24 Ocak 2010 Pazar

Rahatlamak için



sıcak bir duş,


bir kadeh şarap,


yanına keçi peyniri, fındık, füme et,


neşeli bir tv programı,


ve derin derin alınan nefesler...

sıkıldım-sıkıldın-sıkıldı-sıkıldık-sıkıldınız-sıkıldılar



Allahım bu nasıl bir sıkıntıdır.

İşteyken hayalini kurduğum herşeye sahibim bu haftasonu. Vakit, dışarı çıkılmayacak kadar kötü bir hava, battaniyem, bilgisayarım, filmlerim, kitaplarım. Peki ben napıyorum hiççç.

Resmen vakit öldürdüm ya. Yedim yedim yattım. Resimdeki hatundan tek farkım yediklerim yüzünden onun iki katı olmam. Kalanı aynı. Kanepem ve ben.

Yapıştım resmen kanepeye. Dün akşam Şirinlik Muskası geldi. Onunla oturduk biraz sonra sohbet eşliğinde yemekler yaptım (balkabağı çorbam pek güzel oldu, kalan kabaklardan da tatlı yaptım). Eh biraz iyiyim derken o gitti ben yine bittim. Bütün gece uyuyamadım, kitap okuyayım dedim 20 sayfa kitap okunacak zamanda 2 sayfa kitap okudum. Film seyredeyim dedim ondan bile sıkıldım. TV'nin başında kucağımda laptop internette gezinip pinekledim durdum. Sabaha karşı uyumuşum bu seferde öğlen uyandım. Günü yarısı bitmişti bile. Kendime kızdım ve günün kalanını da ben b.k ettim. Yattım durdum. Hadi kendime faydası dokunan birşey yapmadım ama Çarşambaya yetiştirmem gereken bir rapor vardı ona da dokunmadım. Bu akşam başlamazsam kesinlikle zamanında bitmeyecek. Of ya of. Acaba aklımda hep bu işi yapmam gerektiğini bildiğim için mi başka birşey yapasım da gelmedi. Yani çalışmıyorsam başka şeyde yapmamalıyım gibi.

Ya kendimi anlamıyorum ben artık. Ben bile sıkıldım kendimden. Ne yapmak lazım ki :(

Oklu kirpi, şehrin ışıkları, benim daralmalarım...




Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor
Nerde nasıl yaşarım gel de bana sor
Evlerin ışıkları bir bir yanarken
Bendeki karanlığı gelde bana sor...

Penceremden gördüğüm binada ardı ardına sönen ışıkları görünce dilime dolandı bu şarkı. Çocukluk aşkım Erol Evgin'in kadife sesinden yankılanıyor kulaklarımda. "Nerden aklıma geldi kimbilir. gezdim dün gece şehri şöyle bir..."

Televizyonda bir adam oklu kirpileri anlatıyor. Neden bilmiyorum seyrediyorum. Bir kanyonda geziyor, sanırım ben de burdan uzakta olmak istiyorum. Olduğum yerden hatta mümkünse kendimden uzakta. Kaçabileceğim en uzak yer neresidir? Herkesten herşeyden uzakta, sakin, dingin bir yer arıyorum. Temiz bir sayfa açıp yeniden başlayacağım, kendimden kurtulacağım bir yer var mı?

Yat kızım, bu gece iyi değilsin. Ne zaman iyisin o da belirsiz ya. Yat sen yine de...

23 Ocak 2010 Cumartesi

Kar, Ka, K



Budur !

Evimde, kanepemde, battaniyemin altındayım, yani en sevdiğim yerlerden birinde. Sıcacık çayım yanımda, güzel bir kitap, arada da televizyon. Şimdi Project Runway başladı mesela :)

Bir yandan televizyon seyrediyor bir yandan da Migros'dan gelecek siparişlerimi bekliyorum. Bu akşamı Kuzenciğimin doğumgününü kutlamak için onların evinde geçirmeyi planladığımız için dolap tamtakır. Nasılsa evde yemek yemeyeceğim diye düşünmüştüm. yanılmışım :) Şimdi evde boş bir dolapla başbaşayım. Çabuk gelseler bari pek acıktım. Şöyle güzel ve sıcacık birşeyler yapmak istiyorum. Kara yakışacak birşeyler. aklımda balkabağı çorbası var ne zamandır, malzemelerim eksiksiz gelirse yapması bugüne kısmet olacak. Yazarım sonucunu.

Kar çok güzel yağıyor. Gözüm bir tv'de bir camda.

Rahat batan parmağını kaldırsın...


Ya nerde şu "canım sen çok yoruluyosun, boşver çalışma, bırak işi, gez toz keyfine bak, ben çalışır sana bakarım" diyen adamlar? Kim buldu bu güçlü ve bağımsız kadın fikrini, kime rahat battı? Çok yoruldum ya, çok sıkıldım...

Keyfim kaçık, şevkim kaçık, canım hiçbirşey yapmak istemiyor. Bari kar yağsa da hiçbirşey yapmamaya bahanem olsa...

Hufff.....

13 Ocak 2010 Çarşamba

İbibikler ve ben


Annemler burda (yani İstanbul'da), iş yerinde yurtdışından misafirimiz var, bin tane proje, bir o kadar da toplantı var. Burda devamlı işten yakınan biri olarak yer almak istemiyorum ama insanın hayatında bu kadar iş olunca yazacak da başka şeyi olmuyor.


Haftasonu inşallah hem dinlenicem, hem de evde ne zamandır yapılması gereken 1-2 tadilat işini halledicem. Daha keyifli yazacak kıvama gelir gelmez burdayım, ibibikler öter ötmez ordayım gibi oldu bu ama ibibikleri beklemicem söz...

10 Ocak 2010 Pazar



Banyodaki sabunluk setini ilk taşındığımda Esse'den almıştım. Fakat zamanla sırrında çatlamalar oldu ve en sonunda bu hafta sıvı sabunluğun pompası da bozuldu. Kısaca değişme zamanı geldi. İlki beyazdı bu sefer renkli birşey bakayım dedim ama yine de gözüm hep beyazlara gidiyor.

En çok şunu beğendim mesela


ama Türkiye'de yok, Amazon'da rastladım kendilerine :(

Mudo'da şunları buldum ama setin sıvı sabunluğu stokta yok :(


Son olarak gittigidiyor'dan da şunu buldum. Sanırım bu da aslında Mudo daha önce gördüğümü hatırlıyorum hayal meyal.
Kararsızım. Bu konuda daha biraz bakınıcam anlaşılan ama içimden bir ses dönüp yine beyaz alacaksın diyor ya hadi hayırlısı...


Nihayet mutfak perdemi değiştirdim. Mutfağa renkli kilimi aldığımdam beri aklımdaydı ama bir türlü istediğim gibi birşey bualamadımç Fazla da masraf etmek istemiyordum. Basit birşey olsun ama mutfağa renk getirsin istiyordum. Nihayet Koçtaş da hazır ve çok ucuza bu perdeyi buldum. 1-2' de ufak dokuşla mutfağıma biraz daha renk geldi.




Siz ne dersiniz? Nasıl olmuş?

07 Ocak 2010 Perşembe


Ne olursa olsun 1-2 satır yazacağım buraya diye ev ödevi verdim ya kendime işte bu post ödevimdir :)

İşten geleli 1 saat oluyor, karnımı doyurmak için hızlıca bir salata yapıp yedim- Evde yemek yok da üstünüze afiyet. Halen yapmam gereken onca işe rağmen bu durumu aklımda uzak tutmaya çalışıyorum. İnadım inat daha fazla çalışmayacağım bu akşam. Hemen yatasım vardı ama önce bir bloguma bakayım dedim. Safça bir umutla belki birileri okumuş da bir iki satır birşey yazmıştır demiştim :) Ama yazmamış kimse. Olsun napalım. Ben de kendime yazıyorum zaten :P

Neyse , tam çıkacaktım ki aklıma düşen bir şeyi google'layayım dedim ve "Zinfandel" neymiş böylece öğrendim. Şimdi bunu da nerden buldun demeyin. Bilen biliyordur ama şarap içmeyi o kadar sevmeme rağmen ben bu üzüm türünü daha önce duymamıştım. Geçtiğimiz günlerde bir yemekte Terra'nın bu şarabını içtim ve çok beğendim. Ama sonra markette fiyatına bakınca ıgh dedim, alamadım. Pahalı biraz, yani bana göre en azından.


Bugün de arkadaşlarla yine şarabın muhabbeti geçti, ne güzel şaraptı diye, ama kimse bilemedi "zinfandel" şarabın adı mı üzümün adı mı diye :) Ben de google'a sordum söyledi sağolsun. Hayyam.com demiş ki "Zinfandel, Kaliforniya’da en fazla yetiştirilen siyah üzüm çeşididir. Batı Avustralya’da yer yer rastlansa da Kaliforniya dışında pek dikili değildir.".

İşte sanırım bu yüzden bilmiyormuşum/z. Türkiye de yetişmeye başlamış mı acep bunu bulamadım. Ama Terra bu üzümden şarap satmaya başladığına göre belki talebe göre bu gerçekleşebilir. Acaba toprak ve iklim mi uygun değil? İnşallah uygundur. Eğer uygunsa da biz ekmiyorsak, şimdi ben burdan istek yapsam. Bağcılar bu üzümden ekse, şarapçılar şarap yapsa, fiyatlar biraz normale yaklaşsa, biz de doya doya içsek. Süper olur süper. İlgilisine duyurulur..

06 Ocak 2010 Çarşamba


Yılbaşı tatili sayesinde dışarda bir dünya olduğunu yeniden keşfettiğimden beri -yani 3 gündür :)- işyerinde çok mutsuzum. 6 aydır içinde bulunduğum tempoya nasıl kapılmışsam artık, resmen sosyalleşmeyi, eğlenmeyi, dinlenmeyi unutmuşum. Şimdi de ucundan da olsa tekrar tadına varıp, sonra da ağzıma bir parmak bal çalınmış şekilde her sabah işe gelmek çok zor geliyor. Aynı tempoya dönesim yok ancak işler de öyle demiyor. Bu akşam bile 18:00'den sonra başlayan bir toplantım var mesela, ühüü...

Dün iş yerinden sevgili arkadaşım Zilli Zarife de -bu adı kendisi seçti, çok yakıştığı için bundan sonra burda böyle anılacak- aynı havada olunca kendimizi öğlen tatilinde Ikea'ya attık. Ne zamandır aşağıdaki duvara asılan şaraplıklardan almak istiyordum ki büfemde yer tutan şarap stoklarımı buraya taşıyarak, biraz yer açayım. Fakat gel gör ki arandığı zaman bulunmaz hesabı şaraplıklar da stoklarda bitmişti.

Ben de yola şaraplıktan çıkıp da hüsrana uğrayınca, yine aynı temadan devam edip, bir süredir istediğim büyük ve uzun kırmızı şarap kadelerinden alayım bari dedim. Entelce adıyla "Kırmızı Bordeaux kadehi" oluyormuş kendileri :) Makinada yıkanması zor da olsa, şarap içmenin keyfini kesinlikle arttırdığını keşfettiğimden beri istiyordum ama bir türlü istediğim incelikte ve fiyatta bulamamıştım. Ikea'dakiler de aslında hayalimdekiler değil ama Paşabahçe'de falan baktıklarıma göre o kadar ucuzdu ki şimdilik bunlarla başlayayım sonra daha iyilerini alırım deyip sadece kendi kullanımımız için iki tane kapıverdim.


Akşam eve geldiğimde kendime güzel bir salata yapmış, salondaki orta sehpamın üzerine soframı kurmuş ve yere attığım minder üzerinde yemeğime başlayacaktım ki, yeni kadehlerimi deneme sürüşüne çıkarmak için harika bir fırsat olduğunu farkettim. Hemen mutfağa yönelip hızla yıkadığım kadehlerden birine yılbaşı öncesi indirimlerde iyi fiyata bulduğum DLC Shiraz' dan dolduruverdim.

Bu arada araya parazit olacak ama sevgili hükümetimize de bize yılbaşında ikram ettikleri birbirinden çeşitli zamlar için burdan sevgi ve saygılarımı sunuyorum, yılbaşından önce 18-19 TL olan şaraplar dün baktığımda 27-28 TL olmuştu. Nihat Sırdar'ın dediği gibi üstüne bir "orgazam" sigarası yakmışlardır kesin.

Neyse nerde kalmıştık. Şarabın kokusu bile sefa duygumu arttırmış olacak ki yine İkea'dan aldığım kokulu mumları bilimum mumluğa doldurup yaktım. 1-2 dakika içinde evim elma, tarçın, böğürtlen kokularına bulanıverdi.

Laptop'a da bir romantik komedi koyup kendimi minderin üzerine atıverdim. İşten erken çıkmışım, şarabım ve harika bir yemeğim varken, ambiansımda mumlarla tamamlanınca keyfime diyecek kalmamıştı. Fakat yemeğimi bitirmeme yakın üzerime bir ağırlık çöktü, bir ağırlık çöktü öyle böyle değil. Yemeği nasıl bitirdim kendimi minderden kanepeye nasıl kaldırdım hatırlamıyorum. Oracıkta sızıvermişim, saatler daha 20:30 civarıyken.


Gözlerimi açtığımda saat 23:00'dü. Uykumu açmadan herşeyi olduğu yerinde bırakıp -sadece yanık kalan mumları söndürdüm, yanarız falan neme lazım- yatağa yollandım. Nasıl uzuun ve tatlı bir uykuymuş, sabah saatim çaldığında halen yataktan kalkmak için en ufak bir isteğim yoktu. Annem olsa "hayırdır kızım çeçe sineği sokmuş gibi bu ne uyku böyle" derdi kesin. Canım annem ya, ne çok özledim bak onu da. Anneciim, gelsen, ben başımı dizine koysam, uyusam, uyusam, uyusaamzzzzzzzzzz...

04 Ocak 2010 Pazartesi




Ben bugün, yeni görevime başladıktan tam 6 ay sonra, ilk defa, iş yerinde koşturmadan bir gün geçiriyorum. Yılın ilk gününün böyle olması belki diğerleri de buna benzer umudunu dolduruyor içime :)

Yapılacak işim yok mu? Çook.
Peki yapasım var mı? Yook :)

Ay bir de keyfim yeride ki sormayın gitsin. Hiçbir nedeni de yok halbuki. Hatta uykusuzum ve bir dokunan olsa ne işim var benim burda diye mızlanmaya başlayabilirim. Ama yine de iyi hissediyorum işte.

Bir yandan sakin sakin çalışırken bir yandan da akşam için planlar yapıyorum. Yılbaşı tatili boyunca hep sinemaya gidesim vardı. Geleneksel olarak ayın 1'inde ilk seansımızı yaptık ve Soul Kitchen'a gittik. Gayet güzeldi. Fatih Amcam ne yapsam seyrederim kıvamına geldim artık. Eline sağlık diyorum.

Fakat o ne kalabalıktı anlatamam. Biz son ana bırakmak riskli olur diye biletimizi önceden internetten alıp gitmiştik ancak bırakın gişeleri bilet kiosklarında bile uzuun kuyruklar vardı. Herkes birbirinin üstünde, ıyy. Kalabalığı sevmediğim gibi hele sinemada kalabalığı hiç çekemediğimi anladım. Yine de sinemaya doyamadım. Aklımda Vavien'i ve Avatar'ı da seyretmek vardı. Fakat onlara fırsat yaratamadım, bir de kalabalıktan korktum doğrusu.

Şimdi diyorum ki pazartesi akşamı, hazır sinemalar daha tenhayken acep bu akşam Avatar'a bilet alsam mı? Aslında bilimkurgu ve aksiyon filmlerini pek sevmem. Nadiren rastladığım iyi örneklerine kayıtsız kalmam tabii ama olsa da seyretsem diye de aramam. Buna rağmen sebebini tam da bilmeden, gördüğüm ilk andan itibaren gitmek istiyorum Avatar'a. Şirinlik Muskasını da ayartmaya çalıştım bana katılsın diye ama çok yoğun herhalde mesajlarıma cevap vermiyor. Kar yağar mı acep? Sinemaya gidip de eve dönememek de var di mi? :)



Neyse ben biraz daha düşüneyim, belki de evde oturup film seyrederim. Ya da kitap okurum, ah bir de kar yağsa, camın önüne oturup kar tanelerinin süzülüşünü seyrederken fırt fırt çayımı içsem. Ay içim ısındı. Boşverdim bile galiba ben sinemayı, battaniyemi özledimmmıırrrrr...