Aman tanrım! Resmen aylar olmuş bloga yazmayalı!
Uzun süredir yazmadığımı biliyorum. Fakat Instagram'da paylaşımlarımı sürdürdüğümden olsa gerek, aranın bu kadar açıldığını fark edememişim.
Son yazımdan beri çok koşturmalı günler geçirdiğim ve aylardır eve adım atmadığım doğrudur. Blogdan bu kadar uzak kalışımın sebebi de en başta budur. Gerçekten de lafta değil harbi harbi çok koşturmalı günler geçti. Bakın biraz anlatayım:
Nisan ilk yarısını kendi adıma büyük bir sarsıntı ile atlatınca, ayın ikinci yarısında kardeşimin birkaç günlüğüne İngiltere'den gelmesini fırsat bilip hep beraber kendimizi Küçükkuyu' ya annemin kollarına attım.
 |
Bolayır-Çanakkale - by TR
|
 |
| Küçükkuyu - by MRA |
 |
| Küçükkuyu - by MRA |
 |
| Küçükkuyu - by MRA |
Kardeş, gelin ve sevdiceğimle beraber anne şevkati ile geçen bol baharlı birkaç günün ardından bizim çocukları İstanbul uçağına bindirip, kendimizi bahçeyi kolaçan etmek için birkaç günlüğüne İzmir'e attık.
 |
| Seferihisar - by MRA |
Baharları çok sevdiğim malum, Ege de sağolsun tüm bonkörlüğü ile bizi yoğun geçecek yaz günlerine harika bir ziyafeti ile bir güzel hazırladı. Kendi tarihimde bir ilki de bu gel bahar günlerinin birinde yaşama fırsatı buldum; motorsiklet kullanmak! Hızdan son derece korkan ve bu tür araçlarla trafiğe çıkmayı delilik sayan ben, herşeye rağmen elektriklisinden dolayısı ile sessiz ve makul bir süratte gidebilen motorsiklet bulunca hemen bir deneme yapıverdim :) Çok keyifli olduğunu inkar etmeyeceğim ancak ben kuşlar, yılanlar ve kaplumbağların cirit attığı arabaların pek uğramadığı köy yollarında yaptım ilk sürüşümü ve trafiğe çıkmaya cesaret edebileceğimiTürkiye şartlarında hala hiç zannetmiyorum :( Yine de keyifli bir deneyimdi. Denemediyseniz mutlaka deneyin, tabii dikkatlice :)
 |
| Sığacık - by MRA |
Mayıs, bir yandan düğün hazırlıkları, bir yandan bizim düğün öncesi ve sonrası konaklamalarımızın ayarlanması gibi işlerin telaşı ile başladı. Benim yapımdan mıdır nedir bizim aile de bir şekilde her iş benim elimden öper :)
Düğün esnasında da bu durum değişmedi. Kalacak yerin ayarlanmasından annemin ve babamın giyeceği kıyafetlerin seçilmesine, düğün mekanının ve masaların süslenmesinden düğün pastasına kadar herşey yine bir şekilde benim elimden geçti. İçimde iflah olmaz bir organizatör var maalesef :)
Düğün işi önce sakin sakin başladı, kendi tecrübelerimden yola çıkarak yardım edecektim. Bu aşamada mekan dışında hiç birşey belli değildi. Önce İzmir dönüşü, gelinimiz, kızkardeşi ve ben üç kız Mayıs başında bir Datça seyahati yaptık. Hava ara sıra kapasa da Datça'nın keyfini çıkardığımız birkaç gün oldu. Keyif yanında bolca çalışma da yaptık tabii, ön fizibilite ve planlama gezisi diyebiliriz bu geziye :) Düğünün yapılacağı yerin ziyareti, mekanın bize sunabileceklerinin belirlenmesi, eksiklerin ve taleplerin detaylandırılması, temanın belirlenmesi, organizasyon şirketleriyle görüşmeler falan filan...
 |
| Datça - by MRA |
Bu birkaç günün sonunda en azından elimizde ne olduğunu, nelere ihtiyacımız olduğunu ve tabii biraz da nasıl bir tema istediğimizi belirleyerek İstanbul'a döndük. Burada da birkaç şirket ile görüşüp, bir de üstüne detaylı bir Eminönü/Şarkhan ziyareti yaptıktan sonra bizim çocuklar organizasyon şirketi ile çalışmamaya onun yerine tüm süslemeleri ve organizasyonu bizim yapmamıza karar verdiler. Ve tabii bu kararlarıyla düğün organizatörü tacını da bana takmış oldular :)
Omuzlarımda bu ağır yükle, gelin ve damadımızdan istediklerini ve temayı netleştirmelerini rica ederek İzmir'e hareket ettik. Sanırım herşey bu yolculuğun başında göç eden binlerce leyleklik bir sürünün altından geçmemizle çığrından çıktı :) Öncesinde de fena değildik ama bu sürüden sonra iflah olmadık diyebilirim :)
Bu sene geç gelen yağışlar sebebiyle bahçeye Nisan ayında çok fazla birşey yapamamıştık. Hal böyle olunca Mayıs'ta kendimizi bahçeye verdik. 15 dönümün otlarının yolunması, 500'e yakın ağacın diplerinin kazılması, kazıklarının düzeltilmesi falan gibi bizi her gün pestile çeviren işlerle uğraştık .
 |
| Seferihisar - by MRA |
Haziran başı İzmir'deki işleri kolaylayıp annemi Küçükkuyu' dan alarak İstanbul'a yarışmanın yeni bir etabı için geri döndüm :)
Düğün 21 Haziran'da yapılacaktı, biz 14 Haziran günü İstanbul'u terkedip düğün hazırlıkları için Datça'da olacak şekilde yola çıkacaktık ve 2 Haziran günü henüz annem, babam ve benim ne kıyafetimiz, ne ayakkabımız ne de diğer aksesuarlarımız vardı.
Bununla beraber, "yapılması gerekenler listesi"nin ilk sıralarını süsleyen, düğün süslemeleri için malzemelerin alınması, İngiliztere'ye gidecek kardeş için bazı ev eşyaları alışverişi ve tabii bir de fırsat bulunursa kuaföre gidip insan içine çıkabilecek hale gelinmesi işleri vardı. Listenin en kallavi maddelerinin hemen altında bavul aç, çamaşır yıka, evi temizlet, ütü yap, bavul topla, İstanbul'da bir hafta daha kalacak sevgili için yemek yap türü işlerin pis pis sırıtarak beni beklediğini ise çoktan tahmin etmişsinizdir :)
Bu iki haftayı atlatıp Datça'ya vardığımızda asla gerçekleşmeyeceğini bile bile dinlenme hayalleri kuruyordum.
Oysa günlerimiz rüzgar gibi hazırlıklarla geçti. Her gün keyifli bir kahvaltı sonrası harıl harıl çalışmaya başladık, çoğunlukla akşamüstüne kadar çalışıp akşam üstü bir deniz ve yemek molası verdikten sonra gece de devam ettik.
 |
| Düğün hazırlıkları - Datça - by MRA |
Allah'tan ekip sağlamdı, annem, babam, kuzen, teyzeler, dünürler, gelin ve damat herkes bir şeylerin ucundan tuttu. İtiraf ediyorum oldukça yorucu ama bir o kadar da keyifli bir süreçti. Oldum olası sevdiklerimle beraber bu tür imece işler yapmak çok keyif alırım, bu sefer de aynen öyle oldu.
 |
| Hazırlıkta emeği geçenler - Datça - by MRA |
Bu yoğun çalışmanın sonucunda bize acıyan damat düğüne iki gün kala bizi dinlendirme kararı aldı :) ve cümbür cemaat bir tekne kapatıp kendimizi egenin mavi sularına bıraktık.
Bu yoğunlaştırılmış dinlence sonrası düğün gününe zımba gibi başladık. Fakat gel gör ki Datça'nın rüzgarı yine yapacağını yaptı.
Düğün yemeği otelin havuz başında olacaktı ancak kokteyl ve başlangıç için çocuklar sahili istemişlerdi. Gel gör ki rüzgar yüzünden sahilde durmanın imkanı yoktu, saatte 30 km üstü esiyordu varın siz düşünün. Bırakın süsleri biz bile uçabilirdik :)
 |
| Düğün günü - Datça - by MRA |
Ama bizim yapılacak bir düğünümüz vardı ve rüzgara pabuç bırakmaya da hiç niyetimiz yoktu. Hemen hızlı bir reorganizasyon ile kokteyli havuz başının yanındaki yemek alanına yakın bir noktaya aldık ve hazırlıklara başladık. Tüm gün hiç durmadan, abartmıyorum hiç durmadan ve öğlen yemeği yediğimiz 15 dk dışında hiç oturmadan koşturdum. 120 kişilik düğün için tesis mekan süslemelerini önceden yapmamıza izin vermiş ancak masaları en erken saat altıdan sonra kurmaya başlayabileceğimizi söylemişti. (Oteldeki diğer müşteriler sebebiyle) Biz de gün içinde yapabileceğimiz tüm hazırlıkları bitirip son 1 saatte de kişi sayımızı arttırarak hız kazanmayı planladık. Çoğu şey planladığımız gibi gitmesine rağmen son 1 saati tekrar yaşamak ister miyim bilemiyorum :) Kendimi bir yandan ortalıkta birilerine direktifler verir, diğer yandan bir şeyler yapmaya çalışırken hatırlıyorum sadece :) Survivor yarışmaları gibiydi :)
 |
| Düğün mekanı - Flow Surf Otel Datça - by OA |
Misafirler gelmeye başladığında tüm detayları tamamlamış ama pilim de bitmiş olarak yerimi giyinip hazırlanmış karşılama komitesi bırakıp hazırlanmaya ancak gidebildim. Fakat görümce olarak pilimin bitmesine izin veremezdim :) Daha önümüzde hoplanıp zıplanacak koca bir gece vardı. Bu motivasyon ile dışarıda karşılama ve kokteyl sürerken biz kuzenle içeride dünyanın en hızlı hazırlanma sürecine başladık. Bir yandan günün kir ve pasından arınırken diğer yandan artık çok geç olduğu için gidemeyeceğimiz kuaförün yerine saç ve makyajımızı yapmamız gerekiyordu. 45 dakikanın sonunda tüm hazırlıkları tamamlamış ve düğündeki yerimizi almıştık.
 |
| Kardeşler ve eşleri :) - Datça - by Gamsız Böcük |
Düğün her açıdan çok keyifliydi, gelin ve damat pek mutluydu -nazar değmesin- biz de tüm yorgunluğumuza değecek övgüler ve hatta otel yöneticisinden iş teklifi bile aldık :) Fakat herkes bir yana beni en çok mutlu eden kısım ise kardeşimin ve eşinin yaptıklarımızı beğenmesi ve bu güzel günlerini biraz daha güzelleştirebilmek oldu. Tüm zorluklarına rağmen insanların neden özel günleri organize eden işler yapmayı sevdiğini bir kere daha anladım. Mutlu günleri daha da mutlu yapmanın keyfi paha biçilemez :)
 |
| Dileğimizi dileyip feneri suya bırakırken - Datça- by OA |
Düğünü bitirince bize yine İzmir yolları göründü. Temmuz başı itibari ile bizim bahçe ve ev döngüsü tekrar başladı. Bu kısmın detayları akıllara zarar ve ben şimdilik hatırlamak istemiyorum :) bu sebeple pas geçiyorum.
Bahçe ve ev derdi yetmemiş gibi bir de gönüllü ruhum beni ele geçirdi ve Seferihisar gönüllülerinin çalışmalarına katıldım. Sağolsunlar beni hemen çekirdek ekibe aldılar ve orada olduğum süreçte bir sürü toplantıya ve çalışmaya da dahil ettiler. Sayelerinde kendimi şimdiden Seferihisarlı gibi hissettim.
 |
| Seferihisar gönüllü takımı çalışmaları - by MRA |
Bu arada Seferihisar'ın keyfini de her fırsatta çıkarmaya çalıştım. Akşam geç saatte de olsa deniz sefası yaptım, bol bol güneş batırıp, her birine ayrı kadeh kaldırdım. Geçmiş günün yorgunluğunu unutup, gelecek günün sürprizlerine hazırlanmak için Seferihisar'ın sakinliğine sığındım.
 |
| Seferihisar - by MRA |
 |
| Seferihisar by MRA |
İyi ki de öyle yapmışım zira İstanbul'a dönüş sebebim olan seçimlerden sonra oldukça bedbaht bir haldeyim.
Evden uzak geçirdiğim ve keyifli olsa da stres düzeyi ve temposu oldukça yüksek 2 aydan sonra 9 Ağustos günü tüm gün direksiyon sallayıp akşam İstanbul'a vardığımda ilk işim kalan son enerjimle gidip seçimlerde müşahitlik yapmak için kartımı almaya gitmek oldu. Fakat kartımı alırken yaptığım sohbetle beraber ertesi gün bizi bekleyenleri de bir kere daha acı bir şekilde farketmiş oldum. Seçimler için gönüllü olarak gözetmenlik yapmak için başvurduğum kurum bulunduğum bölgede 1300 sandık / 74 okul için ancak 32 kişi gönüllü toplayabilmişti. 10 Ağustos'un bizi sevindirmeyeceği artık çok netti.
Yine de pazar sabah altında kalkıp görevimin başına gittim, akşam 21:30' a kadar elimden geleni yaptım. Kendi adıma vicdanım rahat sonucun değişmesi için üzerime düşeni fazlasıyla yaptığıma inanıyorum. Gel gör ki Türkiye adına çok üzgün, bizi bekleyen günler için de çok karamsarım.
Geçen sefere göre çok daha yorucu bir sandıktı görev aldığım, tartışmalı ve gergin anlar yaşandı. Ben de akşam eve geldiğimde turşu gibiydim, bir şeyler atıştırıp yattım. Bunu takip eden günleri ise yine ev kadını olmanın dayanılmaz hafifiliği içinde derleme, toplama, temizlik gibi faaliyetlerle yorgun ve pazardan kalma ruh hali ile oldukça mutsuz geçirdim
Baktım başka şeye enerjim yok 2 ay sonra yeniden keşfettiğim TV'ye sığındım. Gülmeyin, yoksa rehabilitasyon ve moral için Masterchef seyrettiğimi söylemekten vazgeçebilirim :)
Allahtan dün kendimi tepeden tırnağa bakıma sokup hamamdı, cilt bakımıydı, kuafördü gibi kızsal işlere adadım da keyfim biraz yerine geldi.
İşte benden havadisler böyle. İnşallah bir süre buralardayım, ama bizim işler belli de olmaz. Zira cumartesi günü hızlı feribot Yenikapı' ya yanaşırken -yani daha İstanbul sınırlarına adım atmadan :) ) aynı Mayıs ayındaki gibi binlercesinden oluşan bir leylek sürüsü üzerimden dakikalarca uçmasın mı? :))) Gelecek blog yazısının tarih garantisini verememem inanın sadece bu sebepledir :)
 |
| Leylek Sürüsü - Yenikapı - by MRA |