ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2013 Pazartesi

Oy oyyy çok yorulduummm




Amanın nasıl bir gündü o öyle!!!!

 Biraz iş yapayım derken kendimi kaybettim resmen :)

1- Sabah kalktığımdan beri 4 makina çamaşır yıkadım. Bu demektir ki 4 defa çamaşır serdim ve 2 defa da topladım :)

2- 1 sepet ütü yaptım. Ütülenenleri yerine yerleştirdim. Bu sırada da bazı çekmecelerin düzenini değiştirdim.

Bu arada evime 15 günde bir temizliğe yardımcı geldiği halde neden ütü yapıyorum anlatmak isterim :)
Halkalı'ya geldiğimde, taşınmak sebebiyle karşılaştığım en büyük sorun temizliğe gelecek yardımcı bayan bulmak konusunda olmuştu. Tadilat ve taşınma esnasında gelen 4 ayrı kişinin hiç birini beğenmedim (işten çok tavır sebebiyle). Bu tarafın hatunları bir acayip kardeşim. Acayip iş seçiyorlar, burunlarından kıl aldırmıyorlar, çok para istiyorlar, üstüne bir de dilleri pabuç gibi. Tam kuzenle anlaşıp ona her hafta gelen hatunu 15-15 paylaşmaya karar verdiğimizde hatun devamlı başka bir iş bulup onu da bıraktı :(
Nihayet 5. ayın sonunda ortalamanın az üstünde ama en önemlisi daha insan bir insana rast geldim. İlk konuşmamızda ütü yapmam demesine rağmen ütülerimi de yapınca tamam dedik ve el sıkıştık. Bu ütü meselesinin de, "ütü yaparım" dediğinde sepet sepet ütü yapmak zorunda kalması sonucunda geliştirdiği bir savunma olduğunu sonradan öğrendim. Ve mesajı da aldım tabii. Zor bulmuşum, korkutmaya gelmez :) diyerek kolay ütülenecek şeyleri kadına ütületmiyorum, kendim ütülüyorum. Halimize bak yaa  :( Eh biz de gülelim bari ağlanacak halimize :)

3- Ardiye olarak kullandığımız çamaşır odasını biraz daha derleyip toparlamak için geçen hafta Koçtaş'tan aldığım kutuları yerleştirdim. Kapağı kırılan takım çantasını yeni aldığıma aktardım.

4- Eşimin kışlıklarından halen çıkarmadığım bir postayı (ceketler, çoraplar ve ayakkabılar) çıkardım. Onların yerine kaldırılacakları yerleştirdim. Çıkan ayakkabıları boyadım.

5- Annemin pazardan aldığı ve el koyduğum 2 adet yastık kılıfı, içine girecek büyüklükte yastığım olmadığı için ortalıkta sürünüyorlardı. Yaratıcı bir fikirle çanta satın aldığınızda verdikleri beyaz ince kumaş kılıflardan 2 tanesini başka bir yastıktan çıkan ve yine ortalıkta dolaşan silikon ile doldurup iç yastığı yaptım ve kılıflarımı kullanıma açtım :)

6- Daha önce şu yazımda bahsettiğim şekilde oturduğumuz ev yeni değil ve biz de çok uzun süre kullanmayacağımızı düşünerek taşınırken çok büyük tadilatlar yapmadık. Gel gör ki. Evin banyosundaki fayans işçiliği korkunç. Bu konuda babam taşınmadan önce bir kısım düzeltmeler yapmaya çalışmıştı. Fakat zamanla oluşan 1-2 problem sonrası derz ile yapılması gereken dolgular silikon ile yapılması sebebiyle bazı yerlerde çok başarılı sonuç alamamıştık.  Silikonun üzerine derzler tutmamıştı, bizim de derzleri kazımaya girişecek zamanımız yoktu.

Bununla beraber, fayanslarımızın rengi ve deseni sebebiyle ilk anda çok kolay farkedilmeyen ancak zamanla kirlenip kendini gösteren derz birikintileri mevcuttu. Resmen inşaat pisliği yani :( Tadilat ve taşınma sırasında eve gelen her kadının eline bir kazıyıcı verip bunları temizlemesini söylediysem de ancak %10'unun temizlenmiş olması beni sinir ediyordu. Bunları her gördüğümde kazımaya niyetlensem de o anda yapamadım nedense. Erteleye erteleye bugüne geldik ve işte bugün o gündü. Banyoda ne kadar fayans varsa tek tek kazıdım. O da yetmedi gereksiz yere silikon yapılmış yerleri söktüm. Tüm banyonun yer duvar birleşimlerini (özellikle duş teknesinin kenarı) kazıdım. Kazıma işlemi bitince tüp derz dolgusu ile bozuk ve lekeli derzlerin tümünü tekrar yaptım.

7- Evde yapılan tüm işlemler sonrası ortaya çıkan pisliği temizledim. Bunu çok detaylı yapmadım artık :) sadece yarın ki temizliğe kadar idare edecek, bu gece yerlere basabileceğimiz kadarla yetindim :)

8- Akşam için zeytinyağlı enginar yaptım.

Sonuç olarak: Bitmişim yorgunluktan :(

Aldığım sıcak duş sonrası yayılıp kaldığım kanepeden kalkıp akşam yemeğini kim alıp yiyecek diye kara kara düşünmekteyim...

Not: Bu kadar işe rağmen sabah kendime yaptığım listede halen üstünü çizemediklerim ise aşağıda. Onlarla da yarın uğraşacağız artık...

- Çiçeklerin toprakları değişecek
- Kuzen'den gelen sardunyalar ekilecek
- Haftayı idare edecek kadar yemek yapılacak
- Blog'a Sakız Adası gezisi yazılacak
- Olası Yılbaşı gezisi için bilet & konaklama ayarlanacak



23 Şubat 2009 Pazartesi


Yine pazartesi, yine işteyim ve ne işim vardı benim burda diye hafızamı tazelemeye çalışıyorum.
Niye geliyoduk biz buraya ya??

Geçtiğimiz haftanın tüm yoğunluğuna rağmen tüm hafta şehre 40 km olan dağ başındaki TEM manzaralı işyerim yerine şirketimizin Anadolu yakasının göbeğindeki ofisinde çalışmaktan gayet memnundum. Beraber çalıştığımız arkadaşım ile öğlen tatillerini fırsat bilip ufak tefek alışveriş kaçamakları bile yaptık. Gündüzleri de biraz daha nefes alınabilir gibi olsaydı geçtiğimiz hafta tadından yenmeyecekti aslında :)

Geçen hafta hiç yazmayınca çok şey birikti. En son bıraktığımda içinde bulunduğum alışveriş krizi bir şekilde kendi kendine çözüldü. Şöyle ki; cuma akşamı benim Şirinlik Muskası evde mobilyaların yerlerini değiştirmeye karar verdiği ilan etti. Benim cuma işlerim olduğu için, "ben cuma'dan başlarım cumartesi de duruma göre seninle devam ederiz dedi" -bu arada aynı sitede oturduğumuz için bu tür işler için biraraya gelmek pek kolay oluyor. Cuma akşamı hala çok kararsızdım haftasonu yapacaklarım konusunda. Hem daha önce yazdığım evle ilgili işler var aklımda, hem indirimde alışveriş yapmak. Artık sabah ola hayrola diye yatmaya karar vermişken telefonum çaldı. Üzerinize afiyet bir de nöbetçiydim o hafta. Gece bir sorun olmuş işyerinden arıyorlar. Saat 00:10 ben başladım çalışmaya. 1 saat sonra yattım sonra 2:45 gibi tekrar aradılar yine kalktım 30 dk kadar sürdü, sonra yine yattım derken benim uykunun boku çıktı. Sabah ezanını da duyduktan sonra uykuya dalmışım. Ertesi gün öğlene doğru uyandım, beynim çatlıyor. Bir duş ve kahvaltının ardından anca afyonum patladı. Baktım hiç alışveriş modumda değilim, Şirini aradım, o da eve girişmiş onu bunu çekiştirip yerleştirmeye çalışıyomuş. Evlerde olan ufak tefek tamir işleri için bir Kurtarıcımız var onu çağıracağını söyledi. Anten de arıza, bilmem nerde kırık, şu, bu diye sıralamaya başlamıştı ki benim de ampul yandı. Tamam geçen hafta sevgiliden matkap kullanma dersi aldık ama 2 tane rafım var ikisi de alçıpan üzerine monte olacak ve üzerindeki ağırlığa da dayanıklı olacak. Bu iş beri aşar bizim Kurtarıcı buna el atsın o zaman dedim. Ancak eksik malzemeler için bir Bauhaus turu lazım. Bizim Şirinin de çiçek falan akmak istediği aklıma geldi, hadi dedim sen işleri bırak gel Bauhaus'a gidelim sonra da Kurtarıcı gelsin ikimizi de kurtarsın ben de sana eşyaları yerleştirmeye yardım ederim dönüşte. Bizim ki dünden razıymış meğer, tamam hadi gidelim dedi. Atladık gittik, alınacakları alıp geldik. Yolda Kurtarıcımızı aramıştık o da geldi. Önce benim evdeki işleri hallettik, sonra Şirinime geçtik. Biz bir yandan eşyaları yerleştirip, çiçekleri falan dikerken Kurtarıcı da ağır işleri halletti. İşler bittiğinde biz de bitmiştik. Şirinimi yorgun halde bırakıp ben çok geç olmadan eve döndüm.

Akşam sevdiceğim ile evde balık yeriz diye anlaşmıştık. Evimize yakın bir balıkçı var, satın aldığınız balıkları istersen pişiriyor da. O yorgunluğun üstüne kılımı kıpırdatacak halim olmadığı için sevdiceğime balıkları pişirtip getirmesini rica ettim. Ben sadece yeşillikleri falan yıkadım. O da gelince salatamızı yaptık, benim masa da bile oturacak halim olmadığı için salonun ortasında ki alçak sehpaya minerlerin üstüne yayılıp oturacak şekilde bir sofra kurduk ve tüm geceyi Romalılar misali bir yandan yayılıp bir yandan balık ve şarap otlanarak geçirdik. İyi ki sevgili olmuşuz diyip diyip içtik, keyiflendik.

Cuma akşamının uyku düzensizliği ve cumartesi günün yorgunluğuna akşam ki şarap keyfi de eklenince pazar sabah öğleden önce kalkamam diyordum ki sabah 9:00 da gayet uykumu almış bir şekilde uyandım. Güzel bir kahvaltıdan sonra planladığım bitkisel aktivitelere başladım. Şubat ayı ev bitkilerine bakım yapmak için en ideal zaman. Ben de bitkileri pek seven biri olarak evimdeki tüm çiçeklerin saksılarını değiştirme, budama topraklarını yenileme gibi bilimum işi bu ayda aksatmadan yapmaya çalışıyorum. İşte yılın yine bu zamanı geldiği için ben de diplerinden yavrulayan çiçeklerimi ayırdım, saksısı küçülenleri büyük saksılara değiştirdim, bazılarını budadım, sevdiceğimin ablası çok güzel iki çiçek getirmişti onları yeni saksılarına diktim vs vs. Günümün büyük kısmı bu işle uğraştıktan sonra çalışma odamdaki dosyaları ayırıp düzenleme işine de el attım. Oydu buydu derken evin işleri ile akşamı ettim. Bir yandan çok yoruldum ama bir yandan da evimle ilgilenmekten, yaşadığım yeri güzelleştirmiş olmaktan mutlu sevdiceğimin dizinin dibinde çay keyfi yaparak kalan saatleri tam bir kedi modunda geçirdim. Pek mutlu bir haftasonuydu desem abartmış olmam :)

Geçtiğimiz hafta için daha önce yazdığım yoğunluğun ötesinde benim için özel olan tek aktivite 1 ay kadar önce başladığım Pilates'ten her geçen gün daha fazla zevk alıyor olmamdı. Spor dedim mi bucak bucak kaçan, tek isteği akşamları eve gidip battaniyesinin altında mırıldanmak olan ben 1 aydır haftada 2 gün 1 saat pilates, arkasından da 45 dk tempolu yürüyüş yapıyorum ve bırakın kaytarmayı pilates olduğu akşamlar spor salonuna uçarak gidiyorum. Kendimden şüphelenmiyorum desem yalan olur. Hem bu kadar istekli olmama şaşırıyorum hem de tüm yorgunlğuma rağmen bunu yapıcak enerjiyi bulmama. Aslında biraz da, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan hikayesi gibi birşey bu. Pilates yaptığım için enerjim artıyor, enerjim arttığı için Pilates yapıyorum gibi birşey. Geçen Salı akşamı sevdiceğimin ablası bendeydi. Beraber yemek yedik sonra ben Pilates'e gidecektim o da evde çalışacaktı. Ben o kadar yorgundum ki kızcağız halime acıdı, istersen gitme falan dedi. Bense tüm azmimle ayaklarımı sürüye sürüye gittim. 2 saat sonra döndüğümde o bile inanamadı ne kadar dinç ve neşeli olduğuma. Spor yaparken vücudun salgıladığı adrenalin yüzünden herhalde. Acayip bişi oluyorum, keyifleniyorum, zindeleşiyorum, garip birşekilde mutlu oluyorum. Bir de Pilates yogaya benziyor. Zıp zıp sporlar gibi değil. Dingin ve konsantrasyon gerektiriyor. Bu da benim zihnimi boşatıp günü stresini atmama yardım ediyor olmalı. Sözün özü, Pilates bana iyi geliyor :)

Yorgun ama mutlu geçen haftanın sonunda ise 2 günlük bir Bursa yolculuğu yaptım. Anne tarafımın büyük bir kısmı Bursa' da yaşıyor. Dün ise dedemin (annemin babası) vefatının sene-i devriyesiydi. Hem anneannemi görüp bu gününde yanında olmak hem de bahaneyle teyzelerim ve yeğenlerimle hasret gidermek için bütün haftasonumu orda geçirmeye karar verdim. Annem ve babam İstanbul'da yaşamıyorlar, 5 sene önce büyük şehri terkedip bir sahil kasabasına yerleştiler. Onlar ordan, ben de, kardeşim ve kuzenimle burdan yola çıkıp Bursa'da buluştuk cumartesi günü.

Biz önce kardeşim ve kuzenimle başka bir kuzene kahvaltıya gittik. Sonra o kuzeni de alıp teyzeme kahveye gittik. Teyzem harika şeyler örer. Yine döktürmüş. 3 kız dibimiz düştü. Hemen siparişlerimizi verdik. Sonra onu da alıp annemler ve diğer teyzelerim ile buluşmaya anneanneme doğru yola çıktık. Daha 1-2 metre gitmemiştik ki teyzemle kuzenim yakın zamanda keşfettikleri ihraç fazlası şeyler satan bir yeri bizim de mutlaka görmemiz gerektiğini söyleyerek bizi oraya yönlendirdiler. Kardeşim grubun tek erkeği olarak isyanlarda olsa da 4 kadının yanında pek şansı yoktu, kaderine boyun eğdi :).

Teyzemin söylediği kadar varmış. GAP, Esprit gibi markaların ihraç fazlalarını satıyordu gittiğimiz yer. Penyeler 3-4 TL, eşofman üstleri, sweatshirt tarzı şeyler se 6-8 TL di. Topladık da topladık. Ben 55 TL'ye 13 parça şey almışım :) Böylece bir önceki haftanın alışveriş krizi de cebime fazla dokunmadan atlatılmış oldu. Topladığımız ganimetlerle anneannemin evinde bekleyenlerle buluştuk. Herkesi çok özlemişim.

Çaylar içilip muhabbet edilirken laf tabi bizim aldıklarımıza geldi. Aldıklarımızın ortaya dökülmesiyle de tüm planlar değişti. Biz kadınlar ne acayibiz be :) Akşam için plan yemekte teyzemlerde toplanmaktı. Eniştemle teyzem emeklilik hobisi olarak bir koroya katılmış ve yılbaşında da ilk konserlerini vermişlerdi. Onların konser kayıtlarını izleyecektik. Ama tabi ilk plan oraya hep beraber gitmekti. Fakat plan alışveriş aşkıyla anında değiştirilerek. Bayanlar alışverişe, baylar eve şekilinde revize edildi. İkinci alışveriş dalgasını da bitirince eve dönüp yemekleri hazırladık ve tüm aile keyifle yedik. Konser de harikaydı. Bir yandan türkülere eşlik ederken bir yandan da aldıklarımızın ufak tefek defolarını tamir ettik. Muhabbet, çay, tatlı ve müzikle uzun bir gece geçirdik.

Pazar günü ise dedemin mevlidinin koşturması ve eve dönüş yolculuğu ile geçti. Allahtan kar korktuğumuz gibi yağmadı da yolculuğumuz rahat geçti. Dün akşam eve döndüğümde yorgunluğum da mutluluğum da kat kat arttmıştı.

Bu hafta ailem İstanbul' da, yarın akşam hep beraber bir yemeğe katılacağız. Babam internet kurdu olduğundan beri Facebook sayesinde uzun yıllardır görüşemedikleri eski işyerinden bir grup arkadaşı ile düzenli toplanmaya başladılar. Bu sefer ki toplantılarına tüm aile katılacakmışız.
Görünen o ki bu haftam da yoğun geçecek :) Bu akşam kendimi nadasa çekip güzelce dilenmeyi umuyorum. Bakalım neye niyet neye kısmet...

12 Şubat 2009 Perşembe


Bugünlerde eve sardırmış vaziyetteyim. 6 sene oldu evime taşınalı -allamm zaman nasıl da geçiyo daha ilk taşındığım günü hatırlıyorum da oyy oyy- ama nedense bir türlü bitmedi evin detayları. Zor beğenirim dediydim ya, işte ev de ben beğenene kadar bekliyo bazı şeyleri. İşin kötüsü beğenince de o kadar beğeniyorum ki eskidiklerin de ya da bir kaza ile kullanılamaz hale geldiklerinde çok üzülüyorum ama konumuz bu değil tabi :).

Evime ilk taşınmam plansız bir şekilde olmuştu. 2002 Kasım sonuydu, babaannem aniden rahatsızlanınca artık tek başına yaşamayacağına ve ailemin yanına yani bizim eve taşınması karar verildi. Ben ailemden ayrılıp kendi evime çıkacaktım ama planım 2003 Haziran'ı falan gibiydi. Güya evin eşyalarını falan hazırlayacak sonra rahat rahat taşınacaktım. Ancak bu üzücü olay gelişince babannemin de kalabileceği tek oda benim ki olduğu için 2 gün içinde apar topar pılımı pırtımı toplayıp evime taşındım. Evdeki ilk ayımda salondaki tek mobilyam ailemden kalma bir sallanan sandalye ve bolca minderdi ha bir de ayaklı aydınlatma. Allahtan evin yerleri tamamen halıydı da koltuklarım gelene kadar üşümeden minderinlerin üzerinde oturabildim. TV yoktu sadece nuh nebiden kalma bir müzik seti ve kitaplarımla vakit geçiriyordum. Beyaz eşyalarım ve mutfak malzemelerim asgari ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar hazırdı. Yatak odama da yine halı zemin üzerine bir adet şilte(yatak) atarak ilk yalnız yaşama deneyimime başladım. Tasarladığımdan çok farklıydı. Evim olacak istediğimi yapacağım diye heveslenmelerim bomboş bir evde yapayalnız kalınca ilk günlerde fena bir hüzüne dönüşmüştü. Kendimi öksüz gibi hiseetiğimi hatırlıyorum. Yine de aileye zerre belli edilmedi bu durum -yiğitliğe mok sürdürcek değildik herhalde.

Neyse o bomboş ev zamanla dolmaya başladı tabii. Mobilyalar, perdeler, aksesuarlar alındı. Zamanla halılar yerini parkelere bıraktı, evimin ilk badanası yaptırıldı falan. Yine de hep eksik kalan bir türlü istediğimin ne olduğuna karar veremediğim o yüzden de yapmadığım noktalar vardı.

Bunlardan ilki mutfağıma renk katılması ihtiyacı. Krem ve kızıl kahve dolapları olan mutfağıma bir türlü ne renk katmak istediğime karar veremedim. Bir ara morumsu aksesurlarla birşeyler denedim yemedi. Sonra yeşil ve kırmızı arasında gittim geldim uzun süre ama bir türlü bana o adımı atıracak kıvılcımı yakalayamadım. Huyum da kötü dedim ya, ya hep ya hiç, içime sinmezse bişi hiç yapmam. Öyle krem krem oturdum yıllardır. Ta ki geçen cumaya kadar.

Çok sevdiğim bir dostum var ben bu blogda kendisine Şirinlik Muskası diye seslenmek istiyorum. Öle bişidir kendileri. Onunla da ne maceralarımız var ama postu bulandırmayayım. İşte geçen cuma akşamı onu da peşime takıp İkea'ya gittim. Gidiş sebebimin mutfakla ilgisi olmadığı halde dolaşırken bir baktım Şirinlik muskasının elinde bir kilim yeşiller turuncular kırmızılar. Aha dedim ne şirin, mutfağa olur mu acaba? Kilimi çok beğendim de nedense biraz tereddüt ettim mutfağa yakışır mı diye. Aynı anda elimde olan daha ufak boy başka bir kilimden daha umutluydum, bunu daha beğenmiştim ama uyum olarak daha iyi gibi gelmişti. Kararsız biri olarak iki şey arasında kalınca yapmayı alışkanlık haline getirdiğim şeyi yaptım ve iki kilimi de aldım :) İkea gibi sorgusuz süalsiz geri iade yapılabilen yerlerde hiç kasmam kendimi o mu bu mu diye. Alır gider yerinde bakarım. Biri mutlaka daha iyi olur, hiç olmadı ikisi birden geri döner.

Eve geldik saat olmuş 23:00 ama heyecanlı bünyem hemen denemeleri yapmak istedi. Şirinlik Muskası dedim sen eve gitmiyosun bana geliyosun. Sana çay yaparım -rüşvet- sen de bana yardım et şu kilimlere bakalım. Sağolsun kırmaz böyle durumlarda dedim ya şirin. İlk önce yeşilli kilimi yaydık. Yayar yaymaz arkadaşımı öpesim geldi. Ne güzel de kilim bulurmuş. Çok açtı, mutfağım renklendi. İkinciyi sadece o kadar yol geldiği için ayıp olmasın, kalbi kırılmasın diye serdik ama tabii fıstığım yeşilim gönlümü çalmıştı bile. Bu arada iki kişi olduğumuz zamanlarda kullandığımız mutfak masamın üzerinde ilk taşındığım zamanlar aldığım resimleri asmadığım için bomboş bekleyen bir duvar vardı. Oraya da bir raf almıştım. Yeşilim dedi ki sen bunu da bana uygun boya. Üstüne renkli renkli yemek kitaplarını ve aksurarlar koyarsın. Çok heveslendim :) Bu arada baktım perdem (store çinsi bişi) pek kirlenmiş ama gel gör ki kumaşı acayip bişi yıkanmıyo, kuru temizleme için de pek ümit vermiyor. Bu renk katma olayına perdemi de alet etsem mi diye hain hain düşünmeye başladım. Ev böle bişi işte bir şeye elini atınca bir zincir reaksiyon başlıyor. Bugün öğlen bir de Koçtaş ziyareti yapıp 1-2 eksiği daha tamamladım sanırım haftasonu herşey bayağı bir şekillenmiş olacak.

Mutfağımın renklenmesindan sonra aklımdaki ikinci konu ise çalışma odamdı. Maviş bir odam var. Bu oda, evde krem dışında boyanmış tek yer. Çok severek boyattım, İkea'dan aldığım cici kütüphaneler ve çalışma masası ile döşedim ve yine İkea sağolsun ordan aldığım kutular sayesinde düzenli tutabiliyorum. Fakat son zamanlarda takı malzemelerim çığrından çıkmıştı. Soktuğum her delikten fırlıyor hiçbir yere sığmıyorlardı. Takı malzemesi deyince sanmayın ki sadece incik boncuk. Aletler, paketler, ambalajlar vs vs bin türlü şey var. Bunların dışında yılda bir kullandığım şeyler var dolabımda yer işgal eden -yılbaşı süsleri gibi. Üstüne bir de aldığım elektroniklerin kutularını 1 yıl saklama alışkanlığımdan dolayı üst üste yığılmış bir sürü kutu -bu sene fotoğraf makinamı, modemimi falan yenileyince böyle bir yığın oluşmuş farketmeden.
Bu dağınıklığı toparlamak için de hem İkea'dan hem de cumartesi günü kendimi Şirinlik Muskası ile sokaklarına vurduğum Eminönün'den bazı düzenleyiciler aldım. Pazar günü kendimi odama adadım. Bir ara o kadar dağılmışım ki sevdiceğim kapıdan kafasını uzatıp dağınıklığın içinde beni zar zor seçince tepkisi "sen eminsin di mi burayı topladığından?" oldu. Toparlama işleri bitinceyse uzun zaman önce odamın duvarları için hazırladığım tabloları takmaya karar verdim. 4 tane tablo vardı. Üç tane küçümen tabloyu halamın -kendisi tekstil desinatörüdür- gençliğinde yaptığı suluboya eskizlerden birini kırışan yerlerinden ayıklayıp 3' e bölerek hazırlamıştım. Bir tane büyük ise sevdiceğimin eski bir ahbabının yıllar önceki sergisinden hatıra. Yapanın soyadı benim adım olduğu için ilgimi çekmiş ve suluboyayı çok sevdiğim için de el konup çerçevesi değiştirilerek asılacaklar arasına eklemiştim. Fakat bir son an kararı ile İkea' da fırsat köşesinden indirimli aldığım büyükçe bir resmin odaya daha iyi olacağına ve bu küçümenlerin koridora daha çok yakışacağına karar vererek hemen sevdiceğimi pazar keyfinden kaldırdım. Şu duvara bir delik bu duvara 2 delik şu şuraya bu burayaa derken bir an kendini kaybetti garibim. Ben de fırsattan istifade o sırada ne zamandır aklımda olan şeyi yumurtlayıverdim. "Sen bana balık verme balık tutmayı öğret ulu bilge, söyle bana duvara matkapla delik nasıl delinir" dedim. Sağolsun gösterdi. O işten yırtmaktan memnun ben bu tür işler için ona bağlı kalmak zorunluluğundan kurtulmaktan memnun, tablolarım en sonunda yerlerini bulmaktan memnun mutlu mesut günü bitirdik.

Ancak hala aklımda bir dizi yapılacak iş var daha rafım boyanıp yerine takılacak. Sonra fırsat köşesinden kapılan resim paspartulanıp yerine asılacak. Bir mantar pano aldım onu da süsleyip püslemek gibi fantezilerim var ama önce onu da assam iyi olacak. Yoksa sittin sene bekleyecek orda :) Ayrıca çiçeklerimin saksılarının değişmesi, topraklarının yenilenmesi ve mevsimlik bakımlarının yapılması lazım. Evinin işini bitirebilen var mı acaba? Yoksa tek özürlü ben miyim :))

Not : Bu blogda kendimi ne kadar ifşa edeceğim konusunda henüz kararsızım -ehe yine kararsızım yaşasın. Ama yine de olur da bir gün içimden gelir de açılayım, döküleyim dersem -ki bakarsınız bu yarın da olabilir- diye bu anlattıklarımın hepsinin öncesi sonrası fotolarını çekeceğim.