sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2014 Pazartesi

Gecikmiş Internetten Seçmeler :) / Saturday Shares





Bu hafta fena halde geç kaldım kusuruma bakmayın. 2 hafta sonra çıkacağımız uzun yurtdışı seyahatimiz öncesi eşimin işiyle ilgili yoğun yardıma ihtiyacı olduğundan bu aralar zamanımı ona adamış bulunuyorum. Hal böyle olunca ne doğru düzgün internette dolaşmaya ne de yeni şeylerle ilgilenmeye vaktim kalıyor. Günlerdir adam gibi blog bile okuyamadım :(

Yine de bu haftayı tamamen pas geçmeye gönlüm el vermedi. Bu sebeple son haftalarda pazar günlerime keyif katan iki TV programını paylaşmak istiyorum bu hafta sizlerle.

İkisinin de BBC olması tesadüf mü bilmiyorum. Zaten oldum olası BBC yayınlarına sempati duymuşumdur.


Bir İtalyan ve bir İngiliz bir gün İtalya yollarına düşmüşler...






Önereceğim ilk program Italy Unpacked. Programda İtalyan bir şef ve İngiliz bir sanat eleştirmeni İtalya' yı baştan başa dolaşıyor. İtalya denince akla gelen ilk iki kavram olan sanat ve yemek deli dolu adamlar sayesinde son derece eğlenceli şekilde birleşiyor. Biz bu kafadarları her hafta keyifle seyrediyoruz, size de öneririz.

Merak edenler için :






Sanat dedektifliği heyecanı...






İkinci program ise Fake or Fortune? Bu programda bir gazeteci ve bir sanat uzmanı çeşitli sanat eserlerinin gerçek olup olmadıkları konusunu araştırıyorlar.  Bir yandan tam bir dedektiflik macerası heyecanı sürerken diğer yandan sanat ve sanat tarihi ile ilgili harika bilgiler edinmek mümkün oluyor. Sanatın sıkıcı olduğunu düşünenleri özellikle bu programı seyretmeye davet ediyorum :)



İşte bölümler biri :







Daha fazlasını izlemek isteyenler bu programları hemen Youtube' dan seyredebileceği gibi Bloomberg TV'de pazar günleri öğlen saatlerinde arka arkaya gösterimlerini de bulabilirler.

İyi haftalar...






27 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bu hafta pek hareketligeçiyor. Dün gece ki kızlar partisinden kalma dumanlı kafamı bu cuma akşamında bilgisayar başına oturmam da bundandır :) Yarın gün içinde dışarıda koşturulması gereken birkaç iş, evde temizlik, akşam da dostlarla yenecek bir yemek olunca bu haftanın paylaşımları için bugünden yazıyı tamamlamak farz olmuş demektir.


İşte bu haftanın paylaşımları,



Kendinize güveninizi sadece 2 dakikada nasıl yükseltirsiniz?








Yine son derece ilham verici bir TED videosuna rastladım bu hafta.

Videoda Harvard' da profesör olan Sosyal Psikolog Amy Cuddy ve ekibinin yaptığı bir araştırma anlatılıyor. Araştırmadan çıkan etkileyici sonuç özetle şöyle; beden dili sadece o anda nasıl hissettiğimizi yansıtan pasif bir araç değildir, bizler kendi bedenimizi kullanarak nasıl hissettiğinizi değiştirebiliriz. 

Nasıl mı? Kısaca şöyle;

Bir grup denekten sadece 2 dakika boyunca güçlü görünen, güç ifade eden bir pozisyonda durmaları isteniyor. Yukarıdaki fotoğraftaki "Wonder Woman" pozu gibi mesela. Diğer gruptan ise tam tersi sinik, korkak ve savunmacı bir pozisyonda durmaları isteniyor.

Deneyden önce ve sonra Testosteron ve Kortizol hormonlarının seviyeleri karşılaştırılıyor. Bu hormonlar nedir diyenler için:  Testosteron, vücutta güç, cesaret, girişkenlik, kendine güven gibi etkileri olan bir hormon. Erkeklik hormonu olarak da biliniyor oysa her iki cinste de salgılanıyor, erkeklerde çok daha fazla tabii :). Kortizol ise vücudun strese gösterdiği tepkiyi gösteren hormon, stres hormonu olarak da biliniyor.

Deney sırasında yapılan testlerde görülüyor ki sadece 2 dakika güç pozisyonunda duran kişilerde vücuttaki güç hissini gösteren testosteron seviyesi %20 yükseltirken, kortizol seviyeleri %25 azalıyor. Yani kendilerini gerçekten daha güçlü ve daha az sıkıntı da hissediyorlar.

Bunun aksine sinik pozisyonda duranların testosteron seviyesi %10 civarı düşerken Kortizol seviyeleri %15 civarı yükseliyor. Yani başladıklarından daha korkak, tehdit edilmiş ve gergin hissetmeye başlıyorlar.

Ben kendi adıma bunu bilinçli olarak yapmasam da güç ve kendine güven ihtiyacı duyduğum zamanlarda daha dik oturup, omuzlarını geriye devirip, derin bir nefes aldıktan sonra yumruklarımı sıkar ve yüzümde kararlı ve ne yaptığını bilen bir ifade takınmaya çalışırım. Kısa bir süre bu şekilde durmak bana her zaman iyi gelmiştir. Bu videoyu seyrettikten sonra bunu bilinçli olarak uygulamaya başlayacağımdan eminim :) Buyrun bu etkileyici videoyu bir de kendiniz seyredin.







Surada da pek zevkle takip ettiğim A Cup Of Jo blogunda konuyla ilgili yer alan paylaşım. İçerdiği Amy Cuddy hakkındaki New York Times makalesine göz atmanızı da özellikle tavsiye ederim.



Bir insan elini attığı her şeyi mi becerir!







Bu paylaşım erkekler için çok çekici gelmeyebilir ama bayanların bu blogu keşfetmekten mutlu olacağına eminim.

Size tavsiye edeceğim Genine's Art Blog takip etmeye ilk başladığım blog olsa gerek. Yıllardır takipteyim ve bu hatunun hastasıyım :)

Genine, yaratanın cömert davrandığı insanlardan biri. Yaratmak onun yaşam tarzı olmuş. Durmadan dinlenmeden harika şeyler üretiyor. Resim yapmaktan, oymacılığa, seramik yapımından dikişe kadar her şeyi beceren, becermekle de kalmayıp yaratıcılığını, farklılığını ve el becerisini yaptığı her işte gösteren inanılmaz yetenekli bir hatun.

Sadece kendisi de değil, mimar olan eşi ve harika resimler yapan oğlunun da insanı çatlatacak derecede yetenekli olduğunu söylemem lazım. Yaşadıkları evleri eşi yapıyor, birkaç senede bir yeni bir ev yapıp, eskisini satıp yepyeni bir maceraya başlıyorlar. Blogda bu evler konusunda da bir çok yazı ve fotoğraf bulabilirsiniz. Dekorasyon ve mimari konusuna olan merakım sebebiyle hepsini tek tek takip ettim ve yaşadıkları her eve ayrı ayrı bayıldım diyebilirim. O kadar ki beni evlat edinmeleri için kendilerine yalvarmayı ciddi ciddi düşündüğüm anlar oldu :)

Bloguna kabaca bile göz gezdirseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hele detaya girerseniz renkli kişiliği ve yarattığı güzelliklerle sizi kendisine nasıl hayran ettiğini göreceksiniz.







Bu arada her ay ücretsiz yayınladığı tamamen kendi çizimi olan desktop'ları yayınlamaya başladığı ilk günden beri kullanıyorum. Sizin de seveceğinize eminim.



Lüfer Koruma Timi



Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar ve Lüfer Koruma Timini hala duymamış olanlarınız için bir ara uzun uzun yazacağım. Ancak balık avlama yasağının bitişinin ardından tezgahlarda gördüğüm Lüfer ve Palamut iddiasındaki balıkların küçüklüğünü görünce çok geç olmadan bu konuya değinmek istedim. 

Geçen sene Beşiktaş pazarında bir amcaya balıklarının küçük göründüğünü söylediğimde "kızım burası Beşiktaş, buranın hanımları sattırır mı bize küçük balık, herkesin gözü üstümüzde" demişti. Yaptığımız kontrollerin ne kadar etkili olduğunu bu olayla iyice anlamıştım. İşte bu yüzden "amaan ne olacak" demeyin, neler için bir foto çekip sosyal medyada paylaştığınızı düşünün. 

Sizin için bu işin peşinde koşacak, ne yapacağını bilen insanlar sizin için çalışmaya hazırlar. Sizden sadece onların gözü olmanızı istiyorlar. 

Siz de yasal sınırın altında satış yapan birine rastladığınızda (balıkçı, market, seyyar ya da lokanta farketmez) 
  • çekin bir fotoğrafını 
  • ekleyin satıcının isim ve adresini 
  • @140journos'a tweetleyin.





Buna ek olarak Slow Food / Fikir Sahibi Damaklar hesabını facebook ve twitter'da takibe alırsanız hem konunun detayları hakkında bilgi sahibi olabilir hem de birbirinden değerli bilgi ve aktivitelerle ilgili haberlere birince elden ulaşabilirsiniz..


Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...


14 Kasım 2013 Perşembe

Ben "Anish Kapoor" gördüm...




Zor! Modern, soyut sanatı anlamak benim için zor. Bu yeterli altyapım olmayışından kaynaklanıyor büyük ihtimalle ancak yine de sanatın en önemli özelliği bence insanın içindeki duyguları harekete geçirmesi. Anlayamıyor olabilirim ama hissediyorum...


Sky Mirror - Anish Kappor

Dün pek sevgili dostlarla gittiğimiz Anish Kapoor İstanbul'da sergisinin pek sevgili sahibi Anish Kapoor'u da anladım dersem benim için çok büyük bir laf olur. Ancak beklemediğim şekilde etkilendim bu sergiden. Gözün gördüğünden ötesinin olduğunu bilmek insan beynini ve hatta duyularını çılgın şekilde harekete geçiriyor. Bilmediğiniz ve hatta sanatçının bile yaratırken bilmiyor olabileceği bir şeyi hissediyor ve onu bildiğiniz şekilde algılamaya uğraşıyorsunuz. Aslında soyut sanatın amacı tam da bu. Somut sanat da yapılabilecek herşey yapıldı günümüze kadar. Bundan sonra düşünülmeyeni düşünmek, görünmeyeni göstermek, bizim bile bilmediğimiz karanlıkları araştırmak peşinde insan oğlu.

Sergideki ilk parçalar ben de pek bir etki yaratmamış ve ilk anlardaki halim "Ben Anish Kapoor gördüm" noktasından uzak olmasa da serginin içinde ilerledikçe duygularımdaki değişimlere, zihnimdeki kıpırdanmaya kapılıverdim. Parçaların önünden ilk birkaçındaki hızla geçip gidememeye başladım. Baktıkça bakasım geliyordu. Hatta müzeye girerken önünden geçtiğimiz Sky Mirror parçasına çıkışta bir kere de kulağımda Anish Kapoor'un bu grup eserine bakış açısını anlattığı sözleri ile uzun uzun baktım.


Sky Mirror da biz - by MRA

Serginin sonunda, konferans salonunda yayınlanan Anish Kapoor ile yapılmış röportajın videosu da benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Sanatçı, yaratma sürecini, ilham aldığı konuları, nasıl çalıştığını anlatıyordu. Bu videoyu önce mi seyretmek iyi sonra mı bilemedim. Hiç birşey bilmeden önyargısız şekilde tamamen güdüsel olarak eserleri görmenin eserleri algılamada fark yaratacağını düşünüyorum. Ancak videodan sonra da bakış açınız değişip farklı bir gözle bakıyorsunuz. İkisini de deneyimlemek lazım sanki.

Videoda dört önemli nokta vardı benim için.


  • En çok etkilendiği ve yarattığı bir çok esere ilham veren şeyin "psikanaliz" olduğunu söylemesi eserlerinin kadar interaktif ve ne kadar öznel olduğunu bir kere daha anlamamı sağladı.


  • En kritik bulduğu üç şeyin boyut, mekan ve zaman olduğunu söylediğinde gördüğüm eserlerde bu üçünün ne kadar büyük önemi olduğunu bir kere daha farkettim. Özellikle videoda uzun uzun yer verilen Cloud Gate (Chicago, Millenium Parta yer alan) eseri bunun en çarpıcı örneği. 
  • İnsanların eserleri ile kurduğu ilişkiyi çok önemsediğini, sanat eserinin izleyici olmadan herhangi bir obje olacağını söylemesi, izleyici olarak beni çok etkiledi.


  • Eserlerinin büyük kısmını kendisinin yapmadığını ve bunu önemsemediğini anlattı. Önemli olan zihnimde yarattığım şeyin en mükemmel şekilde oluşturulması, bunu ben yapacağım diye ısrar edip mükemmel yapamadıktan sonra bunu benim yapmış olmamın bir önemi yok. Benim için zihnimdeki yaratım önemli, sonrası bunun obje haline getirilmesi sadece. Bu kısım sanırım bazı izleyiciler için hayal kırıklığı oldu sanırım çünkü çoğu kişi tonlarca mermerin bu kadar farklı formlar ile pürüzsüz şekilde oyulmasından, eserin kendisinden daha fazla etkilenmişti. Bense bu düşünceyi salonda fısıldanırken duyduğum ilk an itibari ile pek benimsemedim.  O anda yanımdaki arkadaşıma söylediğim gibi. "Bundan yüzyıllar önce Michelangelo'nun Davut'u yapması bu açıdan etkileyici görülebilir belki ama bu eserlerde asıl etkileyici olan tekniği olmamalı".  Sonrasında videosunda sanatçının bu düşüncemi onaylamasından öğretmeni tarafından "aferin çocuğum" denim öğrenci keyfi almış olduğumu itiraf etmeliyim.

Cloud Gate - Anish Kapoor


Bu arada Sakıp Sabancı Müze'sine böyle bir sergiyi gerçekleştirdiği için teşekkür etmek lazım, zira bazı eserlerin yerleştirilmesi için müzenin duvarlarının yıkılıp yeniden eseri de içerecek şekilde yapıldığı görülüyor. Belli ki maliyetli bir sergi olmuş. Sanata böyle bir yatırımı yapmak bu zamanda pek fazla kişinin harcı olmadığı gibi, pek fazla kimsenin vizyonun da bir parçası değil. Bu açıdan fark yarattıklarını söylemek lazım.

Farklı ve güzel bir deneyimdi ve çok sevgili dostlar ile paylaşıldığı için ayrıca keyif verdi. Sağolun kızlar...


Kapoor'u anlamaya çalışırken - by MRA