22 Ocak 2014 Çarşamba

Proje 365 / 9




Nude - Amedeo Modigliani


ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Pia - Attila İlhan







21 Ocak 2014 Salı

Olacağı buydu...






Görmüş olduğunuz eser Arsız Böcük'e ait olup, el emeği göz nuru ile büyük uğraşlar vererek yapılmıştır...

Eser, fazla kullanım yani bir nevi aşırı doz'dan iptal olan sağ el bilek ve 2 parmağı konu etmekte olup, modern gerçekçilik akımının bir örneği kabul edilebilir. Ressamın zevzekliği ise tamamen yaratılış defosudur :))

Neyse efem, zevzekliği kesip durumu anlatayım;

Biliyorsunuz kardeşim evleniyor. Bilmeyen kalmadı di mi? Bak sorucam ha ona göre :)))

Şaka bir yana biz de bu ara gündem tek maalesef, bu sebeple tekrarla sizleri sıkıyorsam affola. 

Efendim, hal böyle olup, biz de bu olayın mutluluğuna ve heyecanına kendimizi kaptırıp nişan çikolatasından pastasına kadar hepsini ellerimizle yapıp üstüne nikah şekerlerini de 1 günde bitirmek için yüklenince benim zavallı elimi bayağı bir zorlamışız. O da yetmeyip kuzenin doğumgünü pastasını yapmışız (ama çok güzel oldu yaaa). Sonra aynı gece, bu hafta yoğun olacağım diye proje gönderilerimi önceden çalışayım diye o yorgun ellerle 3 saati de bilgisayar başında geçirmişmiyiz. Geçirmişizzz. İşte bu süper final sonucu olanlar olmuş vee sağ elcağımızı perte çıkarmışız...

Pazartesi hafif sızı ile başlayan ağrılar dün gece yapılan yoğun buz tedavisi ile biraz hafiflese de ebirşeyi tutmak, yazı yazmak, mouse kullanmak, kapı kolunu tutmak gibi çok temel bazı hareketleri yaparken beynimde şimşeklerin çakması maalesef devam ediyor. Eh ben de rahat durmuyorum, onu da yapiim bunu da diye herşeye elimi atıyorum. En sonunda eli sarıp hareket edemez hale getirdik ki benden kurtulup dinlenebilsin. Yoksa bu gün gelen temizlikçi kadının da isabetle tespit ettiği gibi "benim duracağım yok" :)

Halbuki ellerimizle yaptığımız bu güzellikleri yayınlamak için dört gözle bekliyordum. Heyecanı kaçmasından diye nikah bittikten sonra yayınlayayım diye düşünmüştüm. Kaderde yaptığımız cicilerin kendinden önce onları yapan aceleci elleri yayınlamak varmış, napalım! 

Yine de kardeşime feda olsun diyorum ve azmedip tek elimle yazdığım bu gönderiyi bitirirken birkaç gün izninizi rica ediyorum. Biraz yoğun bakım sonrası iyileşmek dileğiyle şimdilik hoşçakalın...



Proje 365 / 8


Eski ve güzel günleri anarken söz Zonaro, Beyatlı ve Baktagir'in olsun bu sabah da...

Keyifle kalın...


Göksu Sefası - Fausto Zonaro


Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle
Her anını, her rengini, her şiirini hazdan.
Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde!

Geçmiş Yaz - Yahya Kemal Beyatlı







20 Ocak 2014 Pazartesi

Proje 365 / 7


Yeni bir gün, yeni bir hafta...

Enerjiniz bol, neşeniz eksik olmasın diye bugün söz Kandinsky, Kanık ve Bangles'ın :)

Keyifle kalın...


Composition VII - Wassily Kandinsky



Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...

Hürriyete doğru - Orhan Veli Kanık







19 Ocak 2014 Pazar

Proje 365 / 6



Güneşli ve en azından pazar olmasından dolayı neşeli bir günün ardından yarın işe gideceklere güzel dakikalar geçirtmesi dileğiyle bu gece söz Mualla, Akova ve Armstrong'un...

Keyifle kalın...


Fikret Mualla


gittiğim bütün hekimler aynı şeyleri söylediler 
söz birliği etmişcesine 
'aşk hastalığıdır bunun adı 
ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra' 


oysa ne yalan söyliyeyim, 
ben yalnızca 
bir kuyrukluyıldıza 
çarptığımı sanmıştım 
yaşamın çıkmaz sokaklarında yürürken 
yüreğim bir patlamayla aydınlanınca

Aşk ve Kuyruklu Yıldız - Akgün Akova








17 Ocak 2014 Cuma

Proje 365 / 5



En çok da, en küçüklerden mutlu oluruz aslında; mesela uyandığınız günün cuma oluşu gibi :)

Hayat önümüzden geçip giderken onu kaçıranlardan olmamak, küçük anlarda gizli mutlulukları ıskalamamak dileğiyle, haftasonumuzu güzel geçirmeye Picasso, Asaf ve İncesaz ile başlayalım.

Keyifle kalın...



The dream - Picasso




Sanırım görmediniz;
Şimdi şuradan geçti.
Yazık görmediyseniz,
Böcek gibi güzeldi.

Yaşam - Özdemir Asaf








16 Ocak 2014 Perşembe

Proje 365 / 4


Heyecanlı ve keyifli bir gecenin ardından uyandığımız bu yağmurlu İstanbul sabahı bize başka şans vermeden bugünün proje gönderisi için atmosferi oluşturmuş bile.

Söz bugün Hassam, İlhan ve Manço eşliğinde yağmurun ve aşkın olsun...

Keyifle kalın...


Rainy Late Afternoon, Union Square - Childe Hassam



elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni  götürecek yoksa beni


geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa  eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni


Yağmur Kaçağı - Attila İLHAN









14 Ocak 2014 Salı

Proje 365 / 3


Mutlu günlere doğru ilerliyoruz. Biraz koşturmalı, çokça  "ne yapsak nasıl yapsak" dolu, heyecanlı ama en temelde keyifli.

Bu aralar proje gönderileri dışındakileri yazacak vaktim olmuyor. Ama dönüşümde yazacak bir Kıbrsı bir de İtalya gezisi var :) ve o zamana kadar yaşanacak yeni güzellkler.

Şimdi sözü Chagall, Süreya ve Tezer'e bırakıyorum...

Keyifle kalın...


Chagall



Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel


Fotoğraf - Cemal SÜREYA





13 Ocak 2014 Pazartesi

Proje 365 / 2


Hiç aklımda yoktu aslında böyle kasvetli bir gönderi hazırlamak.
Ancak bilgisayar başına oturunca çıka çıka böyle bir kombinasyon çıktı bu pazartesi sabahı için. Artık çalışmasam da sanırım ruhum hala derinlerde, biliçaltımın kilitli dehlizlerinde pazartesi sendromunu yaşamaya devam ediyor...

Son Roma gezimizde Galleria Borghese'de orjinalini gördüğümde karşısında uzunca çakılı kalmıştım bu tablonun. Düzenlemesi açısından çok da başarılı bulunmayan bir Caravaggio tablosuymuş aslında ama benim en çok etkilendiğim tablosu oldu diyebilirim.

Aslında dini içerikli ve çok basit bir mesajı var. Meryem ve çocuk İsa, şeytanı sembolize eden bir yılanın başını ezmektedir, yanlarında ise aslında tablonun onuruna yapıldığı Saint Anne (Meryem'in annesi) bulunmaktadır. Fakat ben tablodaki dini içerikten çok, anne ve çocuğun beden dili ve ifadelerinin gücüne hayran kalıyorum. Çocuğun korku ve tereddütle kasılmış vücudu, annenin kendine güveni, vakur, çocuğunu koruyan ve onu korkusuna karşı yüreklendiren hali o kadar güzel resmedilmiş ki baktıkça bakasım geliyor.

Fazla uzatmadan, söz bugün Caravaggio, Mungan ve Chopin'de...

Keyifle kalın...


Madonna dei palafrenieri - Caravaggio



Görünmeyeni görmenin azabı
İçimizde durmadan ödediğimiz
ne ruhumun ay ışığı
ne yırtıcı hayvanlarla güreşen
yorgun bedenim
ihtiyar atlar gibi kapandım içime
yasını tutuyorum sonsuz bir kehanetin

Görünmeyeni görmenin azabı
Çılgınlar otu ağzımda
Kırların yırtığına takılmış karaca
Sıvası dökülmüş duvarlardaki
Donmuş halı zamanı

Çılgınlıklar otu ağzımda
Değişik kalibreli intiharlar denedim
Dipteki arayış boş kovan
Başkalarının gecesi bitmedi daha

Başkalarının Gecesi - Murathan Mungan






Nocturne No.20 in C-Sharp Minor Op. Posth - Chopin


12 Ocak 2014 Pazar

Proje 365 / 1


Sanatın, insanın özünü bulması, kendini keşfetmesi ve dünyayı anlaması için çok önemli olduğuna inanıyorum. En azından benim için, gördüğüm her fırça darbesi, dinlediğim her nota, okuduğum her cümle en derinlerdeki kendime ulaşmamı sağlayacak yolun taşlarına bir yenisini ekliyor sanki.

Bugünden başlayarak Goethe'nin sözlerinin peşine düşüp bir yolculuğa başlıyorum. Her gün, içinde bir tablo, bir şiir ve bir parça müzik içeren bir gönderi hazırlayacağım ve bakalım bu gönderiyi bir kaç mantıklı cümle ile sunabilecek miyim? :)

Umarım hepimiz için keyifli bir yolculuk olur diyor ve sözü Monet, Tanpınar ve Moyet'e bırakıyorum. Önerim müziği başlatıp tablo ve şiirin keyfini müzik eşliğinde çıkarmanızdır...

Keyifle kalın...


On The Bluff At Pourville - Claude Monet



Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

Ne içindeyim zamanın - Ahmet Hamdi TANPINAR









11 Ocak 2014 Cumartesi

Proje 365






Dün facebook'da yukarıdaki gönderiyi gördüm, beni fena halde çarptı.

Önce beğendim, sonra paylaştım.

Yetmedi, kendimi tutamayıp her facebook'a girişimde bu sözü bir kere daha okudum.

Vee bu sözün bana söylediklerini duymadan geçemedim.

Küçük gibi görünse de büyük bir işe kalkıştığımı biliyorum.

Ancak yapmak için içimden yükselen isteğe güvenerek bir proje başlatıyorum.

Yarından itibaren her gün, kendim ve beni izleyenler için

bir parça müzik, 
bir şiir, 
bir tablo 
ve birkaç mantıklı cümle

seçip yayınlayacağım.

Projemin hayatlarıımızı renklendirmesi ümidiyle...




7 Ocak 2014 Salı

En mutlu telaş





Şu gönderide bahsetmiştim Bursa dönüşü bizi büyük bir koşturma ve telaşın beklediğini. Evet işte o gün geldi :)

Sevgili, bir tanecik kardeşim yılbaşından hemen önce İngiltere'den gelen bir iş teklifini kabul ettiğinini ve bir süre orada yaşamak üzere gurbet ellere gideceğini duyurdu. Ancak tek duyurusu bu değildi :) Bizi asıl tatlı heyecanlara garkeden haber, gitmeden önce evlenmeye de karar vermiş olduğuydu :) Bu habere ailece çok çoook sevindik. Ne güzel haberler bunlar, hiç eksik olmasınlar, hep güzel haberlerini alalım...

Bu güzel haberlerle başlayan yılımızın ilk ayı da tatlı telaşlarla geçecek gibi. Yurtdışına gidiş takvimi sebebiyle herşeyi hızlıca yapacağız. Ay sonundaki nikaha kadar tanışma, isteme, yüzüklerin takılması falan herşeyi halletmek gerekiyor :) Abla, evlat ve eş olarak herkesin hazırlıklarına yardım etmek bana düşüyor. Görünen o ki Ocak ayı benim için koşturma ve alışveriş ayı olacak :)) Çok çok heyecanlıyım.

Yılbaşından önce Ocak'ta mutlaka görüşürüz dediğim sevgili arkadaşlarım, işte bu sebeple sizden 1 ay daha af diliyorum. Mutlaka 1-2 fırsat yaratırım ama görüşmek için benden haber bekleyen o kadar uzun bir liste var ki (ne mutlu bana böyle uzun bir listelik dostlarım olduğu için), üzülerek bazılarınızı ancak Şubat'ta görebileceğimi şimdiden iletmiş olayım. Umarım anlayışla karşılarsınız :)

Şimdi gidip bir yürüyüş ve o esnada da planları yapayım :)



*Fotoğraf şuradan


4 Ocak 2014 Cumartesi

Kalbimizi Çalan Ada : Sakız (Chios) - 3


Evet sözümü tutuyor ve Sakız Adası maceramızın son iki günü de bu gönderide yazarak geziyi tamamlıyorum. Umarım sıkılmadan okursunuz :)





Ve nihayet doğumgünüm gelmişti. Harika bir gecenin sabahıydı, hava günlük güneşlikti. Biraz rüzgarlı olmasına rağmen sıcaklık yazı aratmıyordu.

Bir önceki gece sohbete kapılıp geç yatmış olduğumuz için yine çok erken kalkamamıştık ama buna üzülecek de değildik :) Duş ve kahvaltı sonrası bir gün önceden yapılmış programa uygun olarak yola koyulduk.

Nihai hedefimiz bir önceki akşam hava ve rüzgarın durumuna bakıp bizim için en uygun yerin Vroulidia Plajı olacağını söylemişti Yiannis. Yine de nihai hedefimiz Vroulidia olmasına rağmen yolumuzun üzerindeki diğer plajlara da uğrayıp bir fikir edinmeye karar verdik. Karfas'tan sahil yolundan Komi'ye Lilikas, Komi, Emporios ve Mavra Voli'ye uğradık. Lilikas ve Komi uzun ve kum demiyim ama küçük sarı taşlı kumsallar. Çevrede yazın açık olacağını tahmin ettiğimiz tesisler de mevcut.

Mavra Volia - by MRA

Emporios çok şirin birkaç restorant ve cafenin'de olduğu denizden olukça içeri giren bir koy. Burdan da denize girmek mümkün ama asıl plaj 5 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşılan Mavra Voli. Mavra Voli volkanik siyah taşları ile meşhur bir plaj. Plaj kayalıkların böldüğü birbirinden görülmeyen bölümlerden oluşuyor. Her biri küçük bir vadi gibi. Bir yürüyüş yolu ile ikincisine ordan da sahilden diğerine geçebiliyorsunuz. Belki daha devam ediyordur biz çok devam etmedik.

Rüzgar sebebiyle bu kıyılar oldukça dalgalıydı, bu sebeple bu plajlardan denize girmedik. Tüm plajları gezdiğimizde karnımız acıkmıştı. Mevsim dışında heryer açık olmadığı için Vroulidia da yemek birşey bulup bulamayacağımızdan emin olamayınca Emporios'da hafif birşeyler atıştırmaya karar verdik. Denizin hemen kıyısındaki bir restoranta yayılıverdik.


Emporios - by MRA


Bu arada adanın güneyi sakız ağaçlarının en çok yetiştirildi bölge olduğu için her yer sakız ağaçları ile dolu. Gövdelerinin şekli ve bu şekillerin ışık ve gölge ile oluşturduğu oyunlar o kadar güzel ki, aklım denizde olmasa saatlerce fotoğraf çekilecek malzeme vardı diyebilirim, ben şipşak 1-2 tane çektim, pek de güzel becerememişim ama yine de fikir verir sanırım. :)


Sakız ağaçları - by MRA

Yemekten sonra Sakız ağacı tarlalarının arasından Vroulidia'ya ulaştık. Çok dik bir yokuşu inerek arabayla indiğimiz açık bir alandan sonra da 100 basamak kadar inerek bu harika koya ulaştık. (Yiannins'e bir kere daha dua ettiğimizi söylemem gerek yok herhalde.)

Bu arada yemek yiyerek ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi de gördük çünkü yazın hizmet verdiği anlaşılan büfemsi yer kapalıydı.

Kuş uçmaz kervan geçme bir yerde olan bu koyda 2 nudist hatun ve bunlardan gayrı tek başına takılan ayrı bir adamcağız vardı sadece. Biz de tipik bir Türk olarak, "şimdi Türkiye'de olsak bu adam hiç zaman kaybetmeden bu hatunlara asılır, hatta hatunların kokusunu alan sapıklar dağ tepe demez hemen buraya üşüşüp hatunları gebertene kadar tecavüz ederdi" diye düşünmekten kendimizi alamadık. Memleketimizin haline acıdık, onların rahatlığına ise hayran olduk.


Vroulidia - by MRA

Bu karmaşık duygularla plajda beğendiğimiz bir noktaya seriliverdik. Deniz muhteşemdi, diğer yerlerdeki rüzgar ve dalgadan burada eser yoktu. 2 saat kadar kah yüzüp kah güneşlendikten sonra hava kararmadan Lagada'da olabilmek hedefiyle dönüşe geçtik.


Doğumgnü sırıtkanları - Karfas - by MRA

Odamıza uğrayıp, duşumuzu alıp giyindikten sonra tekrar arabaya atlamadan baktık güneş bir harika, hemen balkonumuzda bu anı ölümsüzleştirelim dedik :) HAfif kabak kıvamında çıkmışız ama idare edin :)

Fotoğraf faslı bitince Lagada'ya doğru yola koyulduk. Lagada'ya giderken hemen şehir çıkışındaki yel değirmenlerini gün batımında görmeyi çok istiyordum ancak arada bir yerde nasıl becerdiysek yanlış yöne saptık ve tekrar ana yola birleştiğimizde değirmenleri geçmiştik :(

Daha önce gördüğüm ve fotoğraflarından çok beğendiğim bu yeri ancak dönüşte görebildik ancak hava karardığı ve yanımızda tripod olmadığı için maalesef fotoğraflarını çekemedik. Siz giderseniz mutlaka görün derim. Aşağıdaki fotoğraf lar şu sitelerden (foto1,foto2,foto3)


Yel değirmenleri (Sakız Adası/Chios)


Lagada'ya vardığımızda güneş batmış, hava kararmaya yüz tutmuştu. Lagada şirin küçük bir koyda ortasından nehir geçen bir balıkçı köyü. Deniz boyunca restorantlar ve cafeler dizilmiş. Evler bakımlı ve tipik ege mimarisinde. Yiannis'in söylediğine göre Türkler en çok burayı çok seviyormuş :)

Biz yine hava karardığı için fotoğraf çekmedik. Fikir vermesi için aşağıdaki  foto şurdan


Lagada (Sakız Adası/Chios)

Sahili boylu boyunca bir o yana bir bu yana, yükselen mehtabı seyrederek yürüyüp, iyice acıktıktan sonra yemek için hemen denizin dibinde masaları olan tavsiye restoranta yerleştik. Klasik olarak Yunan Salatası, caciki ve patlıcan kızartması istedik. Bu restorantta yediğim caciki ve patlıcan kızarmasına bayıldım. Yunanlar patlıcan kızarmasını farklı yapıyorlar,bizim midye kızartırken kullandığımıza benzer bir sos batırıp kızartıyorlar. Böyle olunca hiç yağ çekmiyor ve çıtır çıtır oluyor. Bir de tepeleme dolu bir tabak getiriyorlar ki ben gelen porsiyonu ilk gördüğümde "kim yiyecek bunu" dedim ama nerdeyse hepsini yek başıma götürdüm :)) Bu patlıcanı Bora Bey'in blogunda okumuştum, onun methini okumamış olsam sipariş etmek aklıma gelmezdi doğrusu. Bu güzel tavsiye için kendisine buradan teşekkür etmiş olayım bir daha.



Yunan usulü kızarmış patlıcan - ToFoodWithLove


Mezelerden sonra hep kalamar yedik değişiklik olsun deyip karides güveç de istedik. Ancak beğenmedik. Sosu domates değil de yoğun bir salça ile yapılmıştı, tadı bize çok ağır geldi.

Uzo'ya eşlik eden mezeler ve ara sıcaktan sonra fazlasıyla doyduğumuz için sıcak istemekten vazgeçtik. Daha merkeze müzik dinlemeye gideceğimiz için kahvelerimizi de içip 21:30 gibi Lagada'dan ayrıldık.

Müzik için gittiğimiz yer Odysseia adında bir şarap eviydi. Henüz 3 gün önce açıldığını orda öğrendik :) Biz gittikten 15-20 dakika sonra müzik başladı. 5 kişilik bir orkestra, aralarında Livaneli, Sezen ve Ezginin Günlüğünün şarkılarınında bulunduğu Türk-Yunan karışık bir repertuarı son derece keyifli bir şekilde çaldılar.

Mekanda içki biraz pahalı görünmesine rağmen içki ile beraber çok hoş bir tabak getiriyorlar. Patlıcan, domates ve peynirli 3 ayrı sos/dip ve çok lezeetli krakerlerle biraz da peynir içkinin yanında standart. Ayrıca benim doğumgünüm olduğunu öğrendiklerinde bize ayrıca bir et tabağı geldi :) Üstüne üstlük Türkiye'de hiç alışık olmadığımız şekilde doğumgünüm için eşimin kaşla göz arasında ayarlamalarını rica ettiği pasta için de ücret almadılar. Mekan yeni açıldığı için mi böyleydi yoksa gerçekten farklı bir hizmet anlayışlarımı vardı bilemiyorum ama bizim için her açıdan geceye harika bir final olduğunu söyleyebilirim.

Sakızdaki son günümüzü, feribotumuz akşamüstü olduğu ve arabayı ise öğlen teslim etmek zorunda olduğumuz için merkezi gezmeye ayırmıştık. Kalktığımızda son bir kez denize girdik, sonra hazırlanıp sevgili Cindy ile vedalaştık. Cindy bir de doğumgünü hediye almış bana, nasıl da duygulandım. Çok tatlılardı ya. Yiannis ise sabah işe gitmiş, veda etmek için bizim kapıyı tıklatmış ama duymamışız, çok selamı olduğunu bize Cindy iletti.




Karfas' tan ayrılıp merkeze varmadan önce arabayı aldığımız kadar benzin ile bırakmak için epey debelendik. Yaw bu işi hiç anlamam insanlara işkence resmen aldığın kadar benzinle bırak demek. Zaten göstergelerin çoğu manuel, eğer tam, yarım ya da çeyrek değilde aralarda bir yerdeyse iki taraflı tartışmaya açık bir durum. Teslimatta ne yazılırsa yazılsın azdı, fazlaydı diye muhabbet konusu olabilir. Ayrıca manuel göstergeler benzin dolduğu anda doğru göstermiyor dolan miktarı. Benzin doldurduktan sonraki birkaç kilometre içinde gösterge doğru yere geliyor. Hal böyle olunca insanlar çoğunlukla aldıkları kadar bırakmak için uğraşırken aslında fazla dolduruyorlar benzini. Bu konuyu sadece İspanya'da adam gibi yönettiklerini gördüm. Arabayı dolu depo ile veriyorlar, dolu istiyorlar. Budur kardeşim ya, ne uğraştırıyon adamı. Bu yöntemin acilen evrenselleşmesini talep ediyoruuumm.!!!


Sakıs Adası Merkez - Kale - Chios - by MRA

Neyse, benzin işini halledip arabayı teslim ettikten sonra valizlerimizi Ertürk'ün ofisine -saat 16:00'da almayı- taahhüt ederek bıraktık ve merkezdeki kaleiçi bölgesini gezdik. Sonra biraz da sokaklarda turlayıp yurda götürmek üzere biraz alışveriş yaptık. Gittiğim yerlerden genelde bir magnet dışında hatıralık bir şey almam. Çok seyrek belki el yapımı bir şeyler olabilir, bir tablo ya da işte yöreye özgü ve başka yerde bulunamayacak birşey varsa. Bunun dışında aklım hep yiyecek ve içecektedir. Mümkün olsa koca bir bavul yiyecek ve içecek getirebilirim gittiğim yerden. Allahtan kocacım aklın sesi oluyorda beni frenliyor :) Bu seferde biraz sakız (mastiha), bir şişe uzo, mandalina reçeli, sakızlı domates ve patlıcan sosu, mastiha gazozu ve bir de çeşitli soğuk etlerden oluşan bir paket sonrası durmayı başardım.

Yorulunca sahildeki -yine tavsiye- bir restoranta oturup öğlen yemeğimizi sipariş ettik. Bu arada yemek demişken Sakız adasında tattığımız uzo ve biralar içerisindeki favorilerimizi de yazmak istiyorum. Aşağıdaki fotoğraftadır kendileri, ikisi de yerel yani Sakız adası yapımı.

Aslında uzonun kralı Midillide yapılırmış hatta dönüşte duty free'den aldığımız Plumari marka uzo da kralmış ama biz Kazanisto'yu da çok beğendik. Uzo olarak Yiannis'in tavsiye ettiği Apalarina bize fazla sert gelmişti bu sebeple Kazanisto'yu Kambos'taki tavernada garsona tarif ile kendimiz keşfettik :) Ancak sağlam rakıcılar Apalarina'yı denemek isteyebilir.



Favoriler - by MRA


Bir yandan biramızı yudumlar, diğer yandan yemeğimizi yerken bir ara garson elinde bir telefonla yanıma yanaştı ve adımı sorup size telefon var diye telefonu uzattı. Ne kadar şaşırdığımı tahmin edersiniz herhalde. Sakız adasında bir restorantta beni kim arayacak? Kalbim çarparak alo deyince hattın diğer ucunda Yiannis' in sesini duydum :) Sabah uğradım ama duymadınız, görüşemedik, veda etmek için aradım demez mi? :) Nasıl bir kibarlıktır kardeşim ya, gel de sevme bu insanları :) Konuştuk, gülüştük ve sonunda kalbimizi onlarla bırakarak vedalaştık.

Yemekten sonra bavullarımızı Ertürk'ün ofisinden alıp, feribota gittik. Bu arada feribota binerken eşimin aklına evin ve arabanın anahtarlarını sormak geldi. Çantaya baktık yok, bavula baktık yok. Amanın bir panik biz de. Acaba kasada mı unuttuk diye, Cindy'i aradık. Bir yandan feribotun kalkmasına ne kadar var unuttuysak geri dönüp alabilir miyiz Karfas'tan hesapları yapıyoruz, bir yandan ben bavulu falan herşeyi döktüm ortaya tırım tırım aranıyorum. Bu arada ben çoğunlukla oldukça tertipliyimdir, böyle önemli şeyleri de hep kontrol ederim. Ayrıca sağlam saklanacak şeyler benden sorulur ama bu sefer nasıl sağlam saklamışsam bulamıyorum. Beyin zaten kendini tatil moduna almış, çalışmayı, hatırlamayı reddediyor. Düşünmeye çalışıyorum ama nafile, panik haldeyim. Geride birşey bırakmadığıma da eminim, odayı köşe bucak kaç kere kontrol etmişim. Kesin bavulda ama şöyle sakinleyip nereye koymuştum düşünemiyorum. En sonunda dedim panikle olmaz bu iş sakin ol. 1-2 dakika durdum sakinledim ve kaybettiğim şeyleri bulmak için en çok izlediğim yolu izledim. Gözlerimi kapadım, en son elimde anahtarla nerdeydim, ne yapıyordum diye düşündüm. Sanırım hafızam görsel çalışıyor, birkaç saniye sonra tataaamm hafızamın derinliklerindeki bilgi görüntüler halinde geldi ve anahtarı sanki 2 dakika önce deli gibi arayan ben değilmişim gibi olduğu yerden çıkardım. Ohhh beee!!! Nasıl rahatladığımı anlatamam.

Bu krizi de atlattıktan ve biraz sakinledikten sonra üst katta yerimizi alıp denizi seyrederek feribotun kalkışını bekledik. Feribot hareket ettiğinde güneş de alçalmaya başlamıştı. Çok keyifli tatilimizi -ufak bir kriz atlatsak da- yine çok keyifli şekilde sona erdiriyorduk.


Sakız adası feribotunda gün batımı - by MRA


Sakız Adasını çok sevdik, sanırım anlamışsınızdır :) Biz tekrar gideceğimiz günü iple çekiyoruz, siz de henüz gitmediyseniz gitmenizi tavsiye ederiz....


3 Ocak 2014 Cuma

Geç kalan blogger




Yılbaşında buralarda olmayınca blogum için planladığım birçok şeyi de yapamadım, yetiştiremedim.

Halbuki hem fotoğraflarla, hem de bir gönderi ile 2013' ü uzun uzun anlatacaktım.

Bu gönderinin zamanı geçti belki. Ama her fırsatta eski albümleri ortaya döküp, defalarca ve uzun uzun aynı fotoğraflara bakmayı seven, benim gibi biri için fotoğraflı bir özeti pas geçmek imkansızdı.

Hem de daha yılın 3. günü, çok da geç kalmış sayılmam değil mi? ;)

İşte Instagram'dan bir seçki ile "Benim 2013' üm" en sevdiğim şarkılardan biri olan "The way you look tonight" eşliğinde.

İyi seyirler ve keyifli hafta sonları...





Daha iyi kalite de bir seyir için tık tık.


2 Ocak 2014 Perşembe

Tam "Oh be evime döndüm" derken...






Hepimiz -en azından çoğumuz- gezmeyi severiz, bol bol gezelim isteriz. Ben de bu konuda şanslılardan olarak birkaç aydır habire gezip duruyorum. Arada 3-5 gün İstanbul' a dönsem de bu kısa zamanları da bavul aç, çamaşır yıka, çamaşır ütüle, bavul topla çerçevesinde geçiriyorum.

Şimdi lütfen yazacaklarım için kızmayın ama evimi özledim ben yawww!!!!!

Dün yoldan gelirken ilk defa bir an önce eve varmak istedim. Eşime de "Bende hal böyle, sence çok mu nankörüm?" demeden edemedim. Hatta hemen ardından "Aman bunu kimseye söylemeyeyim, kızan çok olur. Zaten en az 1 ay hiçbir yere kıpırdamayacağım." minvalinde çok bilmiş bir konuşma bile yaptım.

Tamam leyleği havada görmüştüm, e yeni yıla da gezerek girdim ama insan -hem de özleye özleye- eve döndüğü gün 2 gün sonra şehir dışına çıkmak için plan yapar mı? Bendeniz rahat duramayıp yaptı bile.

Cumartesi akşamı kuzen Bursa'ya gidiyormuş. Pazar da annemler İstanbul'a gelirken Bursa'ya uğrayacakmış. Eh benim bütün teyzeler ve kuzenler Bursa'da ve uzun zamandır da görmedim onları. Hal böyle olunca Kuzenle gidip, annemlerle dönme fırsatını tepemedim. Gitmişken Pazar günü bir hamam keyfi yaparım artık :) Akşam da teyzemlerde ma'sülale toplaşıp hasret gideririz. Pazartesi de yuvaya dönüş..

Önümüzdeki haftadan sonra da bir koşturma başlayacak ki, sormayın. Onu da döndüğümde anlatayım artık...

Soranlara Not: Gitmeden Sakız Adası gezisinin son gününü ve hatta yetiştirebilirsem Kıbrıs gezimizi de  yazacağım, söz ;)