TED etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TED etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2016 Cuma

Kendiyle lüzumundan fazla ilgili insanoğlu






"...Çünkü kendimize bakıyoruz. Lüzumundan fazla kendimizle ilgiliyiz. Dünyanın geri kalanı sanki çektiğimiz selfielerde sığdığı kadarıyla küçük bir manzara parçası..."



Düşünen kadınları seviyorum, beni düşündüren kadınları daha da fazla. Ece Temelkuran ikisini de yapmayı başarıyor. Gazete yazıları dışında sadece 2 kitabını okudum 'Ağrı'nın Derinliği ve Düğümlere Üfleyen Kadınlar ikisini de çok beğenmiştim. Neden daha fazlasını okumadığım garip bir bilinmez.

Bugün bir TED videosunda karşılaştık kendisiyle. Farkındayım yazılarımın çoğunda TED konuşmalarından bahsediyorum ancak her biri bir diğerinden çarpıcı ve ilham verici bu konuşmalardan etkilenmemek elimde değil. Ve maalesef beni heyecanlandıran şeyleri illa ki birilerine anlatma ve bu heyecanı bulaştırmak isteme gibi kötü bir huyum var :) Ve lütfen elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, yukarıdaki cümleler ile başlayan bir konuşmayı siz de merak edip dinlemez miydiniz?

İnsanlığın büyük X'i adlı konuşma da önümüzdeki yüzyılda sosyal ve politik olarak nasıl bir değişim yaşayacağımız, nereye doğru evrileceğimiz konusunda kendi "kehanetlerini" kısaca özetliyor Temelkuran. Vakti olsa ne çok şey anlatacağını hissettiğiniz, tadımlık bir konuşma aslında. Çok büyük bir konuyu çok kısa zaman sıkıştırma çabasından dolayı bazı noktalarda tökezlese de üzerinde düşünecek çok fazla şey bırakıyor geriye.

Zamanınız varsa konuşma yazının sonunda, benim vaktim yok derseniz en azından şu cümlelere bir göz atın derim...


"Önümüzdeki yüzyılın en büyük ahlaki sorunsalı, insanoğlu için en büyük soru şu olacak: 'İnsanoğlu olarak beceriksizliğimizi kabul edip buradan gidelim mi? Yoksa kalıp bir daha deneyelim mi?'"


"...oysa sosyalizm çok basit bir şey, söylüyorum: rekabet yerine dayanışma, hırs yerine yaşam coşkusu, sahip olmak yerine olmak, korku değil sevgi, ama tabii en önemlisi tek başına değil hep beraber!"


 "'Andulisia Reloaded' ya da 'Endülüs Yeniden'... Yıllar yıllar yıllar önce insanlığın doğusuyla batısı birbirine değdi ve oradan insanlığın en güzel fikirleri, en güzel şarkıları, en güzel şiirleri ve en güzel şarapları çıktı, Endülüs..."


"Bu yaz sahillerde 'self-help' kitapları yerine sosyalizm okuyun, çünkü önümüzdeki dönemde 'trend topic' bu olacak arkadaşlar"








Hepinize keyifli bir hafta sonu, eğitim dünyasının bir parçası olanlara da bol dinlenceli bir yarıyıl tatili diliyorum.

Belki bu tatilde siz de kendiniz ve çocuğunuz için bir kaç TED videosu seçip ilhamlarınızsınız :)





14 Ocak 2016 Perşembe

Sapkın Sratejiler






Sizi bilmem ama ben problemlerle karşılaşmaktan, planlarımda bir pürüz çıkmasından, yolumda keyifle giderken önüme engeller çıkmasından nefret ederim. Kolay uyum sağlayabilen bir insan olmama rağmen bir problem, bir engelle karşılaştığım zaman inanılmaz paniklerim. Panik duygusunu izleyen his arkama bakmadan kaçmak isteği olur. Ancak hırslı ve kaçmayı gururuna yediremeyen yapım yüzünden kalırım. Yiğitliğe bok sürdürmemek için sakin görünmeye çalışırım ama içimde ki "gitmek istiyoruuummm" diye sızlanan çocuk sayesinde allak bullak ve paralize olmuş hissederim. Tüm bu hisler içinde bir çözüm bulmak asla mümkün olmayacakmış gibi gelir ve bu hal beni daha da panikletir.

Bugün seyrettiğim şu TED videosu sayesinde biraz obsesif, çokça da rasyonel olan yanımın aslında problem çözüm sürecinde bana hiç yardımcı olmadığını bir kere daha anladım. Bu tür durumlarda iç güdülerimden yükselen sesleri kısmanın akılcı davranmaktan uzaklaşmanın aslında hiç de fena bir fikir olmayabileceğini farkettim.

Bazen büyük bir problemle karşılaştığımızda problem anında hissettiğimiz kaos öyle büyük oluyor ki yaptığımızı yapabileceğimiz başka bir yol olduğunu unutuveriyoruz. Zihnimiz bizi güvende tutmak için en iyi bildiğimiz, en çok yaptığımız ve en güvenli yola bizi yönlendiriyor. Oysa zaten onu denedik ve olmadı. Ya da bu durum bildiklerimizin çok ötesinde. Ee o zaman ne yapacağız? Kendimizi kıramadığımız bir döngünün içinde buluveriyoruz. Debelendikçe panik artıyor. İşte eğer bu noktada sizi çok rahatsız etse de, nefret etseniz de, hiç bir fayda sağlamadığına inansanız da "hiç alakası olmayanı" denemek tahmin edebileceğinizden daha iyi bir yöntem olabilir.







Brian Eno ve Peter Schmidt' in 1975 yılından beri kullandığı ve Yanal Düşünme (Lateral Thinking) yönteminin bir uygulaması olarak görülen Oblique Strategies buna güzel bir örnek.
Oblique Strategies' in türkçe çevirisini bulamadım, ama konuya ilgi çekmek adına "Sapkın Stratejiler" adını seçiyorum :)

Oblique Strategies / Sapkın Stratejiler aslında bir grup kart. Kartlarda yukarıda tarif ettiğim bir "tıkanma" durumunda normalde yapmayacağınız, yapmayı bile düşünmeyeceğiniz öneriler var. Brian Eno müzisyen olduğu ve yöntemi bu alanda geliştirdiği için oradan bir örnek verelim. Mesela bir albüm kaydediyorsunuz ve bir şarkıda geldiniz takıldınız. Olmuyor ilerleyemiyorsunuz. İşte burada kartlar devreye giriyor ve diyorki : "tüm çalgıcılar enstrümanlarını birbirleri ile değiştirip bu şekilde çalsın" ya da "bu durumda yapacağınız tüm şeylerin tümünü uzun ve sıkıcı olsa da bir liste haline getirin ve listeye yazdığınız en son şeyi yapın"

Böylece somut düşünme çemberini kırıp beyninizin daha önce girmediğiniz kıvrımlarını ziyaret etmeye başlayabiliyorsunuz. Ve şaşırtıcı olan şu ki araştırmalara göre bu tür bir yöntem başarı oranınızı büyük oranda arttırıyor. Meğer annelerimizin böyle anlarda "çık bi dolaş" demesinin bir hikmeti varmış :)

Videoda, aslında tercih etmeyeceğimiz ortamların, kişilerin ya da durumların bizde sıkıntı ve gerginlik yaratmasına rağmen düşünme sürecimizde gözle görülür bir fark yarattığı ve bizi problem çözme ve yaratıcı olma konusunda tahmin bile etmediğimiz noktalara getirdiği üzerine çok güzel örnekler var. Temposu diğer TED videolarına göre bir miktar düşük olsa da anlatılan o kadar ilginç ki seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim.






Bu arada Sapkın Stratejiler kartlarını kullanmak için illa bu kartları almanıza gerek yok. Kartlara ulaşabileceğiniz internet siteleri ve telefonunuza indirebileceğiniz uygulamalar mevcut.

Önümüze çıkan ilk fırsatta bu yöntemi denemeye ne dersiniz?


NOT: Sadece başlığa kanıp yazıyı bambaşka beklentilerle okumadınız umarım :) Eğer öyleyse üzgünüm ama iyi tarafından bakın yeni birşey öğrendiniz ;)


27 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bu hafta pek hareketligeçiyor. Dün gece ki kızlar partisinden kalma dumanlı kafamı bu cuma akşamında bilgisayar başına oturmam da bundandır :) Yarın gün içinde dışarıda koşturulması gereken birkaç iş, evde temizlik, akşam da dostlarla yenecek bir yemek olunca bu haftanın paylaşımları için bugünden yazıyı tamamlamak farz olmuş demektir.


İşte bu haftanın paylaşımları,



Kendinize güveninizi sadece 2 dakikada nasıl yükseltirsiniz?








Yine son derece ilham verici bir TED videosuna rastladım bu hafta.

Videoda Harvard' da profesör olan Sosyal Psikolog Amy Cuddy ve ekibinin yaptığı bir araştırma anlatılıyor. Araştırmadan çıkan etkileyici sonuç özetle şöyle; beden dili sadece o anda nasıl hissettiğimizi yansıtan pasif bir araç değildir, bizler kendi bedenimizi kullanarak nasıl hissettiğinizi değiştirebiliriz. 

Nasıl mı? Kısaca şöyle;

Bir grup denekten sadece 2 dakika boyunca güçlü görünen, güç ifade eden bir pozisyonda durmaları isteniyor. Yukarıdaki fotoğraftaki "Wonder Woman" pozu gibi mesela. Diğer gruptan ise tam tersi sinik, korkak ve savunmacı bir pozisyonda durmaları isteniyor.

Deneyden önce ve sonra Testosteron ve Kortizol hormonlarının seviyeleri karşılaştırılıyor. Bu hormonlar nedir diyenler için:  Testosteron, vücutta güç, cesaret, girişkenlik, kendine güven gibi etkileri olan bir hormon. Erkeklik hormonu olarak da biliniyor oysa her iki cinste de salgılanıyor, erkeklerde çok daha fazla tabii :). Kortizol ise vücudun strese gösterdiği tepkiyi gösteren hormon, stres hormonu olarak da biliniyor.

Deney sırasında yapılan testlerde görülüyor ki sadece 2 dakika güç pozisyonunda duran kişilerde vücuttaki güç hissini gösteren testosteron seviyesi %20 yükseltirken, kortizol seviyeleri %25 azalıyor. Yani kendilerini gerçekten daha güçlü ve daha az sıkıntı da hissediyorlar.

Bunun aksine sinik pozisyonda duranların testosteron seviyesi %10 civarı düşerken Kortizol seviyeleri %15 civarı yükseliyor. Yani başladıklarından daha korkak, tehdit edilmiş ve gergin hissetmeye başlıyorlar.

Ben kendi adıma bunu bilinçli olarak yapmasam da güç ve kendine güven ihtiyacı duyduğum zamanlarda daha dik oturup, omuzlarını geriye devirip, derin bir nefes aldıktan sonra yumruklarımı sıkar ve yüzümde kararlı ve ne yaptığını bilen bir ifade takınmaya çalışırım. Kısa bir süre bu şekilde durmak bana her zaman iyi gelmiştir. Bu videoyu seyrettikten sonra bunu bilinçli olarak uygulamaya başlayacağımdan eminim :) Buyrun bu etkileyici videoyu bir de kendiniz seyredin.







Surada da pek zevkle takip ettiğim A Cup Of Jo blogunda konuyla ilgili yer alan paylaşım. İçerdiği Amy Cuddy hakkındaki New York Times makalesine göz atmanızı da özellikle tavsiye ederim.



Bir insan elini attığı her şeyi mi becerir!







Bu paylaşım erkekler için çok çekici gelmeyebilir ama bayanların bu blogu keşfetmekten mutlu olacağına eminim.

Size tavsiye edeceğim Genine's Art Blog takip etmeye ilk başladığım blog olsa gerek. Yıllardır takipteyim ve bu hatunun hastasıyım :)

Genine, yaratanın cömert davrandığı insanlardan biri. Yaratmak onun yaşam tarzı olmuş. Durmadan dinlenmeden harika şeyler üretiyor. Resim yapmaktan, oymacılığa, seramik yapımından dikişe kadar her şeyi beceren, becermekle de kalmayıp yaratıcılığını, farklılığını ve el becerisini yaptığı her işte gösteren inanılmaz yetenekli bir hatun.

Sadece kendisi de değil, mimar olan eşi ve harika resimler yapan oğlunun da insanı çatlatacak derecede yetenekli olduğunu söylemem lazım. Yaşadıkları evleri eşi yapıyor, birkaç senede bir yeni bir ev yapıp, eskisini satıp yepyeni bir maceraya başlıyorlar. Blogda bu evler konusunda da bir çok yazı ve fotoğraf bulabilirsiniz. Dekorasyon ve mimari konusuna olan merakım sebebiyle hepsini tek tek takip ettim ve yaşadıkları her eve ayrı ayrı bayıldım diyebilirim. O kadar ki beni evlat edinmeleri için kendilerine yalvarmayı ciddi ciddi düşündüğüm anlar oldu :)

Bloguna kabaca bile göz gezdirseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hele detaya girerseniz renkli kişiliği ve yarattığı güzelliklerle sizi kendisine nasıl hayran ettiğini göreceksiniz.







Bu arada her ay ücretsiz yayınladığı tamamen kendi çizimi olan desktop'ları yayınlamaya başladığı ilk günden beri kullanıyorum. Sizin de seveceğinize eminim.



Lüfer Koruma Timi



Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar ve Lüfer Koruma Timini hala duymamış olanlarınız için bir ara uzun uzun yazacağım. Ancak balık avlama yasağının bitişinin ardından tezgahlarda gördüğüm Lüfer ve Palamut iddiasındaki balıkların küçüklüğünü görünce çok geç olmadan bu konuya değinmek istedim. 

Geçen sene Beşiktaş pazarında bir amcaya balıklarının küçük göründüğünü söylediğimde "kızım burası Beşiktaş, buranın hanımları sattırır mı bize küçük balık, herkesin gözü üstümüzde" demişti. Yaptığımız kontrollerin ne kadar etkili olduğunu bu olayla iyice anlamıştım. İşte bu yüzden "amaan ne olacak" demeyin, neler için bir foto çekip sosyal medyada paylaştığınızı düşünün. 

Sizin için bu işin peşinde koşacak, ne yapacağını bilen insanlar sizin için çalışmaya hazırlar. Sizden sadece onların gözü olmanızı istiyorlar. 

Siz de yasal sınırın altında satış yapan birine rastladığınızda (balıkçı, market, seyyar ya da lokanta farketmez) 
  • çekin bir fotoğrafını 
  • ekleyin satıcının isim ve adresini 
  • @140journos'a tweetleyin.





Buna ek olarak Slow Food / Fikir Sahibi Damaklar hesabını facebook ve twitter'da takibe alırsanız hem konunun detayları hakkında bilgi sahibi olabilir hem de birbirinden değerli bilgi ve aktivitelerle ilgili haberlere birince elden ulaşabilirsiniz..


Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...


13 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bazen zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Hafta ortasında 2 günümü karşıda (anadolu yakası) geçirince sanki bir hafta evden uzakmışım gibi geldi. Güya bu hafta bloga daha çok yazacaktım, konularım bile hazırdı. Fakat ne yalan söyleyeyim özlenen dostlarla görüşmeyi her durumda blog yazmaya tercih ederdim :) Ettim de...


Ve sonunda hafta sonu geldi. İşte bu hafta internetten size önereceklerim :


Okul yaratıcılığı nasıl öldürüyor?


TED : Ideas woth spreading (Yaymaya değer fikirler) sloganı ile hayat bulan bir organizasyon. Düzenlenen çeşitli etkinliklerde kaydedilen konuşma videoları zaman zaman sosyal medyada büyük ilgi görüyor. Geçen hafta beni çok etkileyen sosyal medya paylaşımı aşağıdaki TED videosuydu.

Uyku Saati projesini keşfettiğimden beri elimden geldiğince projeyi tanıtmaya çalışıyorum. İşte bu videoda bahsedilen şeyler bence tamı tamına aynı fikri dile getiriyor ve ne kadar yanlış yolda olduğumuzu çok çarpıcı bir şekilde dile getiriyor. Yaklaşık 20 dakikalık bir video, sonuna kadar seyretmenizi çok arzu ederim.









Doğa Takvimi / Buğday Derneği









Buğday Derneği facebook grubu aracılığı ile ayda 2 kere Doğa Takvimi yayınlıyor. Bu paylaşımların hem bizlerin hem de çocukların doğayı tanımak ve gözlemlemek için çok faydalı olduğuna inanıyorum. Yeni eğitim dönemi başlarken çocuklarımıza matematik, fen ve edebiyatın yanı sıra doğayı da öğretsek nasıl olur? (Bakınız bir üst video :) )

Bu görselleri basıp çocuğunuzun odasına ya da buzdolabınızın üzerine asıp aylık gözlemleri beraber yapabilir, bilmediğiniz olayları (çaylak fırtınası gibi) beraber araştırıp öğrenebilirsiniz.  Bence keyifli ve farklı bir aktivite olacaktır, hem sizin hem de çocuklarınız için :)

Buğday Derneği' nin, Türkiye'de ekolojik yaşamın desteklenmesi için çok değerli çalışmalar yaptığını düşünüyorum. Derneği faliyetlerini ve paylaştığı harika bilgiler için facebook ve twitter' hesaplarını takibe almanızı şiddetle öneririm.

Son olarak da şunu söylemek isterim ki, Buğday Derneği tüm bu çalışmalarını neredeyse yoktan var ederek sürdürüyor. Her sivil toplum kuruluşu gibi desteğe ihtiyacı var. Gönüllü olup çalışmaları bir kenarından tutabileceğiniz gibi maddi destekte de bulunabilirsiniz. Sivil sorumluluk bilincimizin zayıflığı sayesinde üyesi olduğum bu derneğin benimle beraber 2000 üyesi olduğunu ancak bunlardan sadece 400 civarı kişinin aidatlarını düzenli olarak ödediğini üzülerek söylemeliyim.

Eğer sivil toplum kuruluşlarını desteklemek için ayrılmış bir bütçeniz varsa bağış için Buğday Derneğini ciddi şekilde düşünmenizi öneririm. Şuradan Buğday Derneğini destekleyerek aslında neyi desteklediğinizi öğrenebilirsiniz.


BuyPartisan








Geçenlerde favori mobil uygulamalarını paylaşan bir blogger'ın listesini incelerken dikkatimi BuyPartisan diye bir uygulama çekti. Maalesef Türkiye için çalışan bir sistem değil ama olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim :)

Uygulama şöyle çalışıyor:

Bir mağazaya giriyorsunuz, bir ürün beğeniyorsunuz ve merak ediyorsunuz acaba bu ürünü üreten kim, hangi görüşte? Bu ürünü alsam para aslında kimin cebine girecek?  

Hemen telefonunuzdaki bu uygulamayı açıp ürün üzerindeki barkodu okutuyorsunuz vee tataa!!!

Uygulama size firmanın yöneticisi, yönetim kurulu, çalışanları, kısaca parti hangi partiyi destekliyor, kime hizmet ediyor, kimin cebini dolduruyor söylüyor :) 

Durun kızmayın :) Fikir ilk anda çok ayrıştırıcı gibi görünse de bence artık herkesin dünyayı aslında ülkelerin değil büyük şirketlerin yönettiğini biliyor. Bizim cebimizden çıkan para da bu şirketler aracılığı ile belli ideoloji ve fikirleri desteklemek ve yaymak için harcanıyor. 

Hal böyle olunca reklamlarda takılan sahte maskeler ve söylemler yerine şirketlerin gerçek yüzünü görebilmek güzel olurdu diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?




Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...