29 Eylül 2014 Pazartesi

Eğer bir işaret bekliyorsanız, işte bu O !!!




Uyanmanın Aşamaları


Bu durum önce biraz mırıldanmak, yatakta dönenmek sonra esnemek, kalmak, yüzünü yıkamak ve kahve içmek gibi görünebilir. Evet, aslında çok da farklı sayılmaz


SİZ BU AŞAMALARIN HANGİSİNDESİNİZ?


1. Nispeten özgür dönem ya da özgür olman gerektiğini biliyor olduğun dönem. Çocukluk, gençlik vs.

2. Bu özgürlüğün elinden alındığına şahit olmak, iş hayatına atılıp gerçeklerle yüzleşmek. Her şeyin paraya dayalı olduğunu görmek, okul yıllarında edindiğin idealizmi kaybetmek ve hayal kırıklığı.

3. Özgür olman gerektiğinin bir hak olduğunu yavaş yavaş unutmaya başlama, alışma dönemi. “Mecburuz ne yapalım”dan, “En azından bir işim var” diye sevinecek hale geçiş.

4. Bir takım uyaranlarla (Belgeseller, kitaplar, filmler, çarpıcı bir olay, Uyanma Saati’ni izlemek vs.) özgürlüğünün nasıl ve neden elinden alındığını algılamaya başlamak.

5. Bu konuda merak duymaya başlamak, daha fazla konuşup, tartışıp, araştırmak ve daha fazla belgesel, film, kitaba sarılmak.

6. Tebrikler, uyandınız! Şaşkınlık ve “Peki şimdi ne olacak” dönemi. İsyankar ruh hali sizi sarar. “Sahil kasabasına yerleşmek” ya da “Dağlara kaçmak” hayalleri… Bu biraz sürebilir.

7. Sorumluluklarınızı kabullenme anı. Sevdiklerinizi bırakıp kaçamayacağınızı, kaçıp gitmenin bile bir miktar para ve destek gerektirdiğini, hala ödemeniz gereken bir kiranızın, bankaya borcunuzun olduğunu, bilgisayarsız yaşayamayacağınızı fark etme anı. (Bu 7. aşamada dağa kaçanlar olmuyor mu, oluyor tabii! Onlar da %100 kaçamıyor, gitmeden önce yine bir dağcılık markasının mağazasına uğrayıp güzel bir çift trekking botu ve çadır satın almayı unutmuyorlar )

8. Şehirde, savaş meydanında kalıp özgürlük için cengaverce mücadele etmeyi seçme aşaması. İşte bu aşamada devreye “Gerçek İşler” geliyor. Normal işinize giderken, hem kendinizi daha mutlu hissettirecek hem de dünyaya faydalı olacak başka bir işe başkoyduğunuz an… Gerçekte neye ilginiz olduğunu, para kazanma zorunluluğu olmasaydı ne iş yapardım deyip kendini ilk kez “gerçekten” tanıma anı.

9. Seçtiğiniz “gerçek iş” alanında kendiniz gibi uyanmış güzel insanlarla tanışma ve büyüme. Kendini ilk kez gerçekten “hayata katılır” hissetme…

10. Bu geçtiğiniz aşamaları başkalarına da anlatarak, başkalarının da uyanmasına yardımcı olmak için gönüllü olma.



Başkalarının da bu basamakları çıkmasına ve gerçek kimliğini keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz.
Lütfen sevdiklerinizle www.uyanmasaati.com sitesini paylaşınız.





*”Uyanışın Aşamaları” konusunda çok ilginç bir benzerlik için, aşağıdaki video ve bilgileri inceleyebilir, daha fazlası içinse “Ten Ox Herding Pictures” ifadesini Google’da aratıp detaylara ulaşabilirsiniz.





Ten Ox Herding pictures, poems and short pieces of prose tell how the student ventures into the wilderness in his search for "the Bull" (or "Ox"; a common metaphor for enlightenment, or the true self, or simply a regular human being), and how his efforts prove fruitless at first. Undeterred, he keeps searching and eventually finds footprints on a riverbank. When he sees the bull for the first time he is amazed by the splendour of its features ('empty and marvellous' is a well known phrase used to describe the perception of Buddha nature). However, the student has not tamed the bull, and must work hard to bring it under control. Eventually he reaches the highest Enlightenment, returns to the world and 'everyone I look upon becomes enlightened'.

Common titles of the pictures in English, and common themes of the prose, include:
  1. In Search of the Bull (aimless searching, only the sound of cicadas)
  2. Discovery of the Footprints (a path to follow)
  3. Perceiving the Bull (but only its rear, not its head)
  4. Catching the Bull (a great struggle, the bull repeatedly escapes, discipline required)
  5. Taming the Bull (less straying, less discipline, bull becomes gentle and obedient)
  6. Riding the Bull Home (great joy)
  7. The Bull Transcended (once home, the bull is forgotten, discipline's whip is idle; stillness)
  8. Both Bull and Self Transcended (all forgotten and empty)
  9. Reaching the Source (unconcerned with or without; the sound of cicadas)
  10. Return to Society (crowded marketplace; spreading enlightenment by mingling with humankind)


27 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bu hafta pek hareketligeçiyor. Dün gece ki kızlar partisinden kalma dumanlı kafamı bu cuma akşamında bilgisayar başına oturmam da bundandır :) Yarın gün içinde dışarıda koşturulması gereken birkaç iş, evde temizlik, akşam da dostlarla yenecek bir yemek olunca bu haftanın paylaşımları için bugünden yazıyı tamamlamak farz olmuş demektir.


İşte bu haftanın paylaşımları,



Kendinize güveninizi sadece 2 dakikada nasıl yükseltirsiniz?








Yine son derece ilham verici bir TED videosuna rastladım bu hafta.

Videoda Harvard' da profesör olan Sosyal Psikolog Amy Cuddy ve ekibinin yaptığı bir araştırma anlatılıyor. Araştırmadan çıkan etkileyici sonuç özetle şöyle; beden dili sadece o anda nasıl hissettiğimizi yansıtan pasif bir araç değildir, bizler kendi bedenimizi kullanarak nasıl hissettiğinizi değiştirebiliriz. 

Nasıl mı? Kısaca şöyle;

Bir grup denekten sadece 2 dakika boyunca güçlü görünen, güç ifade eden bir pozisyonda durmaları isteniyor. Yukarıdaki fotoğraftaki "Wonder Woman" pozu gibi mesela. Diğer gruptan ise tam tersi sinik, korkak ve savunmacı bir pozisyonda durmaları isteniyor.

Deneyden önce ve sonra Testosteron ve Kortizol hormonlarının seviyeleri karşılaştırılıyor. Bu hormonlar nedir diyenler için:  Testosteron, vücutta güç, cesaret, girişkenlik, kendine güven gibi etkileri olan bir hormon. Erkeklik hormonu olarak da biliniyor oysa her iki cinste de salgılanıyor, erkeklerde çok daha fazla tabii :). Kortizol ise vücudun strese gösterdiği tepkiyi gösteren hormon, stres hormonu olarak da biliniyor.

Deney sırasında yapılan testlerde görülüyor ki sadece 2 dakika güç pozisyonunda duran kişilerde vücuttaki güç hissini gösteren testosteron seviyesi %20 yükseltirken, kortizol seviyeleri %25 azalıyor. Yani kendilerini gerçekten daha güçlü ve daha az sıkıntı da hissediyorlar.

Bunun aksine sinik pozisyonda duranların testosteron seviyesi %10 civarı düşerken Kortizol seviyeleri %15 civarı yükseliyor. Yani başladıklarından daha korkak, tehdit edilmiş ve gergin hissetmeye başlıyorlar.

Ben kendi adıma bunu bilinçli olarak yapmasam da güç ve kendine güven ihtiyacı duyduğum zamanlarda daha dik oturup, omuzlarını geriye devirip, derin bir nefes aldıktan sonra yumruklarımı sıkar ve yüzümde kararlı ve ne yaptığını bilen bir ifade takınmaya çalışırım. Kısa bir süre bu şekilde durmak bana her zaman iyi gelmiştir. Bu videoyu seyrettikten sonra bunu bilinçli olarak uygulamaya başlayacağımdan eminim :) Buyrun bu etkileyici videoyu bir de kendiniz seyredin.







Surada da pek zevkle takip ettiğim A Cup Of Jo blogunda konuyla ilgili yer alan paylaşım. İçerdiği Amy Cuddy hakkındaki New York Times makalesine göz atmanızı da özellikle tavsiye ederim.



Bir insan elini attığı her şeyi mi becerir!







Bu paylaşım erkekler için çok çekici gelmeyebilir ama bayanların bu blogu keşfetmekten mutlu olacağına eminim.

Size tavsiye edeceğim Genine's Art Blog takip etmeye ilk başladığım blog olsa gerek. Yıllardır takipteyim ve bu hatunun hastasıyım :)

Genine, yaratanın cömert davrandığı insanlardan biri. Yaratmak onun yaşam tarzı olmuş. Durmadan dinlenmeden harika şeyler üretiyor. Resim yapmaktan, oymacılığa, seramik yapımından dikişe kadar her şeyi beceren, becermekle de kalmayıp yaratıcılığını, farklılığını ve el becerisini yaptığı her işte gösteren inanılmaz yetenekli bir hatun.

Sadece kendisi de değil, mimar olan eşi ve harika resimler yapan oğlunun da insanı çatlatacak derecede yetenekli olduğunu söylemem lazım. Yaşadıkları evleri eşi yapıyor, birkaç senede bir yeni bir ev yapıp, eskisini satıp yepyeni bir maceraya başlıyorlar. Blogda bu evler konusunda da bir çok yazı ve fotoğraf bulabilirsiniz. Dekorasyon ve mimari konusuna olan merakım sebebiyle hepsini tek tek takip ettim ve yaşadıkları her eve ayrı ayrı bayıldım diyebilirim. O kadar ki beni evlat edinmeleri için kendilerine yalvarmayı ciddi ciddi düşündüğüm anlar oldu :)

Bloguna kabaca bile göz gezdirseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hele detaya girerseniz renkli kişiliği ve yarattığı güzelliklerle sizi kendisine nasıl hayran ettiğini göreceksiniz.







Bu arada her ay ücretsiz yayınladığı tamamen kendi çizimi olan desktop'ları yayınlamaya başladığı ilk günden beri kullanıyorum. Sizin de seveceğinize eminim.



Lüfer Koruma Timi



Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar ve Lüfer Koruma Timini hala duymamış olanlarınız için bir ara uzun uzun yazacağım. Ancak balık avlama yasağının bitişinin ardından tezgahlarda gördüğüm Lüfer ve Palamut iddiasındaki balıkların küçüklüğünü görünce çok geç olmadan bu konuya değinmek istedim. 

Geçen sene Beşiktaş pazarında bir amcaya balıklarının küçük göründüğünü söylediğimde "kızım burası Beşiktaş, buranın hanımları sattırır mı bize küçük balık, herkesin gözü üstümüzde" demişti. Yaptığımız kontrollerin ne kadar etkili olduğunu bu olayla iyice anlamıştım. İşte bu yüzden "amaan ne olacak" demeyin, neler için bir foto çekip sosyal medyada paylaştığınızı düşünün. 

Sizin için bu işin peşinde koşacak, ne yapacağını bilen insanlar sizin için çalışmaya hazırlar. Sizden sadece onların gözü olmanızı istiyorlar. 

Siz de yasal sınırın altında satış yapan birine rastladığınızda (balıkçı, market, seyyar ya da lokanta farketmez) 
  • çekin bir fotoğrafını 
  • ekleyin satıcının isim ve adresini 
  • @140journos'a tweetleyin.





Buna ek olarak Slow Food / Fikir Sahibi Damaklar hesabını facebook ve twitter'da takibe alırsanız hem konunun detayları hakkında bilgi sahibi olabilir hem de birbirinden değerli bilgi ve aktivitelerle ilgili haberlere birince elden ulaşabilirsiniz..


Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...


24 Eylül 2014 Çarşamba

Hayatınıza renk katacak bir keşif : Sesli Kitap / Audio Book





*


Daha önce bir kaç yazımda sesli kitap dinlemeyi ne çok sevdiğime değinmiştim. Ancak son zamanlarda çevremden bu konuda gelen sorular üzerine benim için çok kıymetli olan bu deneyimi biraz daha detaylı paylaşmak istedim.

Sesli kitap kavramı ile uzun seneler önce (en az 15 :))  kitap seslendirme hevesine kapılarak tanışmıştım. Çalıştığım şirketin Altı Nokta Körler Derneği ile ortak düzenlediği bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında, amatörce bir ses kayıt cihazına okumalar yapmayı denemiş, ancak olayın aslında ne kadar zor olduğunu farkedip, bir de üstüne asıl kayıtların stüdyoda yapılacağını öğrenince zora gelemeyip caymıştım. Hala utanırım kolaycılığımdan ama gençlik işte...

Bu olaydan birkaç sene sonra ilk arabamı alıp, haftanın birkaç günü evimden 35 km uzaktaki işime arabayla gidip gelmeye başladım. O yıllarda trafik bu kadar kötü olmamasına rağmen, en az 1 saat süren yol bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlamıştı. Serviste kitap okuyup yolu geçiştirebiliyorken araba kullandığım günler doğru düzgün çekmeyen radyolar arasından dinlenebilecek kıvamda birini bulmak için uğraşmakla geçiyordu yolculuğum.








Bir gün internetten kitap alışverişi yaparken bir baktım Hakan Akdoğan'ın Nü Peride kitabının 2 kaset -dikkatini çekerim o zamanlar kasetler hala vardı :)- halinde seslendirilmiş hali satışta. Derdime derman olacağını düşünerek hemen sipariş ettim. Kasetler elime ulaştığında da büyük bir hevesle dinledim bütün romanı. Allahım ilaç gibi gelmişti sıkıntıma. Ancak o dönemde bu kitaptan başka okumadığım bir güncel bir yayın bulamadım seslendirilmiş olarak. Hep klasikler vardı ve doğrusu otobanda giderken Dostoyevski dinlemek pek cazip gelmemişti. İlk sesli kitap maceram böyleydi işte. Üretici firmanın belli ki pek de para kazanmadığı bu girişimini sonlandırması ile tadı damağımda kalan bu ilk ve tek seferlik keyif kısa sürede kişisel tarihimin tozlu sayfaları arasındaki yerini alıverdi.

Ta ki geçen sene tatile çıkarken o anda okuduğum kitabı ağır cildi yüzünden yanımda taşımak istemeyene kadar. Kitabı yanıma almaya alternatif olarak aklımdan ilk geçen şey sesli kitap değildi tabii. Öncelikle e-kitap olarak aradım romanımı. Ancak aramalar sırasında karşıma sıkça sesli kitap lafı çıkıp da geçmişteki bu keyifli deneyimimi bana hatırlatıverdi. Artık çağ değişmişti kasetler yerini çoktan mp3'lere ve onları her an bizim için çalacak, yanımızdan asla ayırmadığımız akıllı telefonlara bırakmıştı. Göründüğü kadarıyla bu kavram ve tüketimi de bayağı yaygınlaşmıştı -en azından ingilizce kaynaklar için.









Ancak ertesi gün yola çıkacaktım ve bir sürü hazırlık beni bekliyordu. Araştırma için zamanım kısıtlı olunca en kolay yolu seçtim ve "free audio book" şeklinde yaptığım google aramasında karşıma çıkan ilk bağlantıyı tıkladım. Bir abi Amazon'un Audible servisine üye olduğunuzda ilk 2 kitabı ücretsiz verdiklerini yazmıştı. Üyeliği teyit için kredi kartı numarasını istiyordu ancak ilk ay hiçbir ücret almıyordu. Ay dolmadan üyeliğinizi iptal ederseniz de 2 kitabı bedava alıp yolunuza devam edebiliyordunuz. Okuduğum kitap son yılların best seller kitaplarından biri olduğu için zaten çok fazla yerde yoktu, benim de aramaya zamanım yoktu. Hemen kart bilgilerimi girip üye oldum, telefonuma mobil audible uygulamasını indirdim ve kitabımı yükledim.

İşte sesli kitap hayatıma bu şekilde tekrar girdi ama bu sefer her an yanımda taşıyabilme lüksüne sahip olduğum için kendine hayatımda kocaman bir yer ediniverdi.

Şöyle bir kaç örnek vereyim;

Benim gibi, tatile gittiniz. Plaja kitabı götür, ıslanmasın, yağlanmasın, güneşini kapatmasın diye uğraşmak yerine tak kulaklığı kapa gözünü ve dinle kitabını,



Islak kitap sendromu :) *


Gece kitap okumak istiyorsun ama eşin yanında uykuya dalmak üzere, ışıklar kapanmalı ama senin uykun yok. Yorgunsun ve sıcacık yatağından çıkmak da istemiyorsun. Müjde artık ışıkları yakmadan ve yan odaya geçmeden de kitap okuyabilirsin, tak kulaklıklarını dinle kitabını.

Biz kadınların bayıldığı :P ev işleri ile uğraşıyorsun, mesela ütü, mesela yemek, mesela temizlik. Bu gereksiz işler işin harcadığın vakte üzülüyorsun ama işler de kendi kendine bitmiyor. Üzülme, tak kulaklığını ve işini yaparken kitabını dinle, hem vaktini verimli kullan, hem de eziyeti keyfe çevir..



Akşam yürüyüşü -  by MRA


Yürüyüşe çıktın, spora gittin. Spor salonunda televizyon açık saçma sapan bir dizi gösteriyorlar, ya da maç. Müziği açtın ama hergün aynı şarkıları dinlemekten de sıkılmışsın. Her dakika ayrı playlist oluşturmaya da uğraşacak değilsin. Aslında aklın da en heyecanlı yerinde kalan kitabında. Çaresi var, tak kulaklığı dinle kitabını.

Akşam trafiğinde, tek başına arabandasın, sıkıntıdan çatlamak üzeresin ve trafiğin kıpırdamaya hiç niyeti yok. Ya da şehirler arası yoldasın, tek başına direksiyon sallayacak daha en az 7 saatlik yolun var :( Üzülme aç telefonunu, ver sesi hoparlöre, dinle kitabını.



Bitmeyen trafik çilesi **

Otobüs, uçak, gemi, herhangi bir araçta kitap okuyamıyorsun, seni tutuyor. Okumak zorunda değilsin, burada okunmuşu var :)

Çocuğunuza kitap okumaktan sıkıldınız, açın bir sesli öykü kitabı dinlesin. Bizim Kraliçe' de denedi annesi ve çok memnun kaldılar sonuçtan.


Faydalar listesi o kadar kalabalık ki, hiç düşünmediğiniz anlarda imdadınıza yetişi veriyor sesli kitaplar. Ve bunun için yanınızda telefonunuz hariç hiçbir şey taşımanız da gerekmiyor .


Google'da ya da torrent üzerinden bir arama ile birçok ücretsiz sesli kitaba ulaşabilirsiniz ancak şunu söylemeliyim ki iyi bir seslendirme ve kayıt istiyorsanız basılı haline nasıl para vermekten kaçınmıyorsanız sesli haline de para ödeyerek ulaşmanız gerekiyor.




Seslenen Kitap - www.seslenenkitap.com



Türkçe kitap konusunda gördüğüm kadarıyla en geniş seçeneği Seslenen Kitap sunuyor.
Bu noktada bence en acı olanı aslında Milli Kütüphane'nin bu konuda ciddi bir arşivinin olduğu halde bu hizmeti sadece görme engellilere veriyor olması. Tamam bu hizmet Görme Engelliler için başlatılmış olabilir ama zaman değişti, biz de dinlemek istiyoruz. Neden şöyle bir model olmasın. Görme Engellilere bu hizmeti ücretsiz ver. Bizim gibi vatandaşlara da belli bir ücret karşılığı aynı hizmeti sat. Hem sen kazan, sisteme sponsor sağla, hem biz kazanalım. Ancak maalesef burada da devlet "kazan kazan" yerine "yassah yassah" politikasını sürdürmekte ısrarcı görünüyor.

Yabancı dilde kitap için -özellikle ingilizce- seçenek daha fazla tabii. iTunes ve Google Play Store' da sesli kitap içeren birçok uygulama bulabilirsiniz. Şurada ücretsiz kitap bulabileceğiniz en iyi 10 kaynak listelenmiş, gözatabilirsiniz.



Audible - www.audible.com


Benim gördüğüm kadarıyla Audible bu konuda oldukça iyi. Güncel yayınların çoğunu burda bulmak mümkün.

Mobil uygulaması da son derece fonksiyonel. Kütüphanenizi uygulamayı yüklediğiniz tüm cihazlarınızdan görebiliyor, istediğiniz kitabı indirip dinleyebiliyorsunuz. Yaptığınız dinlemeleri tüm cihazlarınız arasında senkronize edebiliyorsunuz, böylece en son hangi cihazda dinleme yaptıysanız orada kaldığınız yere başka bir cihazdan da ulaşıp, kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.

Ayrıca cihazınızdan farklı hesaplara bağlanıp, örneğin arkadaşınız, eşiniz, akrabanız gibi, onların kütüphanesinden de kendi cihazınıza kitap indirip dinleyebiliyorsunuz.






Verimsiz zamanları değerlendirme ve zor koşullar altında kitap okuyabilme konusunda sağladığı fayda sebebiyle son yıllarda kendi adıma yaptığım en iyi keşif diyebilirim Sesli Kitaplar için.

Mutlaka deneyin pişman olmayacağınıza eminim.





*       photo from http://www.digitaltrends.com/web/best-websites-for-free-audiobooks/
**     photo from http://mybignose.blogspot.com.tr/2011/05/argument-against-e-readers.html
***  photo from http://www.wautom.com/2014/05/turkey-auto-sales-in-turkey-2013-853378-units/

22 Eylül 2014 Pazartesi

Farkındalık satıyorum, alır mısınız?





Günaydın millet,

Biliyorum uyanmak zor ama uyanma saati geldi çoktan.

Uyansak da nasıl uyanık kalacağımızı bilmek zor çünkü uyanık kalmak efor istiyor ama ben yorgunum diyorsunuz, duyuyorum.

Uykunun tatlı huzuru bizi kollarına çekmek istiyor. Ama teslim olmayalım.

İşte uyanık kalmanın yolları! şurayı tıklayıp öğrenelim hep beraber...









20 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Nasıl bittiğini anlayamadığım bir haftanın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz :)

Vize için konsolosluk kapılarında yalvarmaktan, ayrıldıktan sonra ilk defa eski iş yerimi ve özlenen dostları ziyarete kadar pek çok farklı aktivite ile geçirdiğim bu haftanın tüm günlerini ve iki gecesini dışarıda geçirince internette dolanacak pek az vakit bulabildim doğrusu.

Bu girizgahtan  "elektrikler kesikti, çalışamadım hocam" durumunu fark etmişsinizdir ama merak etmeyin boş kağıt vermeyeceğim :)

İşte bu haftanın son anda derlenmiş seçmeleri :


Açık Mutfak






Önümüzdeki pazar için size değişik bir aktivite önerisi, yemek yapma kısmı için geç kalmış olabilirsiniz ama tatmak için hala zamanınız var :)

Lezzetli bir pazar için çekici bir aktivite olabilir, ne dersiniz?


SALT Beyoğlu ev sahipliğindeki Gastronomika Mutfağı, Açık Mutfak serisinin ikinci etkinliği kapsamında 28 Eylül 2014 Pazar günü size emanet!

Annenin, anneannenin, babaannenin tarif kitabından ya da kendi denemelerin sırasında keşfettiğin en sevdiğin tarifi ve hikayesini, senin gibi Anadolu mutfağından heyecan duyan diğer insanlarla paylaşmak ve keyifli bir sohbet için 28 Eylül 2014 Pazar günü öğlen 12:00'den akşam 20:00'ye kadar SALT Beyoğlu'na davet ediyoruz.

Gastronomika Mutfağı altyapısını, araç ve gereçlerini kullanarak kendi menünüzü, tarifinizi hazırlamak için mutfakta uygun zaman aralıklarını ayırtabilirsiniz. Her biri 1,5 saatten 4 farklı oturumda 8 farklı kişi/grup mutfağı kendi menülerini hazırlamak için kullanabilir. Her grup maksimum 3 kişiden oluşabilir.

Katılım ve tadımlar herkese açık ve ücretsizdir. Mutfağın kullanımı ön rezervasyon ile mümkündür. Ön rezervasyon için Facebook sayfamıza mesaj atabilir, Twitter hesabımızı (@gastronomika_tr) haberdar edebilir ya da bize info@gastronomika.com.tr adresinden e-posta gönderebilirsiniz.





Üzim ve Ryuk ve Yaşar' dan kırıp geçiren diyaloglar







Geçen sene Çağan Irmak sayesinde tanıştım bu muhteşem üçlü ile. Bir paylaşımında wittge_ adlı bir hesaptan "fabl türü dialoglar yazıyor, mutlaka bakın" diye bahsetmişti, ilgimi çekti, baktım.
Bakış o bakış, şimdi her gün yeni birşey var mı diye heyecanla bekliyorum.  İşte bir favorilerimden bir kaç tane :






- arkadaş masada duran bardağı diye yere atıyosun, kaç oldu bu ya?
- "üç"
- şu hareketi yapmayın diye ben kaç kere söyledim size?
- "üç"
- bu nedir ya, bunun bi adı olması lazım. niye yapıyosun?
-"üçgüdü"





- ryuk!
- efendim!
- bunu sen mi parçaladın?
- neyi sen parçaladın?
- tuvalet kağıdını
- e iyi etmişin Yeşar, zeykli bişe
- kızım ben değil be!
- hee.. bendirim o zaman

Hesap sahibi Yaşar Taşkale'yi yaratıcılığından ötürü tebrik ediyorum. Kedileri Üzim ve Ryuk'un fotoğrafları eşliğinde yayınladığı diyaloglar gerçekten takibe değer.

Önerim hesabı ilk posttan itibaren okumaya başlamanız zira Üzim ve Ryuk'un seslerini bulmaları zaman almış. Ayrıca bir fotoroman tadında ilerleyen diyaloglar birbirine çok fazla referans içeriyor. Esprileri çok ince gören Yaşar Bey'in yavrularına konuşturduğu detayları tam olarak anlayabilmeniz için konunun başını bilmeniz lazım, aksi halde bazı şeyler çok anlamsız gelebilir. Bir kere takibe başladığınızda vazgeçemeyeceğinize eminim :)

Takip için aşağıdaki linklerden herhangi birini takibe almanız yeterli.



https://www.facebook.com/kediuzum

http://instagram.com/wittge_

https://twitter.com/wittge_





S*çmak ya da S*çmamak :)







Bu hafta facebook' da rastladığım Serdar Kuzuloğlu' nun şu yazısını çok eğlenceli, yazıda yer alan ve yılda 600 lt su tasarrufu için önerilen yöntemi ise çok ilginç buldum. Konu biraz b*ktan olsa da :))  okumanızı öneririm.




Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...




Güzellik Nedir?



Kırkıma yaklaştığım şu günlerde, yaşlanma fikriyle daha fazla yüzleştiğim, ciddi şekilde kilo aldığım ve eskisine göre dış görünümüme çok daha az vakit/para harcadığım halde, şimdiye kadar kendimi en güzel hissettiğim dönemi yaşıyorum :)

Hal böyle olunca bu hafta nette rastladığım "güzellik" konusundaki şu paylaşımları çok anlamlı buldum.






Meaghan Kausman Avustralya'lı bir fotomodel.  Fella Swim mayo firması için çekilen fotoğraflarının izni dışında photoshop'la zayıflatılarak kullanılmasına büyük tepki göstermiş. Tepkisini de fotoğraflarının photoshop'suz halini kendi instagram hesabından bu konudaki düşüncelerini de ekleyerek takipçileri ile paylaşmış. Tepki mesajını şuradan görebilirsiniz. Kadın vücudunun sürekli tek tip bir güzellik kalıbına sokulmasına karşı olduğunu, kendi vücudunun da bu şekilde bir zihniyet ile kullanmasına izin vermeyeceğini çok net ifade etmiş. Sektörde az rastlanan bu tavır karşısında şapka çıkarıyorum.







Güzellik konusunu ele alışıyla yüzüme büyük bir gülümsemenin yayılmasını sağlayan diğer paylaşıma ise bu sabah momastry.com adlı sitede rastladım. Güzelliğin çok güzel bir tanımını yapmış gerçekten.

Digital dünyanın fotoğraf çekmeyi, düzenlemeyi ve yayınlamayı kolaylaştırdığı günümüz dünyasında "gerçeği" görmek de bir o kadar zorlaştı maalesef. Hepimiz gördüğümüz fotoğraflara inanmaya başladık, kendi yayınladıklarımızı bile nasıl editlediğimizi unutarak :)

Güzellik bizim nasıl göründüğümüzde değil, nasıl gördüğümüzde aslında. Devamlı uğraştığımız dış görüntümüzde değil, beden denen o kutunun içine koyduklarımızda.

İnsanın kendini en güzel hissettiği yaşlarının, fiziksel olarak en güzel, en fit, en genç olduğu yaşlar olmaması da bu yüzden. Kutunun içindekilerin güzelliğini fark etmek ve kutuya yeni güzellikler koymak biraz zaman alıyor ne de olsa :)

Son olarak, konuya çok güzel bir final olacağını düşünerek şu video'yu da bir kere daha paylaşmak istiyorum,






Hepinize, kutunuza koyacak yeni güzelliklerle karşılaşacağınız bir hafta sonu diliyorum...


15 Eylül 2014 Pazartesi

Uyanma Saati geldi ! Günaydıın :)



Neden bu kadar çok çalıştığımızı, bu kadar çok tükettiğimizi,

Neden sürekli “büyümeliyiz” ifadelerinin kullanıldığını biliyor musunuz?

Doğal kaynakları da, kendi hayatlarımızı da tüketen günümüz ekonomi sistemini, acilen herkese anlatmak gerekiyor.

Çünkü milliyet, din, ırk, mezhebi ne olursa olsun

HEPİMİZİN ORTAK NOKTASI DÜNYA YAŞAMI.

Uyanma Saati’ne hoş geldiniz.

İyi seyirler…






Yoksa siz hala Uyanma Saati 'ni takibe almadınız mı?

Bugün kendinize bir hediye verin ve bu sayfayı beğenin :)




13 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bazen zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Hafta ortasında 2 günümü karşıda (anadolu yakası) geçirince sanki bir hafta evden uzakmışım gibi geldi. Güya bu hafta bloga daha çok yazacaktım, konularım bile hazırdı. Fakat ne yalan söyleyeyim özlenen dostlarla görüşmeyi her durumda blog yazmaya tercih ederdim :) Ettim de...


Ve sonunda hafta sonu geldi. İşte bu hafta internetten size önereceklerim :


Okul yaratıcılığı nasıl öldürüyor?


TED : Ideas woth spreading (Yaymaya değer fikirler) sloganı ile hayat bulan bir organizasyon. Düzenlenen çeşitli etkinliklerde kaydedilen konuşma videoları zaman zaman sosyal medyada büyük ilgi görüyor. Geçen hafta beni çok etkileyen sosyal medya paylaşımı aşağıdaki TED videosuydu.

Uyku Saati projesini keşfettiğimden beri elimden geldiğince projeyi tanıtmaya çalışıyorum. İşte bu videoda bahsedilen şeyler bence tamı tamına aynı fikri dile getiriyor ve ne kadar yanlış yolda olduğumuzu çok çarpıcı bir şekilde dile getiriyor. Yaklaşık 20 dakikalık bir video, sonuna kadar seyretmenizi çok arzu ederim.









Doğa Takvimi / Buğday Derneği









Buğday Derneği facebook grubu aracılığı ile ayda 2 kere Doğa Takvimi yayınlıyor. Bu paylaşımların hem bizlerin hem de çocukların doğayı tanımak ve gözlemlemek için çok faydalı olduğuna inanıyorum. Yeni eğitim dönemi başlarken çocuklarımıza matematik, fen ve edebiyatın yanı sıra doğayı da öğretsek nasıl olur? (Bakınız bir üst video :) )

Bu görselleri basıp çocuğunuzun odasına ya da buzdolabınızın üzerine asıp aylık gözlemleri beraber yapabilir, bilmediğiniz olayları (çaylak fırtınası gibi) beraber araştırıp öğrenebilirsiniz.  Bence keyifli ve farklı bir aktivite olacaktır, hem sizin hem de çocuklarınız için :)

Buğday Derneği' nin, Türkiye'de ekolojik yaşamın desteklenmesi için çok değerli çalışmalar yaptığını düşünüyorum. Derneği faliyetlerini ve paylaştığı harika bilgiler için facebook ve twitter' hesaplarını takibe almanızı şiddetle öneririm.

Son olarak da şunu söylemek isterim ki, Buğday Derneği tüm bu çalışmalarını neredeyse yoktan var ederek sürdürüyor. Her sivil toplum kuruluşu gibi desteğe ihtiyacı var. Gönüllü olup çalışmaları bir kenarından tutabileceğiniz gibi maddi destekte de bulunabilirsiniz. Sivil sorumluluk bilincimizin zayıflığı sayesinde üyesi olduğum bu derneğin benimle beraber 2000 üyesi olduğunu ancak bunlardan sadece 400 civarı kişinin aidatlarını düzenli olarak ödediğini üzülerek söylemeliyim.

Eğer sivil toplum kuruluşlarını desteklemek için ayrılmış bir bütçeniz varsa bağış için Buğday Derneğini ciddi şekilde düşünmenizi öneririm. Şuradan Buğday Derneğini destekleyerek aslında neyi desteklediğinizi öğrenebilirsiniz.


BuyPartisan








Geçenlerde favori mobil uygulamalarını paylaşan bir blogger'ın listesini incelerken dikkatimi BuyPartisan diye bir uygulama çekti. Maalesef Türkiye için çalışan bir sistem değil ama olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim :)

Uygulama şöyle çalışıyor:

Bir mağazaya giriyorsunuz, bir ürün beğeniyorsunuz ve merak ediyorsunuz acaba bu ürünü üreten kim, hangi görüşte? Bu ürünü alsam para aslında kimin cebine girecek?  

Hemen telefonunuzdaki bu uygulamayı açıp ürün üzerindeki barkodu okutuyorsunuz vee tataa!!!

Uygulama size firmanın yöneticisi, yönetim kurulu, çalışanları, kısaca parti hangi partiyi destekliyor, kime hizmet ediyor, kimin cebini dolduruyor söylüyor :) 

Durun kızmayın :) Fikir ilk anda çok ayrıştırıcı gibi görünse de bence artık herkesin dünyayı aslında ülkelerin değil büyük şirketlerin yönettiğini biliyor. Bizim cebimizden çıkan para da bu şirketler aracılığı ile belli ideoloji ve fikirleri desteklemek ve yaymak için harcanıyor. 

Hal böyle olunca reklamlarda takılan sahte maskeler ve söylemler yerine şirketlerin gerçek yüzünü görebilmek güzel olurdu diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?




Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...



9 Eylül 2014 Salı

Beklemek keyfe dönüşebilir mi?






Aşağıdaki video sosyal medyada çokça paylaşıldı bu günlerde. Türkiye'de yapılan paylaşımlarda videoda piyanoyu çalan kişinin, bilindik melodileri farklı yorumlar ile çalması ön plana çıkarken verilen bağlantıda yer alan ve aslında çok daha ilginç ve etkileyici olan şey gözden kaçmış gibiydi. Bence işin asıl etkileyici yanı şurada yazının videonun altında kalan ikinci bölümünde yer alıyor.






Kısaca özetlersek Amerika'da yer alan Philedelphia Uluslararası Havaalanın içindeki bekleme alanlarında bekleyen yolcular için hem faydalı olacak hem de hoş vakit geçirebilecekleri çeşitli uygulamalar gerçekleştirilmiş. Videodaki piyano bunlardan biriymiş. Bekleme salonuna yerleştirilen bu piyano çalmayı bilenlerin başına oturması ile hem çalan hem de dinleyenler için keyifli vakit geçirilmesini sağlayacak harika bir fırsat sunmuş.

Yazıda benzer uygulamalar yapan birkaç havalanından daha bahsedilmiş. Örneğin bir tanesinde bekleyenler için ücretsiz kullanabilecekleri spor aletleri yerleştirilmiş, bir diğerinde ise bekleme alanının içine yerel sanatçıların eserlerini sergileyebilecekleri sergi alanları oluşturulmuş. Hepsini ayrı ayrı beğendim ve daha neler olabilir diye düşünmeye başladım hemen. Siz ne dersiniz? Siz nasıl birşey isterdiniz?


8 Eylül 2014 Pazartesi

Yoksa siz hala uyanmadınız mı?





Pazartesi sabahı kalktınız ve mutsuzsunuz. Üzülmeyin çoğumuz benzer durumdayız. Ancak sorun sabah olmasına, yeni hafta başlamasına rağmen aslında hala o derin uykudan uyanamamış olmamızda. Bence hepimizin uyanma saati geldi de geçiyor bile. Hadi gerinelim, silkelenelim ve kendiniz için şu videoyu seyredelim bakalım.










Uyanma Saati Nedir?


Bu proje, içinde hep “Bu sistemde bir sıkıntı var ama ne?” hissiyatı taşımış kişilere bir mum ışığı yakıyor.

Bu proje, “Hayatta yapacak daha anlamlı bir şeyler olmalı” mesajı veriyor.

Bu proje, doğayı ve insanı harcayıp atan tüketim toplumunda, baş aşağı giden sisteme karşı uyanmak ve birlik olmak çağrısı taşıyor.

Bu proje, tüm insanlığın birbiriyle empati kurması, ortak dertlere karşı el ele vermesi gerektiğini yaymaya çalışıyor.

Bu proje, kalbi barıştan yana olanların bir araya gelerek, daha iyi bir çağa geçişin aşamalarının, çözüm önerilerinin birlikte düşünülüp tasarlamasını istiyor.

Uyanma Saati Ne Değildir?


Bu proje, pembe hayallerden bir ütopya çizmek için yapılmadı.

Bu proje, aslı astarı olmayan iddialar, kanıt bulması zor komplo teorilerinden bahsetmiyor.

Bu proje, “Bakın dünya ne kötü, hadi hep beraber oturup ağlayalım” demiyor.

Bu proje, belirli bir millete, belirli bir ırka, belirli bir ideolojiye veya belirli bir gelir seviyesine mensup insanlara hitap etmiyor.

Bu proje, “sizler-onlar” gibi kelimeleri kullanmıyor; hiçbir radikalizme, vandalizme, şiddet yanlılığına yönelmiyor, yöneltmiyor.




6 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares



by http://peterandveronika.com/en/


Midem artık oldukça düzelmiş olsa da keyfim bir türlü düzelmedi nedense. Geçen haftadan beri canım hiçbir şey yapmak istemiyor, ben de yapmıyorum :)

Yattığım yerden ya kitap okuyorum ya, internette geziyorum ya da televizyon seyrediyorum. Nasıl bir tembellikse artık!

Tembellik anlarımda yaptığım internet gezileri sırasında ilgimi çekenlerden birkaçını da yine sizler için derledim. İşte bu haftanın öne çıkanları :


Hindistan beni nasıl şaşırttı! The Lunchbox ya da Dabbawala





Yatar vaziyette nette dolaştığım bir gün takip ettiğim bloglardan gelen güncel yazılara bakarken Devletşah'ın Dabbawala başlıklı yazısı dikkattimi çekti. Kullandığım takip programı yazının sadece ilk birkaç satırını gösteriyordu devamı için tıklamam lazımdı. O ilk birkaç satır çok ilgimi çektiği halde ne olduğunu hatırlamadığım bir sebeple -belki kapı, belki de telefon yüzünden-  okumaya devam edemedim.

Ertesi gün bu sefer kanepede televizyon kanalları arasında dolaşıp dururken filmler arasında gördüğüm "The Lunchbox" adı dikkatimi çekti. Nereden tanıyorum ki bu adı diye düşünürken hatırladım! Devletşah' ın bir gün önce okuyamadığım yazısında bu filmden bahsediyordu. Önce filmi durdurdum, sonra büyük bir merakla açıp blog yazısını okudum. Ve okuduklarım beni büyük bir şaşkınlığa sürükledi. Sizin de çok ilginizi çekeceğini düşündüğüm bu yazı için tık tık...


Takip edilesi şahıs : Simone_Wit


Keyifle takip edilecek bir instagram hesabı önermek istiyorum.

Simone_Wit inanılmaz yetenekli ve yaratıcı bir hatun. Hem fotoğraflarını, hem çiçeklerden yarattığı güzellikleri hem de aşağıda favorilerimi topladığım PhiloSophietje serisini takip etmek eminim çok hoşunuza gidecek :)






Onlar da reddedilmişti 






Bir türlü olmuyor, istediğinizi elde edemiyor musunuz? Çalışmak istediğiniz kurumlar, tanışmak istediğiniz kadınlar/adamlar sizi red mi ediyor? Yılmayın. İşte size dayanma gücü ve ilham verecek bir derleme.


Sizin de hafta sonu için bana önerebileceğiniz ilginç paylaşımlar olabilir mi?


Mutlu hafta sonları ;)



3 Eylül 2014 Çarşamba

Karaincir Sirkesini duymuş muydunuz? Peki Datça Culinarium'u?




Doğrusu ben ikisini de duymamıştım :)

Karaincir sirkesinin varlığından Ayşegül Hanım'ın Sahildeki Ev adlı blogunda şu yazıyı okuyana kadar kesinlikle haberdar değildim. Ancak kendisi herşeyi güzelleştirdiği gibi anlattıklarını da öyle güzel anlatıyor ki, okuduğumda aklıma kaydetmiştim bu ürünü mutlaka denemeyi.

Gel gör ki, Datça öyle yolumun sık düştüğü bir yerde değildi :) Yaza doğru belki yolum düşer, olmadı internetten sipariş ederim dedim ama evrene de mesajlarımı göndermişim anlaşılan :)

Bu yazıyı okuduktan kısa bir süre sonra kardeşimin evlilik kararı ve düğünün Datça'da olacağı ortaya çıkınca Karaincir Sirkesi bir anda benim için ulaşılabilir bir hedef oluverdi.

Mayıs ayında gelinimiz ve kız kardeşi ile üç kız düğün planlaması için bir Datça seyahati yapınca da artık Olive Farm'a uğramak farz olmuştu. Ancak Aktur'da kaldığımız için Datça'ya yine zırt pırt gidemiyorduk, ayrıca oraya başka amaçlarla gitmiştik önceliklerimiz de onlardı. Hal böyle olunca Olive Farm'a uğramak bir türlü denk düşmedi.

En sonunda, düğünün yapılacağı otelden çıkıp Olive Farm'a uğrayıp sonra da Datça'da akşam yemeği planıyla evden çıktık bir akşam üstü. Gel gör ki oteldeki görüşme beklediğimizden uzun sürünce Olive Farm'ı açık yakalamak yine mümkün olmadı. "Neyse artık" dedim, "düğün için geldiğimizde alırız artık".

Bu hayal kırıklığı ile attık kendimizi Datça Limanın'daki Culinarium'a. Burasını da daha önce hiç duymamıştım. Ne zaman ki Datça'da yemek konusu gündeme geldi, bizim kızlar "mutlaka Culinarium'a gitmeliyiz" deyince duydum adını ilk defa.

Bu merak ve inceleyen bakışlarla mekana girerken sağda camlı bölme ile ayrılmış mutfağın penceresine dizilmiş Karaincir Sirkeleri ile gözgöze gelmeyelim mi? Culinarium'u seveceğimi daha o dakika anlamıştım :) Gözüm penceredeki şişelerde masamıza geçerken belki salataların yanına getiriyorlardır diye bir umut yeşermeye başlamıştı bile.






Yerimize oturduk, siparişimizi verdik. Sıra salataya gelince ben kendimi tutamadım ve "pencerede dizilmiş şu sirkelerden tatmak mümkün mü" diye sordum. Meğer normal ikramlarında yokmuş ama siparişleri alan sevgili restorant sahibesi Ulrike gözlerimdeki "lütfeeen" diye bakan ağlak ifadeyi görmüş olacak ki salatanın yanında Karaincir Sirkesinden de getirdi.

Ben normalde sirke sevmem. Balsamik Sirkeyi ise çok çok az ve İtalyan olursa tüketiyorum. Hal böyle olunca bir sirke için neden bu kadar istekli ve meraklıydım bilemiyorum. Ayşegül Hanım'ın damak tadına güvendiğim için olabilir :)

Yanılmamışım da. Karaaincir Sirkesi normal sirkeler gibi keskin değildi. Son derece uysal, incirden gelen hafif bir tatlılığı ve çok güzel bir aroması vardı. Önce salata ile denediğim bu lezzetin tabağımdaki salatadan süzülüp balığın kremalı sosuna karışıp orda da ayrı bir güzellik yarattığını görünce artık eve bir şişe karaincir sirkesi almadan dönemeyeceğimden emin olmuştum.

Keşfettiğim bu yeni lezzetin coşkusuyla yemeğimi büyük bir keyifle yedim, üstüne tatlı, kahve falan derken sıra hesaba geliverdi. Hesap kısmı yemeğin en tatsız kısmıdır aslında ama bize gelen hesabın yanındaki sürprizi görünce gözlerime inanamadım. Culinarium'un sahibesi Ulrike büyük bir incelikle bir şişe Karaincir Sirkesini bana ikram olarak getirmesin mi!!! Daha ne diyim, varın sevincimi siz düşünün.

Culinarium'a ilk girdiğim andan itibaren Ulrike'nin sakinliğine, misafirperverliğine, her masayla ayrı bir dil konuşup, herkesle gülebilmesine, müşterisini memnun etme gayretine zaten hayran olmuştum, buna bir de zerafeti eklenince, kalbime büyük bir taht kurduğunu söyleyebilirim.

Fiyatları standartın biraz üzerinde olsa da, keyifli ve farklı bir yemek deneyimi yaşamak, bu güzel mekana hayat veren sahipleri Ulrike ve Faruk Bey ile tanışmak için Culinarium'a mutlaka uğrayın.

Ben bir gecede hem harika bir lezzet hem de mekan keşfetmekle kalmadım bir de harika insanlarla tanıştım. Benim için keyifle hatırlanacak bir geceydi.




2 Eylül 2014 Salı

Seyahat Tavsiyesi - Otel yerine apartman dairesi


Son zamanlarda birkaç dostumdan yurt dışı seyahatlerimizde sık tercih ettiğimiz bir konaklama şekli olan apartman dairesi kiralama konusunda sorular aldım. Onları cevaplarken kuzenim ile ortak yazdığımız LAFRODİZYAK adlı blogumuzda sene başında bu konuda bir paylaşım yaptığım aklıma geldi.

Okuyanların faydalanabileceğini düşünerek o paylaşımı buraya da taşımaya karar verdim.





Kuzencim, biliyorsun yılbaşında Roma'daydık. Pek de hesapta olmayan, Adios kartın kampanyasını görünce son anda gaza gelip planladığımız bir gezi oldu.

Şu yazımda aşağıdaki gibi tanımladığım bir durumum/uz var.

İlk yurtdışı seyahatimden sonra tipik bir Türk olarak bir daha mutlaka kahvaltımı kendimin hazırlayabileceğim yerlerde kalmaya yemin etmiştim :) Zira bizimkine benzer şeyler bulabileceğim zengin bir kahvaltı büfesi yoksa diğer ülkelerin kahvaltısı beni hiç açmıyor. Güne iyi başlamadım mı da gün iyi geçmiyor. İşte o zamandan beri bavula biraz peynir ve zeytin atar, kalacağımız odayı da mümkünse apart tarzı değilse de en azından minibarı ve kettle'ı olacak şekilde seçerim. 

Bir de doğrusu ekonomik ama rahat bir tatil yapalım istiyorduk. Bu iki parametreyi de karşılamak umuduyla otel yerine bir daire aramaya başladım. Bu amaçla açılmış onlarca site var.

www.houseaway.com
www.housetrip.com

en çok bilinen ve tercih edilenlerden.

www.booking.com

da da evler var ama portföyler yukarıdakiler kadar geniş değil. Bu siteleri daha çok oteller ve B&B'ler için kullanmak lazım. 

Ancak biz son anda karar verip kısa zaman kala yer aramaya başlayınca yılbaşı zamanı yer bulmanın nasıl da zor olduğunu anladık :) Boş kalan yerler ya çok pahalıydı, ya kötü evlerdi ya da yerleri kötüydü.

Ara tara derken www.vrbo.com' u buldum. Ümidimi kesmek üzereyken denk geldiğim bu sitede daha uygun fiyatlı ve güzel daireler olduğunu görünce pek sevindim.

Ancak otel değil de ev ararken şuna dikkat etmek lazım, bu sitelerde evin uygunluğunu gösteren takvimler ve bu takvimlere göre oluşan fiyat maalesef çok sağlıklı değil. Yani bir booking.com gibi birebir güvenemiyorsunuz. Mutlaka ev sahibi ya da yöneticisi ile yazışıp konaklama tarihini, şartları ve fiyatı teyit etmek gerekiyor. Çoğunluğu ödemeyi peşinat Paypal üzerinden, kalan meblağı'da daireye girişte peşin ve nakit olarak talep ediyor.

Evleri seçerken fotoğraflar ama en önemlisi yorumlar yol gösterici oluyor. Bir de çoğunda belirtilmemiş olan açık adresi isteyip Google Maps'de Street View'dan binanın konumunu kontrol etmekte fayda var. Ben bu şekilde çok yer eledim mesela.




Sonuçta 4 gecesi 426 euro'ya şu evde karar kıldık.  Ev sahibi Roberto ile tüm detayları görüştük ve peşinatımızı ödeyip rezervasyonumuzu kesinleştirdik. Havaalanı-ev-havaalanı arasındaki transferleri de ücreti karşılığı yine Roberto organize etti.

Ancak gel gör ki bundan birkaç gün sonra, evin banyosunda büyük bir sorun olduğunu ancak kendilerinden kaynaklanan bu sorun sebebiyle bize yeni -aslında daha iyi bir evi- bir evi aynı ücret ile sağlayabileceklerini ileten bir mesaj aldık. Evin detaylarını görüştükten sonra baktık ev gayet güzel biz de bu yeni ev için onayımızı verdik.

Vatikan'a çok yakın, metro, otobüs ve tramvay duraklarına çok yakın ve merkezi bir noktada olan evimiz aynen fotoğraflardaki gibiydi. Temiz ve rahattı. Ev sahibimiz Luigi de bize her konuda çok yardımcı oldu. Hemen yanımızda sabit bir pazar yeri, 2 sokak arkamızda da bir süpermarket vardı. Tüm kahvaltıları evde yaptık, hem de yumurtalı, ballı, zeytinli peynirli :). Öğlen yemeklerimiz için çeşit çeşit sandviçler yapıp yanımıza aldık. Bu şekilde manzarasını beğendiğimiz ve oturabileceğimiz her yer bizim için restorant oluverdi. Hatta dışarıda yemekten bıkınca bir gece şarabımızı, et ve peynir alıp evde güzel bir masa bile donattık :) 4 günlük sabah kahvaltısı, öğlen yemeği ve bir içki de içeren akşam öğününü 50-60 euro'luk market alışverişi ile halletmiş olduk.

Biz bu düzenden çok memnun kaldığımız için bu bilgileri paylaşmak istedim.


1 Eylül 2014 Pazartesi

Yalnız olmadığın günler için, Günaydın !!!




Bir işe başlarken çıkacağımız yolda tek başımıza olmadığımızı hissetmek önemlidir. Çevremizde bizim gibi hisseden, düşünen insanların olduğunu görmek bize güç verir. 
O zaman bakalım bizden önce uyanmaya başlayanlar neler yapmış! 
Hadi hemen şu sayfayı açıp sağdaki linklere tıklayarak başlayalım bizim gibileri bulmaya. 
Aşağıdaya da listesini eklediğim ilham verici kitaplar, filmler ve linklere ayıracağınız vakit bu haftayı hayatınızdaki tüm haftalardan farklı kılabilir.
Hadi !

Uyandıran Kaynaklar:



Kitap Önerileri

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları 1-2, John Perkins

Kafes, John Perkins

Kutsal Ekonomi, Charles Eisenstein

Küçük Güzeldir, E.F. Schumacher

Görünmeyen Ekonomi: Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?, Steven D. Levitt

Permakültüre Giriş, Bill Mollison

Doğal Tarımın Yolu, Masanobu Fukuoka

Mülksüzler, Ursula K. Le Guin

Bin Dokuzyüz Seksen Dört, George Orwell

No Logo, Naomi Klein

Dünyanın Durumu – Worldwatch Enstitüsü Serileri



Belgesel Önerileri

Home, 2009

The Corporation, 2003

In Transition 1.2 – 2.0, 2009

Garbage Warrior, 2007

Dirt The Movie, 2009

Growthbusters, 2011

Thrive, 2011

Zeitgeist (Üçleme), 2007, 2008, 2011

Fast Food Nation, 2006

Tapped, 2009

The Eleventh Hour, 2007

King Corn 2007

An Inconvenient Truth, 2006

Food Inc., 2008

Capitalism: A Love Story, 2009

Inside Job, 2010

In Debt We Trust, 2007

Story of Stuff, (Kısa videolardan oluşan online bilinçlendirme projesi. Bizimkisine çok benziyor. Çevirilerine katkıda bulunabilirsiniz.)



Film Önerileri

V For Vendetta, 2005

Into The Wild, 2007

Network, 1976

American Beauty, 1999

The Truman Show, 1998

The Man From Earth, 2007

Gandhi, 1982

Avatar, 2009

Wall-e, 2008

Koyaanisqatsi, 1982

The Matrix, 1999

They Live, 1988

The Gods Must Be Crazy, 1980

Fight Club, 1999

Office Space, 1999

The Pursuit of Happyness, 2006

Slumdog Millonaire, 2008

Trading Places, 1983



Alternatif Çalışmaları Tanıyın

Adbusters
Beyaz Yakalılar Bişi Yapsa
In Transition (Geçiş Şehirleri)
Mutlu Eller Blog
Occupy Wall Street (İşgal Et Hareketi)
Seferihisar (Yavaş Şehir)
Sineksekiz Yayınevi
Slavery Footprint
Slow Food Anadolu
Slow Food Türkiye
Wiser
Yes Magazine
Yeşilist

Benzer Yabancı Videoları İzleyin

Films For Action
Story of Stuff

Çevreci Sitelere Tıklayın

Ağaçlar.Net




İmza Kampanyalarına Katılın

Change
İmza Kampanyam
The Petition Site