23 Şubat 2009 Pazartesi


Yine pazartesi, yine işteyim ve ne işim vardı benim burda diye hafızamı tazelemeye çalışıyorum.
Niye geliyoduk biz buraya ya??

Geçtiğimiz haftanın tüm yoğunluğuna rağmen tüm hafta şehre 40 km olan dağ başındaki TEM manzaralı işyerim yerine şirketimizin Anadolu yakasının göbeğindeki ofisinde çalışmaktan gayet memnundum. Beraber çalıştığımız arkadaşım ile öğlen tatillerini fırsat bilip ufak tefek alışveriş kaçamakları bile yaptık. Gündüzleri de biraz daha nefes alınabilir gibi olsaydı geçtiğimiz hafta tadından yenmeyecekti aslında :)

Geçen hafta hiç yazmayınca çok şey birikti. En son bıraktığımda içinde bulunduğum alışveriş krizi bir şekilde kendi kendine çözüldü. Şöyle ki; cuma akşamı benim Şirinlik Muskası evde mobilyaların yerlerini değiştirmeye karar verdiği ilan etti. Benim cuma işlerim olduğu için, "ben cuma'dan başlarım cumartesi de duruma göre seninle devam ederiz dedi" -bu arada aynı sitede oturduğumuz için bu tür işler için biraraya gelmek pek kolay oluyor. Cuma akşamı hala çok kararsızdım haftasonu yapacaklarım konusunda. Hem daha önce yazdığım evle ilgili işler var aklımda, hem indirimde alışveriş yapmak. Artık sabah ola hayrola diye yatmaya karar vermişken telefonum çaldı. Üzerinize afiyet bir de nöbetçiydim o hafta. Gece bir sorun olmuş işyerinden arıyorlar. Saat 00:10 ben başladım çalışmaya. 1 saat sonra yattım sonra 2:45 gibi tekrar aradılar yine kalktım 30 dk kadar sürdü, sonra yine yattım derken benim uykunun boku çıktı. Sabah ezanını da duyduktan sonra uykuya dalmışım. Ertesi gün öğlene doğru uyandım, beynim çatlıyor. Bir duş ve kahvaltının ardından anca afyonum patladı. Baktım hiç alışveriş modumda değilim, Şirini aradım, o da eve girişmiş onu bunu çekiştirip yerleştirmeye çalışıyomuş. Evlerde olan ufak tefek tamir işleri için bir Kurtarıcımız var onu çağıracağını söyledi. Anten de arıza, bilmem nerde kırık, şu, bu diye sıralamaya başlamıştı ki benim de ampul yandı. Tamam geçen hafta sevgiliden matkap kullanma dersi aldık ama 2 tane rafım var ikisi de alçıpan üzerine monte olacak ve üzerindeki ağırlığa da dayanıklı olacak. Bu iş beri aşar bizim Kurtarıcı buna el atsın o zaman dedim. Ancak eksik malzemeler için bir Bauhaus turu lazım. Bizim Şirinin de çiçek falan akmak istediği aklıma geldi, hadi dedim sen işleri bırak gel Bauhaus'a gidelim sonra da Kurtarıcı gelsin ikimizi de kurtarsın ben de sana eşyaları yerleştirmeye yardım ederim dönüşte. Bizim ki dünden razıymış meğer, tamam hadi gidelim dedi. Atladık gittik, alınacakları alıp geldik. Yolda Kurtarıcımızı aramıştık o da geldi. Önce benim evdeki işleri hallettik, sonra Şirinime geçtik. Biz bir yandan eşyaları yerleştirip, çiçekleri falan dikerken Kurtarıcı da ağır işleri halletti. İşler bittiğinde biz de bitmiştik. Şirinimi yorgun halde bırakıp ben çok geç olmadan eve döndüm.

Akşam sevdiceğim ile evde balık yeriz diye anlaşmıştık. Evimize yakın bir balıkçı var, satın aldığınız balıkları istersen pişiriyor da. O yorgunluğun üstüne kılımı kıpırdatacak halim olmadığı için sevdiceğime balıkları pişirtip getirmesini rica ettim. Ben sadece yeşillikleri falan yıkadım. O da gelince salatamızı yaptık, benim masa da bile oturacak halim olmadığı için salonun ortasında ki alçak sehpaya minerlerin üstüne yayılıp oturacak şekilde bir sofra kurduk ve tüm geceyi Romalılar misali bir yandan yayılıp bir yandan balık ve şarap otlanarak geçirdik. İyi ki sevgili olmuşuz diyip diyip içtik, keyiflendik.

Cuma akşamının uyku düzensizliği ve cumartesi günün yorgunluğuna akşam ki şarap keyfi de eklenince pazar sabah öğleden önce kalkamam diyordum ki sabah 9:00 da gayet uykumu almış bir şekilde uyandım. Güzel bir kahvaltıdan sonra planladığım bitkisel aktivitelere başladım. Şubat ayı ev bitkilerine bakım yapmak için en ideal zaman. Ben de bitkileri pek seven biri olarak evimdeki tüm çiçeklerin saksılarını değiştirme, budama topraklarını yenileme gibi bilimum işi bu ayda aksatmadan yapmaya çalışıyorum. İşte yılın yine bu zamanı geldiği için ben de diplerinden yavrulayan çiçeklerimi ayırdım, saksısı küçülenleri büyük saksılara değiştirdim, bazılarını budadım, sevdiceğimin ablası çok güzel iki çiçek getirmişti onları yeni saksılarına diktim vs vs. Günümün büyük kısmı bu işle uğraştıktan sonra çalışma odamdaki dosyaları ayırıp düzenleme işine de el attım. Oydu buydu derken evin işleri ile akşamı ettim. Bir yandan çok yoruldum ama bir yandan da evimle ilgilenmekten, yaşadığım yeri güzelleştirmiş olmaktan mutlu sevdiceğimin dizinin dibinde çay keyfi yaparak kalan saatleri tam bir kedi modunda geçirdim. Pek mutlu bir haftasonuydu desem abartmış olmam :)

Geçtiğimiz hafta için daha önce yazdığım yoğunluğun ötesinde benim için özel olan tek aktivite 1 ay kadar önce başladığım Pilates'ten her geçen gün daha fazla zevk alıyor olmamdı. Spor dedim mi bucak bucak kaçan, tek isteği akşamları eve gidip battaniyesinin altında mırıldanmak olan ben 1 aydır haftada 2 gün 1 saat pilates, arkasından da 45 dk tempolu yürüyüş yapıyorum ve bırakın kaytarmayı pilates olduğu akşamlar spor salonuna uçarak gidiyorum. Kendimden şüphelenmiyorum desem yalan olur. Hem bu kadar istekli olmama şaşırıyorum hem de tüm yorgunlğuma rağmen bunu yapıcak enerjiyi bulmama. Aslında biraz da, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan hikayesi gibi birşey bu. Pilates yaptığım için enerjim artıyor, enerjim arttığı için Pilates yapıyorum gibi birşey. Geçen Salı akşamı sevdiceğimin ablası bendeydi. Beraber yemek yedik sonra ben Pilates'e gidecektim o da evde çalışacaktı. Ben o kadar yorgundum ki kızcağız halime acıdı, istersen gitme falan dedi. Bense tüm azmimle ayaklarımı sürüye sürüye gittim. 2 saat sonra döndüğümde o bile inanamadı ne kadar dinç ve neşeli olduğuma. Spor yaparken vücudun salgıladığı adrenalin yüzünden herhalde. Acayip bişi oluyorum, keyifleniyorum, zindeleşiyorum, garip birşekilde mutlu oluyorum. Bir de Pilates yogaya benziyor. Zıp zıp sporlar gibi değil. Dingin ve konsantrasyon gerektiriyor. Bu da benim zihnimi boşatıp günü stresini atmama yardım ediyor olmalı. Sözün özü, Pilates bana iyi geliyor :)

Yorgun ama mutlu geçen haftanın sonunda ise 2 günlük bir Bursa yolculuğu yaptım. Anne tarafımın büyük bir kısmı Bursa' da yaşıyor. Dün ise dedemin (annemin babası) vefatının sene-i devriyesiydi. Hem anneannemi görüp bu gününde yanında olmak hem de bahaneyle teyzelerim ve yeğenlerimle hasret gidermek için bütün haftasonumu orda geçirmeye karar verdim. Annem ve babam İstanbul'da yaşamıyorlar, 5 sene önce büyük şehri terkedip bir sahil kasabasına yerleştiler. Onlar ordan, ben de, kardeşim ve kuzenimle burdan yola çıkıp Bursa'da buluştuk cumartesi günü.

Biz önce kardeşim ve kuzenimle başka bir kuzene kahvaltıya gittik. Sonra o kuzeni de alıp teyzeme kahveye gittik. Teyzem harika şeyler örer. Yine döktürmüş. 3 kız dibimiz düştü. Hemen siparişlerimizi verdik. Sonra onu da alıp annemler ve diğer teyzelerim ile buluşmaya anneanneme doğru yola çıktık. Daha 1-2 metre gitmemiştik ki teyzemle kuzenim yakın zamanda keşfettikleri ihraç fazlası şeyler satan bir yeri bizim de mutlaka görmemiz gerektiğini söyleyerek bizi oraya yönlendirdiler. Kardeşim grubun tek erkeği olarak isyanlarda olsa da 4 kadının yanında pek şansı yoktu, kaderine boyun eğdi :).

Teyzemin söylediği kadar varmış. GAP, Esprit gibi markaların ihraç fazlalarını satıyordu gittiğimiz yer. Penyeler 3-4 TL, eşofman üstleri, sweatshirt tarzı şeyler se 6-8 TL di. Topladık da topladık. Ben 55 TL'ye 13 parça şey almışım :) Böylece bir önceki haftanın alışveriş krizi de cebime fazla dokunmadan atlatılmış oldu. Topladığımız ganimetlerle anneannemin evinde bekleyenlerle buluştuk. Herkesi çok özlemişim.

Çaylar içilip muhabbet edilirken laf tabi bizim aldıklarımıza geldi. Aldıklarımızın ortaya dökülmesiyle de tüm planlar değişti. Biz kadınlar ne acayibiz be :) Akşam için plan yemekte teyzemlerde toplanmaktı. Eniştemle teyzem emeklilik hobisi olarak bir koroya katılmış ve yılbaşında da ilk konserlerini vermişlerdi. Onların konser kayıtlarını izleyecektik. Ama tabi ilk plan oraya hep beraber gitmekti. Fakat plan alışveriş aşkıyla anında değiştirilerek. Bayanlar alışverişe, baylar eve şekilinde revize edildi. İkinci alışveriş dalgasını da bitirince eve dönüp yemekleri hazırladık ve tüm aile keyifle yedik. Konser de harikaydı. Bir yandan türkülere eşlik ederken bir yandan da aldıklarımızın ufak tefek defolarını tamir ettik. Muhabbet, çay, tatlı ve müzikle uzun bir gece geçirdik.

Pazar günü ise dedemin mevlidinin koşturması ve eve dönüş yolculuğu ile geçti. Allahtan kar korktuğumuz gibi yağmadı da yolculuğumuz rahat geçti. Dün akşam eve döndüğümde yorgunluğum da mutluluğum da kat kat arttmıştı.

Bu hafta ailem İstanbul' da, yarın akşam hep beraber bir yemeğe katılacağız. Babam internet kurdu olduğundan beri Facebook sayesinde uzun yıllardır görüşemedikleri eski işyerinden bir grup arkadaşı ile düzenli toplanmaya başladılar. Bu sefer ki toplantılarına tüm aile katılacakmışız.
Görünen o ki bu haftam da yoğun geçecek :) Bu akşam kendimi nadasa çekip güzelce dilenmeyi umuyorum. Bakalım neye niyet neye kısmet...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder