bir gün önceki gezimi bu sefer eşim ile tekrarladık.







Çarşıda bir gün önce beğendiğim cicileri aldık, gezilecek yerleri gezdik, Canlı Balık'ta yemeğimizi yedik, Ağlayan Ağaç'ta kahvemizi içtik, en son kadınlar pazarından haftalık sebze alışverişimizi de yapıp dönüşe geçtik.




Ağlayan Ağaç, Tavşan Adası, Amasra - by MRA

Ağlayan Ağaç, Tavşan Adası, Amasra - by MRA
Hiç planda yokken ilaç gibi bir hafta sonu oldu bizim için. Dönüşümüzü takiben kar bastırıp günlerce eve hapis kalınca, defalarca "iyi ki gitmişiz" dediğimiz pek keyifli bir seyahatti. Evet kıştı, soğuktu her sahil kasabası gibi Amasra'da da yazın canlılığı ve renkleri yoktu belki ama sakinliği, şirinliği ve lezzetli balıkları ile bize aradığımızı fazlasıyla verdi. Amasra herkesin en azından bir kere görmesi gereken bir yer. Hele ilkbahar ya da sonbaharda yapılırsa bu gezi tadından yenmeyecektir :)





2 Eylül 2014 Salı

Seyahat Tavsiyesi - Otel yerine apartman dairesi


Son zamanlarda birkaç dostumdan yurt dışı seyahatlerimizde sık tercih ettiğimiz bir konaklama şekli olan apartman dairesi kiralama konusunda sorular aldım. Onları cevaplarken kuzenim ile ortak yazdığımız LAFRODİZYAK adlı blogumuzda sene başında bu konuda bir paylaşım yaptığım aklıma geldi.

Okuyanların faydalanabileceğini düşünerek o paylaşımı buraya da taşımaya karar verdim.





Kuzencim, biliyorsun yılbaşında Roma'daydık. Pek de hesapta olmayan, Adios kartın kampanyasını görünce son anda gaza gelip planladığımız bir gezi oldu.

Şu yazımda aşağıdaki gibi tanımladığım bir durumum/uz var.

İlk yurtdışı seyahatimden sonra tipik bir Türk olarak bir daha mutlaka kahvaltımı kendimin hazırlayabileceğim yerlerde kalmaya yemin etmiştim :) Zira bizimkine benzer şeyler bulabileceğim zengin bir kahvaltı büfesi yoksa diğer ülkelerin kahvaltısı beni hiç açmıyor. Güne iyi başlamadım mı da gün iyi geçmiyor. İşte o zamandan beri bavula biraz peynir ve zeytin atar, kalacağımız odayı da mümkünse apart tarzı değilse de en azından minibarı ve kettle'ı olacak şekilde seçerim. 

Bir de doğrusu ekonomik ama rahat bir tatil yapalım istiyorduk. Bu iki parametreyi de karşılamak umuduyla otel yerine bir daire aramaya başladım. Bu amaçla açılmış onlarca site var.

www.houseaway.com
www.housetrip.com

en çok bilinen ve tercih edilenlerden.

www.booking.com

da da evler var ama portföyler yukarıdakiler kadar geniş değil. Bu siteleri daha çok oteller ve B&B'ler için kullanmak lazım. 

Ancak biz son anda karar verip kısa zaman kala yer aramaya başlayınca yılbaşı zamanı yer bulmanın nasıl da zor olduğunu anladık :) Boş kalan yerler ya çok pahalıydı, ya kötü evlerdi ya da yerleri kötüydü.

Ara tara derken www.vrbo.com' u buldum. Ümidimi kesmek üzereyken denk geldiğim bu sitede daha uygun fiyatlı ve güzel daireler olduğunu görünce pek sevindim.

Ancak otel değil de ev ararken şuna dikkat etmek lazım, bu sitelerde evin uygunluğunu gösteren takvimler ve bu takvimlere göre oluşan fiyat maalesef çok sağlıklı değil. Yani bir booking.com gibi birebir güvenemiyorsunuz. Mutlaka ev sahibi ya da yöneticisi ile yazışıp konaklama tarihini, şartları ve fiyatı teyit etmek gerekiyor. Çoğunluğu ödemeyi peşinat Paypal üzerinden, kalan meblağı'da daireye girişte peşin ve nakit olarak talep ediyor.

Evleri seçerken fotoğraflar ama en önemlisi yorumlar yol gösterici oluyor. Bir de çoğunda belirtilmemiş olan açık adresi isteyip Google Maps'de Street View'dan binanın konumunu kontrol etmekte fayda var. Ben bu şekilde çok yer eledim mesela.




Sonuçta 4 gecesi 426 euro'ya şu evde karar kıldık.  Ev sahibi Roberto ile tüm detayları görüştük ve peşinatımızı ödeyip rezervasyonumuzu kesinleştirdik. Havaalanı-ev-havaalanı arasındaki transferleri de ücreti karşılığı yine Roberto organize etti.

Ancak gel gör ki bundan birkaç gün sonra, evin banyosunda büyük bir sorun olduğunu ancak kendilerinden kaynaklanan bu sorun sebebiyle bize yeni -aslında daha iyi bir evi- bir evi aynı ücret ile sağlayabileceklerini ileten bir mesaj aldık. Evin detaylarını görüştükten sonra baktık ev gayet güzel biz de bu yeni ev için onayımızı verdik.

Vatikan'a çok yakın, metro, otobüs ve tramvay duraklarına çok yakın ve merkezi bir noktada olan evimiz aynen fotoğraflardaki gibiydi. Temiz ve rahattı. Ev sahibimiz Luigi de bize her konuda çok yardımcı oldu. Hemen yanımızda sabit bir pazar yeri, 2 sokak arkamızda da bir süpermarket vardı. Tüm kahvaltıları evde yaptık, hem de yumurtalı, ballı, zeytinli peynirli :). Öğlen yemeklerimiz için çeşit çeşit sandviçler yapıp yanımıza aldık. Bu şekilde manzarasını beğendiğimiz ve oturabileceğimiz her yer bizim için restorant oluverdi. Hatta dışarıda yemekten bıkınca bir gece şarabımızı, et ve peynir alıp evde güzel bir masa bile donattık :) 4 günlük sabah kahvaltısı, öğlen yemeği ve bir içki de içeren akşam öğününü 50-60 euro'luk market alışverişi ile halletmiş olduk.

Biz bu düzenden çok memnun kaldığımız için bu bilgileri paylaşmak istedim.


29 Nisan 2009 Çarşamba


Dün karmakarışık bir gündü. Şu 1 Mayıs'ı son anda resmi tatil yapmaları ortalığı karıştırdı. Şimdi diyeceksiniz nesi karışık, bildiğin tatil işte. Şöyle söyliyim bankacı değilim ama bir banka da çalışıyorum ve bankalar o gün şubelerini kapatacak ama EFT ve uluslararası bazı işlemler devam ediyor olacak. Dolayısıyla da tatil bizim için herkes için olduğu kadar net ve kesin değil. Önce tatil miyiz değil miyiz anlayamadık sonra da tatiliz ama o kadar da değil darbesiyle sarsıldık.

Halbuki sabah işe ilk geldiğimde "ohh tatill" havasında annemi arayıp "anne yaşasın cuma tatil, ben 3 gün size gelicem, sevdiceğimle Şirin Muskası da benimle gelicek, gezicez" falan diye heveslere gark olmuş, o gazla otobüsle mi arabayla mı gitsek diye otobüs şirketlerinin ve İDO'nun sayfalarını arşınlamaya başlamıştım.

İlk darbe Şirinlik Muskası'ndan geldi, o da benim gibi bankacı değil ama bankada çalışıyor. Birileri o gün EFT falan yapabilsin diye zavallıcıklarıma tatil falan yok size demişler. Eh dedim kötü oldu ama napalım biz de sevdiceğimle gideriz. Bu arada gelen giden mesajlar da bir türlü tatilin netleşmesini sağlamıyor, herşey muğlak ki ben hiç hazzetmem belirsizlikten. İsterim ki önümü uzun zaman önceden göreyim ona göre planlar yapayım herşey tıkır mıkır gitsin. Ama hayat bu, asla evdeki hesap çarşıya uymaz planlar da hep son dakkaya kalır. Yine de ümitliyim.

Saatler ilerledi arkadaşlarla ay oraya mı gitsek buraya mı, şunu mu yapsak bunu mu diye bir tatil arsızlığı içindeyiz. İçlerinden bir tanesi "hop kardeşim nereye" dedi. "Neden?" demeye kalmadı ki acımasız ve unutmuş olmaktan ne kadar mutlu olduğumu asla anlatamayacağım acı gerçeği salıverdi ortalığa. Cuma tatildi ama cumartesi günü taa 1 ay evvelinden bize bildirilmiş ve çalıştığım tüm yönetimin mazeretsiz katılımının beklendiği bir toplantı planlamıştı. Ah hepimiz nasılda unutmuştuk. Herkes de bir hüzün, bir hayal kırıklığı. Derin iç çekiş ve şikayetçi homurtularla planlarımızı 3 günden günübirlik olanlara indirgemek için hızla kabuğumuza çekildik.

Tekrar annemi aradım gelemeyeceğimizi söyledim. Sonra sevgiliyi aradım ve durumu açıkladım. Canım benim sağolsun hep moral verir böyle durumlarda yine öyle yaptı. Geçtiğimiz hafta İzmir' deyken koşturma arasında kutlamaya fırsat bulamadığımız yıldönümümüz için dönünce seni adaya götüreyim orda bir gece kalır gecikmiş de olsa kutlamamızı da orda yaparız demişti. Bu önerisini yineleyince bana sadece kalınacak yer araştırmak kaldı.

Birkaç sene önce yine bir yıldönümümüzü adada Halki Palas'da kalıp adayı gezerek geçirmiş ve çok güzel iki gün geçirmiştik. Heybeli Adayı sakin olmasından ötürü daha çok severim. Ancak kalınacak yer konusunda maalesef çok fazla alternatif yok. halki Palas dışında adadaki konaklama olanakları 3 adet pansiyonla sınırlı ve onlar da benim içime pek sinmedi. Durum böyle olunca bir de Büyük Ada'yı deneyeyim dedim. Büyük Ada da alternatif daha fazla ama benim canım biraz özel bir yer çektiği için butik otel ve pansiyonlara baktım öncelikle.

Merkezden uzak, çok büyük olmayan, sakin ve biraz da özel bir yer arıyordum. Bulduğum alternatifler arasında iki tanesi gönlüme düştü. Biri Aya Nikola koyundaki denize sıfır Aya Nikola Pansiyon. Özellikle konumuna bayıldım, sonra oadalar vs derken ilk tercihim burası oluverdi. Web sayfalarındaki fiyatlar (şöminesiz oda için) Halki Palas'tan 40 TL ucuz görünüyordu ki bu da hevesime heves kattı.

İkinci yer ise orman dibindeki eski ada köşklerinden birinde 4 odası ile hizmet veren Köşk Orman' dı. Hoş ve romantik bir yere benziyor, az odası olması da sakinliği vadediyordu.

İki yerinde telefonlarını not ettim ama o an başıma üşüşen işlerden arayamayacağımı anlayınca bu işi sevgiliye havale ettim. Bu arada bizim bölümün cuma çalışmayacağı kesinleşti ve sevgili de birkaç saat sonra arayıp raporunu verdi.

Aya Nikola Pansiyon cuma tatil olduğu için perşembe -haftasonu kalabalık olur tahminiyle perşembe iş çıkışı gidip cuma akşam dönmeye karar vermiştik- günü de tatil tarifesi uyguluyormuş, bir de efendim webdekiler eski fiyatmış yenisi eskisinin %50 fazlasıymış mış mış mış. Memleketteki kriz arkadaşlara hiç uğramamış anlaşılan. Kısaca "3 günlük tatilde adam söğüşliycem paran varsa gel" demek istemiş arkadaşlar ki hiç hazzettiğim bir yaklaşım değildir. Sevdiceğim de hazzetmemiş ve hemen Köşk Orman' ı aramış zaten. Perşembe akşamı için haftaiçi tarifesinden yani Halki Palas' tan 40 TL ucuz, yani Aya Nikola'nın web sayfasında yazan ilk fiyata anlaşıp rezervasyonumuzu yaptırmış. Yarını iple çekiyorum, hava durumuna baktım aralıklı yağış gösteriyor ama çok da umurumda değil. En kötü ihtimalle dinlenir, kısa yürüyüşler yapar, güzel yemekler yer, kitap okur ve birbirimize sokulup mırıldanırız. Eh daha ne olsun :)