24 Kasım 2015 Salı

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali





Aslolan yaşamın sürdürülebilirliğidir...

İçinde bulunduğumuz mevcut durumu anlamak için bütüncül bakabilmek, sistemleri ve sistemlerin birbiriyle etkileşimini anlamanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Değişim yaratabilmek için çözüm odaklı olmanın ve çözüm üretebilmek için de yaratıcı olmanın etkili olduğuna inanıyoruz.






Bu düşünceleri manifestoları olarak benimsemiş bir grup gönüllü, Sürdürülebilir Yaşam Kollektifi. Gönüllü de yetmez güzel gönüllü demek lazım. Çünkü çok önemli bir konu için bir aradalar ve çalışıyorlar. Yaşamımızın sürdürülebilirliği, yani yarınımızın varlığı ve kalitesi. Çoğumuzun dünyada olup bitenlere çaresizce boyun eğdiği ya da hiç umursamadığı bu günlerde, bu güzel gönüllüler bizim dert etmediklerimizi dert edip, bizim de farkında olmamız, harekete geçmemiz, sorunun parçası olmaktan çıkıp çözümün parçası olabileceğimizi hatırlatmak için var güçleriyle çalışıyorlar. 








Ekip bu amaçla, dünyanın dört bir yanından, yüzlerce film arasından, bütüncül bakış ve yaratıcı çözümler içeren belgesel filmleri bize ücretsiz ulaştırmak için 8 yıldır İstanbul'da Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali' ni düzenliyor. Bu sene ekibin "Siz de yapabilirsiniz" çağrısına kulak verenler sayesinde festival toplam 20 il ve ilçeye ulaşmış. 







İşte bu güzel gönüllü insanların İzmir' in küçücük bir kasabası olan Urla' ya kadar ulaştırmayı başardığı bu festivalin 1 gününe ben de katılabildim bu hafta sonu.








İlkinden sonuncuya birbirinden etkileyici 10 film seyrettim. Bazılarının fragmanlarını buraya da ekledim, vakit ayırıp seyretmenizi çok arzu ederim. Sorunun ve konunun sadece küresel ısınma ve iklim değişikliği olduğunu sananları şaşırtacak çeşitlilikte filmler vardı. Mimariden tarıma, modadan ulaşıma kadar birçok farklı pencereden aynı soruna baktık, hepimiz aynı soruyu sorduk ve aynı sonuca ulaştık: 


Sınırlı bir dünyada 
sınırsız ekonomik büyümeye dayalı 
bir kalkınma modeli
sürdürülebilir midir?

HAYIR!

 O zaman, bir şeylerin acilen değişmesi lazım 
ve 
çözüm ancak kendimizi değiştirmekle mümkün!






Evet, filmler gerçekten sarsıcı, bu konuya yabancı olanlar için uyandırıcı, zaten uyanmış olanlar içinse ufuk açıcıydı. Bulabildiğiniz yerde seyredin derim.  







Bu festivali kaçırmış olabilirsiniz, üzülmeyin;
  • Seneye tekrarına katılabilirsiniz ajandanızın 2016 Kasım ayına hemen bir hatırlatma notu girin!
  • Seyrettikleriniz sizi etkiledi çevrenizdekiler de  seyretsin istiyorsunuz; hemen info@surdurululebiliryasam.org adresine bir posta yazıp festival filmlerinin bulunduğunuz yerde gösterimini nasıl sağlayacağınızı öğrenebilir hatta seneye festivali bulunduğunuz yere taşıyabilirsiniz!




7 Kasım 2015 Cumartesi

Doğal yaşam için doğal ürünler


Uzun zamandır mümkün olduğunca kimyasal kullanmamaya, kullandıklarımızı da olabildiğince doğal ve ekolojik ürün gruplarından temin etmeye çalışıyoruz. Ancak bu hem çok kolay değil, hem de internette onlarcası dolaşan evde kendin yap reçetelerinin çoğu arzu ettiğiniz sonucu vermiyor.

Son zamanlarda, bu uygulamalarıma bir şekilde şahit olup nasıl yaptığımı soran dostlar olunca ben de şimdiye kadar denediğim onlarcası arasında en iyi sonuçları aldığım ve yapımı da kolay olan birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istedim.




Bulaşık Makinası Parlatıcısı ve Tuzu

Bulaşık makinasının parlatıcı gözünü sirke, tuz gözünü ise Limon Tuzu ile dolduruyorum ve market ürünlerini kesinlikle aratmayan bir sonuç alıyorum. Sirkeyi bulmak kolay ama ucuz ve yüksek miktarda Limon Tuzu almak daha zor görünebilir. Bu iş içinde yaşadığınız yerde varsa Metro'dan 5 kg lık paketlerde alabilirsiniz ya da benim gibi Eminönü'nde bulduğum şurası gibi bir yerden kargo ile eve teslim sipariş ile satın alabilirsiniz.






Çamaşır Yumuşatıcısı

Uzun zamandır çamaşır yumuşatıcısı satın almıyorum. Çamaşır yumuşatıcısı yerine şu formülü kullanıyorum.

1 lt su
2-3 bardak elma sirkesi (tam miktarına çamaşırlarınızı ne kadar yumuşak istediğinize göre deneyerek karar verebilirsiniz)
20 damla kadar kokulu bir yağ (lavanta, kayısı,yasemin gibi piyasada kolay bulunan yağlardan)

Ben bu karışımı eski bir yumuşatıcı kabında 2-3 lt'lik oranlarda hazırlıyorum. Her kullanımdan önce mutlaka çalalıyorum ki içindeki kokulu yağ iyice karışsın. Ve makina doluysa ben de yumuşatıcı gözünü Max işaretine kadar hazırladığım yumuşatıcı ile dolduruyorum. Çamaşırların kokusu da yumuşaklığı da beni fazlası ile tatmin ediyor. Ayrıca sirkenin dezenfektan etkisini de yadsımamak lazım. Sonuçta hem doğal malzemelerden yapılmış, hem de daha hijyenik sonuç veren bir ürün kullanıyor olmaktan memnun kalacağınıza eminim.

NOT: Ben elma sirkesi bulamadığımda ya da mesela indirimde üzüm sirkesi bulmuşsam :) onu kullanıyorum, koku ve yumuşaklık olarak hiç bir farkı olmadığını söyleyebilirim.





Oda Kokusu

Evin güzel kokmasını seviyorum ancak piyasada satılan oda kokularının ne kadar kanserojen olduğunu okudukça da alıp eve koyasım gelmiyor. Sonunda yumuşatıcı yaparken kullandığım kokulu yağları bu konuda kullanabileceğimi geç de olsa akıl ederek harekete geçtim.

Yukarıdaki gibi dekoratif şişeleri İstanbul'da Eminönü'nde, İzmir'de Kemaraltı'nda bulmak çok kolay. En pahalısı 3-5 TL aralığındaki bu şişelerin içine su ve kokusunu sevdiğiniz bir yağdan 10-15 damla damlattığınızda karışımınız hazır hale geliyor. İçine marketlerde satılan çöp şişlerden de arzu ettiğiniz adedini arzu ettiğiniz boyda keserek içine koyduğunuzda ise tadaaaa harika kokan ve son derece doğal oda kokunuz hazır. Şişeyi nasıl süsleyeceğiniz ise hayal gücünüz ile sınırlı  :)






Sivrisinek Kovucu

Yaz aylarında kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyduğumuz sivrisinek kovucular resmen zehir. Bir de tenimize sıktığımızı düşününce neredeyse kendimi sineklere yedirmeyi tercih eder hala gelmiştim. İşte bu noktada annem bir çözüm bulduğunu söyledi. Bir şişe kolonyanın içine 3-4 dal taze biberiye koyup 1 hafta kadar bekletip teninize sıktığınızda sinekler gelmiyordu. Koca bir yazı bu çözümü bulmanın kısmi mutluluğu ile geçirdik. Kısmi diyorum çünkü kolonya çok uçucu olduğu için sık sık tekrarlamak gerekiyordu.
ve bu kadar tekrar zaten kuru olan ve yaz günü güneşten yanarak daha da kurumuş cildimi fena halde kurutuyordu. Bir sonraki yaz gelmeden bu konu aklıma geldi ve internetten bu konuda bebekler için nasıl bir doğal çözüm önerildiğini araştırdım. Çoğunluk su ve lavanta yağını karıştırmayı öneriyordu. Su cildi nemlendiriyor, yağ özellikle lavanta yağı cildi besliyor, sakinleştiriyor ve ciltten alkol gibi kolay uçmadığı için de daha uzun süre dayanıyordu. Denedim ve çok memnun kaldım. Bu karışımı kişisel bakım marketlerinde kolayca bulabileceğiniz seyahat boyu sprey şişelerine koyarak kolaylıkla yanınızda taşıyabilirsiniz. Denediğinizde memnun kalacağınıza eminim Yumuşacık ve mis gibi kokan bir cilt ise işin kaymağı olacak :)




15 Eylül 2015 Salı

Hint Sinemasına Giriş - 101





Geçen akşam çok sevdiğim bir arkadaşla denize karşı uzoları tokuştururken konu konuyu açıp hint filmlerine oradan da Aamir Khan'a geldi. O ana kadar bu adı hiç duymamıştım ve ne yalan söyleyeyim Hint filmi deyince tüylerim biraz diken diken de olmuştu ama tavsiye edene güvenimden filmlerin adını ilk fırsatta seyretmek üzere kaydettim. Bir de Aamir Khan'dan bahsedilince arkadaşı ilk önce yönetmen sanmıştım ama oyuncuymuş. Aşağıda bahsedeceğim filmlerin yönetmen ve senaristi ise Rajkumar Hirani miş, ki aslında büyük övgüyü kendisi hakediyor.

Neyse biz o geceyi sabaha karşı şişenin dibine yakın bir noktada sonlandırınca, ertesi sabah bendeniz yataktan kolay çıkamadım tabii. Dışarda da bir deli rüzgar, çıksan ne olacak zaten. Sonunda bahanelerim tükenip günün yarısına yakın yataydan dikeye geçebildiğimde ise tüm uzuvların ayrı ayrı isyan ederek uzun süre bu şekilde kalmak istemediklerini ilan ettiler. Ben de hızla kahvaltı niyetine bir şeyler atıştırıp elime kitabımı alıp kanepeye tekrar yatay pozisyonuma geri döndüm. Ancak gel/gör ki ikinci sayfada uyuklamaya başladım. Yok dedim uyumayacağım kitabı bıraktık ipad'i aldım, biraz facebook da dolanayım sonra film seyredeyim derken karşıma çıkan ilk paylaşım Aamir Khan' ın oynadığı PK adlı filmi seyreden bir arkadaşın tavsiyesi olmasın mı? Eh dedim evren bana bir şeyler demek istiyor. Adamın adını 40 yıllık hayatında hiç duyma sonra 24 saat içinde iki ayrı kişi sana adamın filmlerini methetsin. Hayatta herşeyin bir zamanı olduğu doğru. Bu pazar da benim için Aamir Khan sayesinde Rajkumar Hirani filmleri ile tanışma günüymüş.





Hemen açtım ve bir solukta seyrettim PK' yi. Bir uzaylının gözünden inanç/lar/ımız ve tanrı/lar/ımızın nasıl göründüğünün harika bir sorgulaması. Çok hoş, içinde kıvamında Bollywood tadı var, sıkmayacak kadar dans, müzik ve bol kahkaha ama ondan da bol mesajlar ve sorgulamalar.

Filmin ingilizce ya da türkçe altyazılı fragmanını bulamadığım için koymadım buraya ama bence mutlaka seyredin, hele ki sorgusuz sualsiz inançlarımız ile memleketi bu günlere sürüklemişken. Dil, kültür, ırk, ülke farketmeden aslında hep yanlış numarayı aradığımızı, dinle Tanrı'ya yakınlaşmaya çalışırken aslında ondan nasıl da uzaklaştığımızı çok çok güzel işlemiş film.

Filmi o kadar severek seyrettim ki Hollywood filmlerine fazla fazla benzeyen klişe sonu bile beni mutsuz etmedi.


Hemen aynı akşam 3 Idiots'ı da seyrettim. Formül, tarz aynı ama bu sefer konu eğitim sistemi! Yine harika sorgulamalar, yine çıkarılacak dersler.

Uzun lafın kısası ben bu iki film sayesinde harika bir pazar geçirdim. Hem akşamdan kalma kafamı yastıktan kaldırmadım hem de çokça düşünüp, çokça güldüm. Seyredin, pişman olacağınızı sanmıyorum...






20 Temmuz 2015 Pazartesi

Toskana'ya aşık olduğum doğrudur...



Montalcino - by MRA



Aşağıdaki yazıyı Mayıs ayında arayı fazla açmadan yazayım diye onca işin arasında hazırlamaya başlamış ama yayınlamayı beceremeden İzmir'e doğru yola çıkmıştım. O gün bugündür -arada yaptığımız 5 günlük bir küçük kaçamak seyahat hariç- tam zamanlı olarak yerleşme ve eksik tamamlama işleriyle uğraşıyorum.

Neyse fazla uzatmıyor, İzmir hikayelerini başka bir yazıya devredip ve sözü Mayıs'taki yazıma burakıyor ve aradan çekiliyorum :)

--------------------------------

Evet nihayet yuvadayım ama bu sefer de yuva değişimi hazırlıkları başlıyor :) Evet nihayet bize İzmir yolu göründü. Bu hafta sonlanmadan İzmir'e varmış ve son hazırlıklara başlamış olmayı hedefliyorum. Herşey yolunda giderse bu yaz İzmirli olacağız artık.

Mart ve Nisan inanılmaz hareketli geçti. Aslında en baştan başlayıp anlatmak daha iyi olurdu ama en taze seyahatimiz Toskana (İtalya) olduğu ve ahh bizi nasıl da büyülediği için önceliği ona vereceğim :)


Castigllione del Lago - by MRA



Öncelikle şunu söyleyerek başlamak isterim, Toskana gerçekten de dünyaca ünlü olmayı hakediyor. Her köşesi tablo gibi. Gördüğünüz hiçbir fotoğraf abartı değil hatta fotoğrafların çoğunun gerçeğinin hakkını teslim edemediği söylenebilir. Yemyeşil kırlar arasına serpiştirilmiş irili ufaklı çiftlikler, tepelere kondurulmuş masal şatoları gibi orta çağ kasabaları, o güzelim şaraplar ve peynirler... Ahh Toskana'yı sevmemek çok zor bence.
Biz bu tatili her deliğe girip çıkarak gezmek yerine biraz geniş geniş gezmek ve bulunduğumuz yerlerin tadını çıkarıp dinlemek şeklinde kurguladık.



Siena - by MRA


İstanbul'dan Bologna' ya uçup aynı gün araba kiralayarak Siena' ya ulaştık. Hızlı kullanırsanız 2 ama bence en az 2,5-3 saatte alınacak bir yol Bologna-Siena arası. Büyük kısmı otoban kalan kısmı da duble yol olduğundan hiç yorulmadan araç kullanabiliyorsunuz. Sadece İtalyan' lar da hız konusunda bizi aratmayan şöförler bu sebeple sol şeridi kullanmamak akıllıca olabilir :)

Bu arada bizim araç kiralama ve yolculuğumuz benim unutkanlığım sayesinde bolca maceralı oldu. Eşimin rahatsızlığı sebebiyle ehliyeti H sınıfı ve Türkiye' de özel donanımlı araç kullanıyor. Otomatik vitesi çok zorunda kaldığında kullanıyor ancak bu durum onu yorabiliyor ve aslında kasko gibi konularda da sorun çıkarabilecek bir durum. Hal böyle olunca yurtdışına gittiğimizde şoför ben oluyorum. Fakat üst üste yolculuklar ve yorgunluktan olsa gerek bendeniz hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve İtalya'ya giderken ehliyetimi İstanbul' da unuttum. Bunu uçak kalktıktan yaklaşık yarım saat sonra farkedince yaşadığım paniği ve çaresizliği tahmin edersiniz. Arabayı internetten benim adıma kiralamış ve ödemesini yapmıştık bile ama benim ehliyetim yoktu :). Havadaki 2 saatin nasıl geçtiğini hatırlamıyorum bile :)



Siena - by MRA


İşin kötüsü günlerden cumartesiydi ve biz indiğimizde Türkiye için saat öğleden sonra olacak ve birine ehliyeti kargolatmaya bile vaktimiz olmayacaktı. İşte bu kara düşünceler içinde Bologna' ya indik. Allahtan araba kirlama şirketi (Sicily by car) son derece yardımcı oldu. Eşimi ikinci şoför olarak eklediler ve ehliyetinin H sınıfı olmasını sorun etmediler. Benim için de ehliyetimin -allahtan maillerim arasında olan- taranmış halini sisteme tanımlayıp ehliyetim elime ulaştığında kullanabilmem için gereken tanımları yaptılar ve biz arabamızı alıp yola koyulabildik.

Avluyu paylaştığımız komşu ev - Siena - by MRA

Konakladığımız ev Siena - by MRA


Konaklama için Siena çevresini seçememizde gideceğimiz lokasyonların hepsine yaklaşık aynı mesafede olması, ana yol üzerindeki bir nokta olması önemli bir parametre oldu. Market vs gibi ihtiyaçlar açısından da çok küçük bir kasaba olmaması avantaj sağladı.

Konaklayacak yeri seçerken daha önce gidenlerin önerileri ile Agriturismo tesislere baktım ancak kısıtlı zamanda bizim isteklerimize ve kesemize uygun bir yer bulamadım, yine de gitmek isteyenler bu alternatifi değerlendirebilirler.


Konakladığımız köy,Costafabbri / Siena - by MRA


Biz merkezden çok uzak düşmek istememiş ama Toskana' daki kır havasını da biraz olsun solumak istemiştik. Sonunda her zaman olduğu gibi bir ev kiralamaya ama bunu şehir merkezinde değil de hemen merkez dışındaki köylerden birinde yapmaya karar verdik.


Kaldığımız evin uzaktan görünüşü - Costafabbri / Siena - by MRA

Şansımız yaver gitti ve Siena' nın merkezine 5 km uzakta Costafabbri adlı köyde çok tatlı bir yer bulduk. Burası 2 ayrı binada bir tane 1+1 bir tane de 2+1 dairesi bulunan bir villaydı (Villa Caprera). Biz 1+1 olanı kiraladık, sade ama Toskana' ya has detaylarla döşenmiş, çok zevkli, tam teşekküllü bir mutfağı olan harika bir evdi.


2+1 dairenin olduğu ana villa - Costafabbri / Siena - by MRA



Gittiğimizde bizi taze yapılmış koca bir turta ve her odaya yerleştirilmiş taze çiçeklerin beklediğini görmek yaptığımız seçimin doğruluğunu teyit eder gibiydi.


Nazik ev sahibemizin tart ve çiçekleri - Costafabbri/Siena - by MRA


Evimizin önünde taş bir avlu ve ana villa yar alıyordu. Ana villanın her iki yanında bulunan bahçe alanları kullanımımıza açıktı. Her iki bahçede kırlar üzerinden Siena' ya bakıyordu ve çok keyifli mekanlardı. Hava güneşli oldukça sabah kahvaltılarımızı bahçede ettik hatta son gecemizi de bahçenin çimenlerinde piknik yaparak noktaladık.


Kaldığımız dairenin dışardan görünüşü - Costafabbri/Siena - by MRA


Bahçemiz - Costafabbri/Siena - by MRA

Bahçemiz - Costafabbri/Siena -by MRA


Ev sahiplerimiz çok tatlı insanlardı. İngilizceleri biraz kısıtlı olsa da her konuda son derece yardımcı oldular. Evin tek dezavantajı civar köyleri merkeze bağlayan bir yola yakın olmasıydı. Evin içindeyken hiç bir şekilde gürültü duyulmamasına ve bahçedeki harika düzenleme sebebiyle yolu hiçbir şekilde görmemenize rağmen o yeşillikler içinde, kuşların çılgınca öttüğü huzur anlarında arka planda geçen bir arabanın sesini duymak insanı biraz hayal kırıklığına uğratıyordu. Biz yine de buna pek odaklanmadığımız ve mekanın büyüsüyle kendimizden geçtiğimizden olsa gerek bu durumdan aşırı bir rahatsızlık duymadık.



Konakladığımız dairenin mutfağı -Costafabbri/Siena -by MRA


Bahçede piknik - Costafabbri/Siena - by MRA



Ev sahibimiz -Daniela- eve varır varmaz haritamızı verip üzerinde de ihtiyacımız olan market, eczane, ücretsiz otopark vs gibi yerleri işaretleyip tarif ettikten sonra saat çok geç olmadan alışverişimizi yapmak için tekrar yola koyulduk. Daniela, kaldığımız yere 2-3 km uzakta çok ucuz ama bir o kadar da çeşit zengini bir market tavsiye etmişti. Gerçekten de İtalya'da gördüğüm en ucuz marketti. En pahalı şarap 4,56 euro'ydu ve daha ucuzları bile lezzet olarak memleketimdekilere beş basardı :) 2-3 günlük yiyecek alışverişimizi yaptıktan sonra yorgunluğumuza teslim olup evde yeme kararı alıp yemek sonrası da erkenden yattık.



Siena - by MRA

Siena - by MRA

Siena - by MRA


İkinci gün planında Siena'yı gezmek vardı ama burada stratejik bir hata yaptığımı kabul etmeliyim. Avrupa'nın çoğu şehrinde pazar günleri her yer kapalı oluyor. Bu durum çok turistik şehirlerde ve merkezlerde fazla hissedilmeyebiliyor ama Siena gibi küçük kasabalar yine turistik noktaları açık ve kalabalık olsa da her zamanki canlı ve renkli hallerini biraz kaybetmiş oluyorlar.



Siena - by MRA

Sokak aydınlatmaları :) - Siena - by MRA


Bir de sanırım havanın ara ara kapadığı ve hafif yağışlı olduğu tek gün buydu. Yine de bunlara rağmen Siena tadından yenmeyecek, daracık sokaklı bir ortaçağ kasabası olarak bizi mest etti. Sokakları arşılamaktan, Piazza del Compo'da oturup şarabımızı yudumlarken gelen geçeni seyretmekten, küçük kafelerinde espresso içmekten ve muhteşem Duomo'yu gezmekten büyük keyif aldık.



Siena - by MRA

Siena - by MRA

Siena - by MRA


Piazza del Campo - Siena - by MRA

Duomo - Siena - by MRA


Duomo - Siena - by MRA

Duomo - Siena - by MRA

Duomo - Siena - by MRA


Duomo - Siena - by MRA

Duomo - Siena - by MRA

Duomo - Siena - by MRA


Üçüncü gün için planımızda San Gimignano ve Castellina In Chianti vardı. Ancak kuzenim ehliyetimi pazar günleri açık olduğunu öğrendiğimiz UPS Atatürk Havalimanı şubesine teslim ettiğinizi ve pazartesi öğlene kadar elimde olacağını söylediği için bizim planlar değişti tabii. Sabahın köründe bahçeye kurulup kargoyu beklemeye başlayan ve uçan sineği bile kaçırmayan bendeniz bir yandan da internetten kargonun statüsünü takip etmeye başladım. Gelen yok giden yok ama öğlene doğru bir de ne göreyim kargo statüsü "gittik evde kimse yoktu tekrar gidilecek" olarak güncellenmiş. Hadi buyur buradan yak! Adam kimbilir nereye gitmiş, kimbilir kimi evde bulamamış, belli ki adreste sorun var. Herhalde bu ehliyet bana hiç ulaşmayacak paniğiyle hemen telefona sarıldım UPS'i aradım ama gel gör ki anlaşmak mümkün değil. Önce İngilizce şeçeneği olmayan bir sesli yanıt sistemi ile boğuşup rastgele bastığım numaralardan sonra sonunda birine ulaştığımda bu sefer de İngilizce bilmeyen çalışanlar arasında dakikalarca bir ona bir buna bağlanıp durdum.

Castigllione del Lago - by MRA


 Baktım olmuyor kuzene Türkiye UPS tarafına bilgi vermesini rica edip koşarak Daniela' nın kapısına dayandım. Kafa göz yara yara anlaştık, UPS'i ona arattım. Gel gör ki sonuç çok değişmedi. "1 saat sonra geri arayacağız" deyip kapadılar ve başladık beklemeye. Biz de baktık iş uzun sürecek güzel bir öğlen yemeği hazırlayıp bahçeye yayılıverdik. Bir yandan yiyip içip bir yandan haber beklerken köşeden Daniela göründü ve geçen 1,5 saatin ardından arayan soran olmadığını iletti.. Allahtan elimizde kargonun ulaştığı son dağıtım noktasının adı vardı ve Daniela elinden hiçbirşey gelmemesinin üzüntüsü ile ne yapsam diye uğraşırken bu merkezin adresini bulmuş. Biz de atladık arabamıza, Siena'ya 10 km civarında olan ve San Gimignanao yolu üzerindeki UPS dağıtım noktasına doğru yola çıktık. Merkeze vardığımızda yaşananlar bizi şaşırtmadı :) buradaki adamcağız da hiç mi hiç İngilizce bilmiyordu. Yine azimle bilinen tüm evrensel yollarla kendisi ile anlaşıp Daniela ile telefonda konuşturmak suretiyle kargonun aynı akşamüstü doğru adrese teslimi sözünü alabildim. Saat üçü geçmişti, zaman azdı, bu sebeple Castellina In Chianti' yi programdan çıkarıp San Gimignano' ya doğru yola koyulduk.

San Gimignano - by MRA



San Gimignano - by MRA

Eskiden beraber çalıştığım çok sevgili arkadaşım Dilşat' tan duymuştum ilk defa San Gimignano adını. Balayı için Floransa' ya geldiğimizde günübirlik Siena & San Gimignano turu ayarlamış ama aynı tur şirketiyle yaptığımız Cinque Terre turundaki hüsran sonrası bu geziyi iptal etmiştik. Dilşat' ın büyük bir aşkla zikrettiği San Giminano gerçekten de insanda duygusal bir taşkınlık yaratıyor güzelliğiyle. Hele akşam ışıkları altında masal gibiydi. Sokaklarını, meydanlarını gezmekten, yorulunca akşam güneşini batıracak bir teras bulup yemyeşil tarlalara doğru bakan kaleden kızıl güneşe kadeh kaldırmaktan çok büyük keyif aldık.


San Gimignano - by MRA

San Gimignano - by MRA


San Gimignano - by MRA

San Gimignano - by MRA

San Gimignano - by MRA


Dördüncü güne ehliyetime kavuşma zaferiyle başlayınca istikameti biraz daha uzak rotalara çevirdik ve kahvaltı keyfi sonrası Cortona' ya doğru yola çıktık. Under the Tuscan Sun filmini çok severek seyretmiş ve herhalde seyreden herkes gibi filmdeki mekanların büyüsüne kapılmıştım.


Castigllione del Lago - by MRA


Cortona - by MRA





Cortona - by MRA



Film biter bitmez yaptığım araştırmada da filmin büyük kısmının Cortona' da çekildiğini öğrenmiş ve bir gün gidilecek yerler listeme burayı da eklemiştim. İyi öyle yapmışım.



Cortona - by MRA


Cortona da gezdiğimiz tüm diğerleri gibi :) yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş bir orta çağ kasabasıydı. Kale duvarları içinde bol yokuşlu labirent gibi daracık sokakları takip ederek sürprizli meydanlara, renkli avlulara kavuştuğunuz etkileyici bir yerleşimdi.


Cortona - by MRA

Cortona - by MRA


Cortona - by MRA


Sırtını dayadığı tepeye siz de sırtınızı dönünce öyle bir manzarayla karşılaşıyorsunuz ki insanın nefesi kesiliyor. Göz alabildiğine güzellik.

Siz de ister daracık sokaklarına, meydanlarına atılmış masalarda, ister o sokaklardan birinde kapısından girdiğinizde arka yüzü kale duvarını delip beklenmedik bir manzaraya açılan küçücük restorantlarında oturun hepsinden ayrı bir keyif alacağınıza eminim. Biz manzaranın güzelliğine dayanamayıp panaromaya en hakim noktalardan biri olan Piazza Garibaldi' nin kenarında yer alan Hotel San Luca' nın restoranında öğle yemeğimizi yedik. Yemekler de, manzara da harikaydı.


Cortona - by MRA


Cortona - by MRA


Cortono' ya gitmeden önce sevgili eşim Cortona yakınlarında bir göl olduğunu görünce göl kıyısında da zaman geçirelim istedi. Ben de göl kıyısında nereler var diye bakarken Castigllione del Lago diye pek şirin bir kasabanın varlığını keşfettim.

Bu arada küçük bir not girmek istiyorum araya. Türk gezginlerin Toskana durakları genelde San Gimignano, Siena, Montalcino ve Montepulciano gibi görünüyor çok az blog ya da yazıda Cortona'ya rastladım, Castigllione del Lago'ya ise adını haritadan görüp gittik. Ancak şunu söylemek isterim ki Cortona da Castigllione del Lago da mutlaka görülmesi gereken yerler. Eğer bir Toskana gezisi planlıyorsanız bu durakları es geçmemenizi öneririm.



Gölün içine doğru uzanan bir burunun üzerine kurulmuş bu şirin kale içi kasabası böylece Cortona' dan sonraki durağımız oluverdi. Yemeğin ve üzerimize vuran öğlen güneşinin rehavetine rağmen pek şirin kasabalardan kırlardan geçip  Castigllione del Lago'ya ulaştık.


Castigllione del Lago - by MRA


Castigllione del Lago - by MRA



Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA





Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA


Kale içindeki eski yerleşim olan bölgeye gitmeden kaleyi uzaktan gören göl kıyısında bir park bulup termosumuzdaki çay ve ev sahibimizin yaptığı turta ile biraz piknik yaptık. Piknik sonrası kale içini gezdik ve burnun en ucundaki burça tırmanma hayali ile yürümeye başladık. Fakat bu burçlara giriş 500-600 metre gerideki müzenin içindemiş. Biz taa burçun dibine kadar yürüyüp orada bir bilet gişesi falan ararken bunu farkettik.  Geri dönüp bilet alıp tekrar burçlara tırmanmak içinse saat artık geç olmuştu. Biz de müzenin kapanış saatine dakikalar kala koştur koştur gezmektense aynı manzaraya nazır hem de erguvan ağaçlarının gölgesinde bir bahçesi olan bir cafe bulup dondurma yemeyi tercih ettik :)

Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA


Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA

Castigllione del Lago - by MRA


Güneş batmaya yüz tuttuğunda biz de dönüşe geçelim diye kalenin ana çıkışına doğru ilerlemeye başladık. Biz çıkışa doğru ilerlerken dükkanlar kapanmaya, herkes yavaş yavaş evlerine çekilmeye başlamıştı, biz de gitmeye hazırdık. Fakat kalenin çıkışına geldiğimizde dışarıdaki manzarayı görüp büyülenmiş gibi kala kaldık. Kaleyi kıpkırmızı yıkayan, güneş gölün üzerini rengarenk ışıltılarıyla boyayarak batmaya hazırlanıyordu.


Castigllione del Lago - by MRA

Bir manzaraya, bir birbirimize baktık ve neredeyse birkaç saniye içinde kapanan dükkanlara geri koşup birimiz şarap birimiz peynir kapıp geri döndük :) Önce kale girişindeki büyük meydanda sonraysa göle daha hakim bir açıdan bakan bir çimenliğe yayılıp güneşin yok olup yıldızların çıkışını seyrettik saatlerce. Ah nasıl güzeldi ve ah nasıl lezzetliydi herşey!


Castigllione del Lago - by MRA


Son günümüzün kasabaları ise Montepulciano, Pienza ve Montalcino idi. Birbirine yakın bu üç kasabanın kendi güzelliklerinin yanı sıra aralarındaki yollar üzerindeki manzaralar, bağlar, kırlar görülmeye ve mutlaka piknik yapılmaya değer. Montepulciano'yu gezip Pienza'ya doğru yola çıktığımızda geçtiğimiz yerlerin her metresinde "ay şuraya baaak" "aahhhh süper" "offf harika" nidaları atmaya başlayınca bu manzaranın daha uzun tadına varmak için arabayı bir kenara çekip küçük bir çay keyfi yapmaya karar verdik.


Montepulciano - Montalcino arasındaki kırlar 

Çayır çimene yayılıp, kendimizi Toskana meltemine ve kuşların şarkısına bırakıverdik. O güzelliğin içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamayınca programımız da biraz aksadı tabii :) Hal böyle olunca Pienza' yı pas geçip Montalcino' yu görüp eve dönmeye karar verdik. Montepulciano ve Montalcino da aynı diğerleri gibi pek şirin, çook yüksek tepelerden aşağıdaki muazazam kırlara bakan ortaçağ kasabaları. Pienza' yı gezmedik ama yol içinden geçtiği için birazını görmüş olduk. Şirin ve diğerlerini aksine düzlükte olduğunu söyleyebilirim :)


Montepulciano - Montalcino arasındaki kırlar - by MRA


Toskana'daki son günümüzü bitirmiş eve dönerken hem eşim hem de benim için Toskana mutlaka tekrar gelinmesi ve çook uzun kalınması gereken yerlerin başına yerleşmişti bile.

Toskana bizi öyle büyülemişti ki ertesi gün bizi bekleyen Bologna, Toskana'dan sonra hayal kırıklığı olacak mıydı?