Doğrusu ben ikisini de duymamıştım :)
Karaincir sirkesinin varlığından Ayşegül Hanım'ın Sahildeki Ev adlı blogunda şu yazıyı okuyana kadar kesinlikle haberdar değildim. Ancak kendisi herşeyi güzelleştirdiği gibi anlattıklarını da öyle güzel anlatıyor ki, okuduğumda aklıma kaydetmiştim bu ürünü mutlaka denemeyi.
Gel gör ki, Datça öyle yolumun sık düştüğü bir yerde değildi :) Yaza doğru belki yolum düşer, olmadı internetten sipariş ederim dedim ama evrene de mesajlarımı göndermişim anlaşılan :)
Bu yazıyı okuduktan kısa bir süre sonra kardeşimin evlilik kararı ve düğünün Datça'da olacağı ortaya çıkınca Karaincir Sirkesi bir anda benim için ulaşılabilir bir hedef oluverdi.
Mayıs ayında gelinimiz ve kız kardeşi ile üç kız düğün planlaması için bir Datça seyahati yapınca da artık Olive Farm'a uğramak farz olmuştu. Ancak Aktur'da kaldığımız için Datça'ya yine zırt pırt gidemiyorduk, ayrıca oraya başka amaçlarla gitmiştik önceliklerimiz de onlardı. Hal böyle olunca Olive Farm'a uğramak bir türlü denk düşmedi.
En sonunda, düğünün yapılacağı otelden çıkıp Olive Farm'a uğrayıp sonra da Datça'da akşam yemeği planıyla evden çıktık bir akşam üstü. Gel gör ki oteldeki görüşme beklediğimizden uzun sürünce Olive Farm'ı açık yakalamak yine mümkün olmadı. "Neyse artık" dedim, "düğün için geldiğimizde alırız artık".
Bu hayal kırıklığı ile attık kendimizi Datça Limanın'daki Culinarium'a. Burasını da daha önce hiç duymamıştım. Ne zaman ki Datça'da yemek konusu gündeme geldi, bizim kızlar "mutlaka Culinarium'a gitmeliyiz" deyince duydum adını ilk defa.
Bu merak ve inceleyen bakışlarla mekana girerken sağda camlı bölme ile ayrılmış mutfağın penceresine dizilmiş Karaincir Sirkeleri ile gözgöze gelmeyelim mi? Culinarium'u seveceğimi daha o dakika anlamıştım :) Gözüm penceredeki şişelerde masamıza geçerken belki salataların yanına getiriyorlardır diye bir umut yeşermeye başlamıştı bile.
Yerimize oturduk, siparişimizi verdik. Sıra salataya gelince ben kendimi tutamadım ve "pencerede dizilmiş şu sirkelerden tatmak mümkün mü" diye sordum. Meğer normal ikramlarında yokmuş ama siparişleri alan sevgili restorant sahibesi Ulrike gözlerimdeki "lütfeeen" diye bakan ağlak ifadeyi görmüş olacak ki salatanın yanında Karaincir Sirkesinden de getirdi.
Ben normalde sirke sevmem. Balsamik Sirkeyi ise çok çok az ve İtalyan olursa tüketiyorum. Hal böyle olunca bir sirke için neden bu kadar istekli ve meraklıydım bilemiyorum. Ayşegül Hanım'ın damak tadına güvendiğim için olabilir :)
Yanılmamışım da. Karaaincir Sirkesi normal sirkeler gibi keskin değildi. Son derece uysal, incirden gelen hafif bir tatlılığı ve çok güzel bir aroması vardı. Önce salata ile denediğim bu lezzetin tabağımdaki salatadan süzülüp balığın kremalı sosuna karışıp orda da ayrı bir güzellik yarattığını görünce artık eve bir şişe karaincir sirkesi almadan dönemeyeceğimden emin olmuştum.
Keşfettiğim bu yeni lezzetin coşkusuyla yemeğimi büyük bir keyifle yedim, üstüne tatlı, kahve falan derken sıra hesaba geliverdi. Hesap kısmı yemeğin en tatsız kısmıdır aslında ama bize gelen hesabın yanındaki sürprizi görünce gözlerime inanamadım. Culinarium'un sahibesi Ulrike büyük bir incelikle bir şişe Karaincir Sirkesini bana ikram olarak getirmesin mi!!! Daha ne diyim, varın sevincimi siz düşünün.
Culinarium'a ilk girdiğim andan itibaren Ulrike'nin sakinliğine, misafirperverliğine, her masayla ayrı bir dil konuşup, herkesle gülebilmesine, müşterisini memnun etme gayretine zaten hayran olmuştum, buna bir de zerafeti eklenince, kalbime büyük bir taht kurduğunu söyleyebilirim.
Fiyatları standartın biraz üzerinde olsa da, keyifli ve farklı bir yemek deneyimi yaşamak, bu güzel mekana hayat veren sahipleri Ulrike ve Faruk Bey ile tanışmak için Culinarium'a mutlaka uğrayın.
Ben bir gecede hem harika bir lezzet hem de mekan keşfetmekle kalmadım bir de harika insanlarla tanıştım. Benim için keyifle hatırlanacak bir geceydi.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder