26 Mart 2013 Salı

Bahar sofrası


Pazar akşamı yemeğe misafirimiz vardı. Sevgili eşimin yıllardır her fırsatta sevgiyle andığı ama gel gör ki bir türlü tanışma fırsatını bulamadığım bir dostunu ağırladık. Çok keyifli bir geceydi.

Gecenin bu posta konu olan kısmı ise aynı gece için hazırladığım ve içimdeki baharı taşımaya çalıştığım masa olacak :)

Cumartesi günü kongrede olduğum için ancak akşam eve dönerken alışveriş yapma fırsatım oldu. Aklımda Kadıköy'e gidip balık pazarından alışveriş yapmak vardı ama cumartesi trafiğinde gözüm oralara kadar gitmeyi yemedi. Yolumun üzerindeki Ataşehir Migros'a uğradım.

Birkaç turda yemek için gerekenleri almıştım ancak alışverişim bitmiş olmasına rağmen ayaklarım beni kasa yerine ev eşyaları satan reyona yönlendirdi. Baharın etkisiyle sanırım, canım çiçekli böcekli bir sofra kurmak istiyordu. Şöyle pembelere bulanasım vardı ama ne yazık ki benim bu renklerde mutfak eşyam da, örtüm de, aksesuarım da yoktu :(

Yine de süslü yanıma yenik düştüm ve kap kacaklar arasında gezinmeye başladım.

Yemekte şaraba eşlik etsin diye çok güzel peynirler almıştım, aklımda güzel bir peynir tabağı yapmak vardı. Bir yandan da düğün hediyesi olarak gelen peynir kesme setimi kullanmak için yer arıyordum :) Hayalimde güzel bir tahta bulup servisi bunun üzerinde yapmaktı. İşe burdan başladım. Aslında Migros bu tür şeyler almak için tercih edilecek son yer -en azından benim için- ancak o saatte ordan başka bir yere gidecek ne vaktim ne de halim vardı. Ben de ne çıkarsa bahtıma deyip başladım bakınmaya.

Benim kesicilerin kulpları koyu renk (aşağıda) ancak bu renge uygun birşey yoktu. İnsan hiçbirşey beğenmeyince hiçbirşey almaz di mi? :) Yok olur mu? Ben illa alacağım diye kafaya koydum ya, uymazsa değiştiririm diyerek bir tanesini aldım.


Peynir Tahtası seçelim- by MRA

Yukarıdaki fotolarda göreceğiniz üzere aslında çok da fena değildi (sağ üst, koyu renk olan) ancak eve gelip sofrada deneyince çok yüksek oluduğu için kaba durdu. Aldığıma pişman söylenirken dolapta uzun zaman önce hediye gelmiş ve henüz açmadığım bir bıçak seti ile gelen kesme tahtasını hatırladım. Hemen açıp onu denedim. Renk olarak ilki kadar uyumlu görünmese de sofraya daha çok yakıştı. Sonra üzerine peynirler üzümler falan gelince rengin çok farklı olduğu da çok dikkat çekmedi zaten.

Tahtadan sonra seramiklerin olduğu kısma gelmiştim ki Laçin'in şu yazısında bahsettiği aşağıdaki puantiyeli kapları gördüm. Çok beğenmiştim ancak mevcuttaki renkleri aklımdakine uymadı :(  Ben şöyle pembeli birşeyler hayal ediyordum ama maalesef yoktu.


Biraz bakındım belki küçük bir kase, mumluk falan işime yarayacak birşey bulurum diye ama bulamadım. Çok para harcamak da istemiyordum zaten iyi oldu :)

Ama inadımdan vazgeçmedim. Şansım da yaver gidince Papia'nın aşağıdaki pembeli güzellerini peçete reyonundan bana göz kırparken gördüm.




Eh dedim bir de eve giderken çiçekçiden pembe birşeyler bulursam bir şekilde bu işi kotarırım.

Yolda, evde pembelere uyacak neyim var diye düşünürken sevgili arkadaşlarımdan birinin düğün hediyesi olarak getirdiği aşağıdaki servisler aklıma geldi. Sağolasın Çidocum.

Hediye Ciciler- by MRA
Eve dönünce hemen sağda solda aklıma gelmeyen neler var diye bakınırken işe yarayabilecek 2 ayrı mumluk buldum. Bir arkadaşımın nikah şekeri olan 2 adet küçük cam yeşil ve bir tane de üstündeki süsler dökülündükten sonra temizleyip bir gün işe yarar diye kaldırdığım düz cam mumlukları aldım ve geçtim süsleme işine :) Peçetelerden birini kesip şefaf mumluğun çevresine geçirebileceğim bir boru yaptım, kılıf gibi geçirip mumu da yakınca gayet şirin oldu. Diğerlerine ise düğün de süsleme işlerinde kullanırız diye aldığım -ama kullanmadığım- kurdela pembe çiçekleri geçici olarak patafix ile tutturarak biraz renk kattım.

Son olarak pembe karanfilleri de Ikea vazoya yerleştirince yaptıklarımdan memnun hazırlıklarıma ertesi gün devam etmek üzere ara verdim.

DIY sofra süsleri- by MRA

Yarım saatimi bile almayan bu küçük dokunuşlar sonucunda ortaya aşağıdaki sofra çıktı. Koştururken pek güzel fotoğraflar çekemedim ancak sanırm fikir vermiştir.

Bahar tadında sofra - by MRA
İyi ki çok paralar vererek o anın hevesi ile bir sürü şey almamışım. Ufak tefek dokunuşlarla birşekilde eldekileri değerlendirerek gönlümdeki bahar havasını yakalamak, bana bu işi para harcayarak yapmaktan daha fazla keyif verdi.

Bahar dolu bu sofrada çok güzel bir gece geçirdik. Geç tanıdım ama çok sevdim misafrimizi.

Sağolsun, bir de son zamanlarda çok istediğim birşeyi hiç de bilmeden, hediye getirmiş bana :) Tatammm...


Döküm tava - by MRA

Çok çok severek kullanacağıma eminim.

Ah bahar sen ne güzel birşeysinnn :)



21 Mart 2013 Perşembe

Amour


Dün akşam yemeğimizi yerken, uzun zamandır seyretmek isteyip de bir türlü fırsat yaratamadığımız, Amour isimli filmi seyrettik.

Adı sizi yanıltmasın romantik bir aşk filmi değil bu, bir dram. Hem de en zorlayıcılarından. Zaten Haneke'yi daha önce seyretmiş olanlar tahmin etmiştir diye düşünüyorum, sever çünkü Haneke seyredeni zorlamayı. Hikayeyi en can yakıcı yerinden anlatmayı.  

Bu film de iki yaşlı insanın, aralarından birinin bakım gerektiren şekilde hastalanmasıyla nasıl değiştiğini, bu süreci nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Geçtiğimiz senelerde kendi ailemde benzer bir deneyim de yaşadığım için çok etkilendim bu filmden.

İnsanın çok sevdiği birinin gözü önünde acı çekmesi, tanımadığı birine dönüşmesi ve bu durum karşısında elinden hiçbirşey gelmemesi. Bir yandan sevgi, şefkat ve sahip çıkma hisleri ile diğer yandan çaresizlik, isyan, yorgunluk ve öfke duyguları içinde savrulup durma ama herşeye rağmen ayakta ve sağlam durmaya çalışma hali. Sözlerle anlatması çok zor ancak bu filmde hepsi ve daha fazlası dokunduğu her noktayı yakacak keskinlikte ama çok da yalın bir şekilde anlatılmış. 




Filmin bu iki afişini özellikle yanyana koydum çünkü aşkın olduğu gibi beraberinde getirdiği herşeyin de bir madalyon gibi iki yüzü var. Bu filmde de aynı olayın iki kahramanı ve içlerindeki ikilemler üzerinde bol bol düşünme şansı bulmak mümkün.

Sindirmesi zor ancak güzel bir film, seyretmenizi tavsiye ederim...


20 Mart 2013 Çarşamba

Dönüş


Son postu ile postu da sermiş olan blog sahibesi ortalarda olmadığı 1017 günde neler mi yaptı?

Şöyle başlayalım:

Blog sahibesi son yazılarında yoğunlukla hissedilen şekilde daralmaya devam etti. Daraldıı, daraldııı, daraldııııı ve baktı ki daralmaya bile yeri kalmamış. Durdu, deriiiin bir nefes aldı, silkindi ve kendine gelmeye karar verdi. Ruhuna el uzattı, onu dinledi, anlamaya çalıştı, hatalarını kabul etti, düzelmeleri için çalıştı, sahip olduklarının farkına vardı, kıymetlerini anladı. Ruhuna ilaçlar buldu, sakinledi, huzurlandı. Anlamsız kavgalarına son verip kendiyle barış imzaladı.

Bu durum herkese iyi gelmiş olacak ki bir süre sonra, önce terfi etti, sonra da sevdiği adamdan evlenme teklifi aldı. 12 sene sonra artık beni şaşırtamaz dediği adam 36. doğumgününde onu çok şaşırtmayı başardı ve hiç hayal bile etmediği bir şekilde teklifini yaptı. Evetler havalarda uçuştu, heyecanlara, coşkulara gark olundu.






Blog sahibesi bu süreçte, herşeyin bir zamanı varmış ve herşey zamanında güzel olurmuş denmesindeki hikmeti iyice anladı. İçine sindire sindire, keyfini çıkara çıkara bir hazırlık süreci geçirdi.






Her firsatı anıya dönüştürdü. Eskiden olsa burun kıvıracağı herşeyi doyasıya yaşadı. Gereksiz hiçbirşeyi yapmadı, büyük paralar harcamadı ama güzel anılar olarak hatırlayacağı hiçbir fırsatı da geri çevirmedi.







Nişan, kına, bekarlığa veda partisi, nikah, düğün derken nerdeyse 40 gün 40 gecede evlendi.






Günlerce süren törenleri dolunayın aydınlattığı ılık bir Hıdrellez gecesinde, yanında en sevdikleriyle, dileklerini yükledikleri onlarca dilek fenerini ege denizinin sakin sularına bırakarak sonlandırdı. O gece hayatında gördüğü en büyük kayan yıldızı gördü, kocasının hıdrellez dileğinin ("bir yıldız kaysın biz tekrar dilek dileyelim") bu kadar hızlı ve kocaman gerçekleşmesine hayran kalarak dileklerine dilekler kattı.






Hergün sahip olduklarının kıymetini en derininde hissetti ve onlara sahip olduğu için tekrar tekrar şükretti.

Günler geçtikçe büyüdü, mutlandı, kutlandı.

Sonuçta hayattı yaşadığı, masal değildi. Gülü dikeniyle, hayatı verdikleri kadar aldıklarıyla da sevmeyi öğrenmeye başladı. İşlerle, insanlarla boğuşmaya devam etti. Çok çalıştı, çok yoruldu ama çabalarının karşılığında ikinci terfisini de aldı. Bir ekibi oldu, onlarla yeni şeyler öğrenmeye, yeni deneyimler edinmeye başladı.

Şimdi tekrar burada, macerası devam ediyor. Gelecek günlerin getireceği yeni değişimlere hazırlanıyor. Yazma hevesi var ve sürmesini diliyor.

Postu serdiği yerden kaldırıp, bloguna dönüyor...