31 Ağustos 2014 Pazar

e-Dergi, İyi Dergi :)




Dekorasyon oldum olası ilgi alanlarımın başını çekmiştir. Senelerce her ay piyasadaki dekorasyon dergilerinden en az 2-3 tanesini almışımdır. O dergileri alıp  kışsa bir fincan çay, yazsa soğuk bir limonata eşliğinde kanepeye yayılıp ve sayfalarında kaybolup, hayaller kurmak en büyük keyiflerim arasındadır.

İşte bu keyifle yıllarca alınan dergiler kütüphanede gittikçe yeni rafları ele geçirdi, serpildi, her köşeye dağıldı. İşe yarayacakları zaman arasan içinde aradığını bulamıyorsun, her temizlikte saygılarını sunuyorsun. En sonunda geçen sene taşınmamız esnasında baktım olacak gibi değil, okumayı tekrar düşünmediğim ve benim için bir değeri olmadığını düşündüğüm bütün kitaplarımla beraber bu dergileri de isteyenlere dağıttım.

Geçen sene ki taşınmamız özellikle bu tür basılı yayınların biriktirilmesi ile ilgili benim için dönüm noktası oldu. O günden beri eğer bir kitabı e-kitap olarak ya da ödünç bulabiliyorsam kesinlikle almıyorum. Dergilerde aynı şekilde. Şimdilik eve düzenli olarak sadece OT Dergisi  kağıt nüsha olarak giriyor ki, o da sadece sanal ortamda bulunmadığından.




Gel gör ki serde bir miktar mürekkep yalamışlık, kitap sayfası koklaşmışlık var ki kitapçılara ya da marketlerdeki dergi reyonlarına girince hortlayıveriyor. Hele o rengarenk dergi kapaklarının ardında neler olduğunu merak etmekten kendimi alamıyorum. Böyle durumlarda tam elim uzanmış bir tanesini alacakken yakaladığım kendimi hemen "bir kere bakacaksın sonra kenara kaldırıp sadece tozunu alacaksın, bunu bir kere yaşadın ikinci defa yapma" diye azarlayıp oradan uzaklaşmaya çalışıyorum.

Halbuki ben bu gereksiz savaşın içinde boğuşurken baktım ki Turkcell Dergi uygulamasında bu dergilerden bazılarının geçmiş sayıları ücretsiz ya da çok düşük bir ücret karşılığı yer alıyor. Ah ne sevindim ne sevindim :) Hemen girdim ücretsiz birkaçını indirdim. Şu hasta halimle yapışıp kaldığım kanepede sabahtan beri bir onu bir bunu açıp sayfaları karıştırıp duruyorum.

Ahh ben zaten bunu yapıyorum diye çoğunluğu duyar gibiyim. Tamam sanal aleme geç angaje oldum biliyorum, ama benden de geri kalanlar varsa benim kadar gecikmesinler diye aydınlatmak isterim :)







Turkcell Dergilik Türkiye'de basılan farklı konulardaki dergilerin önemli kısmına ulaşabileceğiniz bir mobil uygulama.

Uygulamada ücretli ve ücretsiz okuyabileceğiniz dergiler mevcut. Bu dergilerden istediklerinizi kendi kütüphanenize indirip ordan okuyabiliyorsunuz.

Ben ücretsiz olan dergilerden BAST HOME dekorasyon dergisini ve SABİT FİKİR edebiyat dergisini halihazırda takip ediyordum ama ücretli olanlara -ücretli oldukları için :) - şimdiye kadar pek dikkat etmemiştim.






Fakat baktım ki ücretli olan dergilerin de bazılarında sadece son sayı ücretli, eski sayılar ücretsiz yayınlanmış.

Dekorasyon dergilerinde HOME ART, ALL DECOR,  HOUSE BEAUTIFUL, bu şekilde mesela.





Bazılarında ise son 6 ay ücretli önceki aylar ücretsiz, ATLAS Dergisi de bunlardan biri.






Turkcell Dergi bir de tüm dergileri okuyabileceğiniz abonelik sistemi sunuyor. İsterseniz ayda 9,90 TL verip dergilikteki tüm ücretli dergileri de okuyabiliyorsunuz. Eğer sıkı bir dergi takipçisi iseniz bence bulunmaz fırsat :)
Son olarak, uygulamanın sağladığı ve benim pek sevdiğim bir özelliğini aktarmak isterim.

Bu uygulama üzerinden derginizi okurken beğendiğiniz ya da sonradan hatırlamak istediğiniz bir sayfa varsa bunu işaretleyebiliyor ve kütüphanenizin "Sakladığım Sayfalar" bölümünden bu sayfaya ve sayfanın ait olduğu dergiye istediğiniz zaman ulaşabiliyorsunuz. Pek hoş, pek güzel bence :)

Yeni ay yaklaşır, aylık dergiler yeni sayılarını birbir yayına sokarken bu haftasonu dinlenirkenbiraz dergi karıştırmak cazip bir seçenek olabilir, ne dersiniz?

Sizin de bu amaçla kullandığınız ve önerebileceğiniz uygulamalar var mı?




30 Ağustos 2014 Cumartesi

Türk vatanı bölünmez bir bütündür parçalanamaz!


İnternetten Seçmeler / Saturday Shares





Blog dünyasında dolaşırken bir çok güzel paylaşım okuyorum. Bazısı bilgi, bazısı öneri, bazısı da sadece eğlence açısından çekiyor. Bu tür şeyler gördükçe beğendiğim şeyleri paylaşmak huyum beni dürtüyor.

Bazı bloglarda devamlı yayınlanan köşeler görüyorum, pek hoşuma gidiyor, bu da öyle olsun istiyorum. Ancak süreklilik konusunda -hele ki bu aralar- ciddi sorunu olan bendeniz böyle bir köşeyi devam ettirmeyi becerebilir miyim bilmiyorum. Proje 52' de sebat edemediğim ortada nihayetinde :). Yine de biz yola çıkalım bakalım, kervanı yolda düzeriz :)

İşte benim bu hafta internette görüp paylaşmaya değer bulduklarımdan birkaç tanesi:





A Cup fo Jo : 8 things I've learned about marriage 

Bu blogu pek seviyorum.  Daha önce şu yazımda da bahsetmiştim kendisinden. Joanna, samimiyeti ve çok basit görünen şeyler için sunduğu alternatif bakış açıları ile benim için takibe değerler sıralamasında en üst sıralarda. Bu hafta da evliliklerinin 5. yılını kutlamaları vesilesi ile bu yazıyı yazmış. Her zaman ki basit, sade ve buna rağmen pek etkili buldum. Bilmem siz de aynı fikri paylaşır mısınız?






Bu hafta ki bir diğer keşfim de bu hatun oldu. Tanıştırayım, kendisi Anna Akana. Film yapımcısı ve oyuncu. Kısa filmler çekiyor, bunlarda oynuyor ve bir de haftalık youtube videoları yayınlıyor. Ben haftalık olanları özellikle pek eğlenceli buldum. Yukarıya bir örnek koydum, daha fazlası için  şuraya tık tık...  (Not: Görüntü sizi yanıltmasın bu kesinlikle bir makyaj videosu değil:))







Benim çocuğum yok ama çocuğu olup da halen Kidzania' dan haberi olmayan ya da haberi olan ama henüz gitmemiş olanlar için şu paylaşımı pek faydalı buldum. Çocuğum olsa ilk fırsatta giderdim diye düşündüm :)





29 Ağustos 2014 Cuma

Okunmayan prospektüsün intikamı





Sizin için umarım farklı olur ama benim için pek de keyifli geçecek gibi görünmüyor bu hafta sonu.

Şöyle ki, bütün sabahımı, gecenin yarısında beni uykumdan uyandıran ağrının sebebini anlamaya çalışmakla geçirdim.

Öyle saçma bir ağrı ki, tek tarifi şu olabilir. Kocaman bir ayvayı ısırmışssın ve o koca lokma gelip yemek borunda bir yerde tıkanmış. Ne aşağı ne yukarı ilerliyor, durduğu yeri de fena halde acıtıyor.

Oysa gece yatarken hiçbir şeyim yoktu, iyiydim. Ağır bir yemek yememiştim. Ee ne olmuştu da ayvayı yemiştim?

Önce gazdır falan dedim kalktım bir soda içtim, biraz dolandım falan yok geçmiyor. Sabahı zor edeceğimi düşünerek yatağa dönüp uyumaya çalıştım. Bir sağa bir sola dönüp uyuyamayınca reflüye iyi geldiğini duyduğum şekilde yastığımın altına bir başka yastık koyup yükselttim ve yarı oturur yarı yatar bir pozisyonda rahatlamayı bekledim. İşe yaramış olacak ki uyumuşum. Sabah kalktım baktım biraz daha iyi ama tamamen düzelmemiş. Hadi dedim gidip biraz yürüyeyim, belki açık hava ve hareket iyi gelir. 45 dakika dayanabildim, eve döndüğümde sanki daha kötüydüm. Eşimle kahvaltıyı hazırladık ama yedikçe daha kötüleştim. Baktım olmayacak doktordan randevu aldım. Kahvaltı sonrası eşim işe gitti ben de biraz dinlenip doktor için evden çıktım.

Karın ağrım yetmiyor ya, bir de arabamın aküsü bitmiş, çalıştıramadım. Doktor biraz uzaktı, arabasız gitmek çok zor olacak diye vazgeçip eve döndüm.

İçecek bir şeyler hazırlayıp kendimi kanepeye atmaya hazırlarken hatırladım küçük bir enfeksiyon için aldığım antibiyotiğin sabah dozunu atlamıştım. Elimde içecek varken hemen kaçırdığım dozu aldım ama daha kapsülü yutarken beynimde şimşekler çaktı. Yaşadığım şey bu ilacın yan etkisi olabilirdi! Olabilir miydi?

Ben ki hiçbir ilacı prospektüsünü okumadan kullanmam, bu sefer prospektüs okumasını atlamıştım. Hemen açtım okudum ve tatatataammm şu satırlar yazıyordu "Yemek borusunda tahrişe neden olabileceğinden bol su ile dik bir pozisyonda içilmelidir. İlaç alındıktan sonra 30 dakika yatılmaması önerilir".

Peki ben ilacı en son -yani dün gece- nasıl kullanmıştım : 2 yudum suyla ve yatmadan 10 saniye önce :(

Bu bilgileri edinince hemen doktıru aradım durumu aktardım, ilacı bırakmamı istedi. Kalıcı bir etki olmayacağını, birkaç gün sonra geçmesini beklediğini bu sürede yediklerime dikkat etmemi söyledi.

Sevgili doktorun veya eczacının ilacın böyle önemli bir yan etkisi olabileceğini söylememiş olmasını zaten affedemiyorum ama ben o prospektüsü okumayı atlamayacaktım.Yine de ilk görüşmede doktordan bunun hesabını sormaya ant içtim :(

Aman siz siz olun en güvendiğiniz doktorun bile verdiği ilacı sorgusuz sualsiz almayın.

Eşim böyle konularda çok titizdir. Verilen ilaç çok masum bile görünse neden verildiğini, tek çözümün bu olup olmadığını, alternatif tedavileri, ilacın yan etkilerini falan mutlaka sorgular. Onu bazen çok titiz olmakla ve fazla büyütmekle suçlasam da doğru olanın bu olduğunu görüyorum.

Bu da bize ders olsun bakalım :(


28 Ağustos 2014 Perşembe

Yazmak/Okunmak ikilemi





Daha önce yazmışımdır belki, bu blogu en başta kendim için yazıyorum. Çünkü ben geçmişi hızlı unutan bir yapıya sahibim ve bazen hatırlamak istediklerimi bile beynimin gri kıvrımları içinde yitirebiliyorum.

Blog yazmak hem hatırlamak istediklerimi kaydetmek, hem de kendimdeki değişimleri görmek için bana çok faydalı geliyor.

Gelelim beni yazmak konusunda motive eden ikinci sebebe. O da beni heyecanlandıran şeyleri başkalarıyla paylaşmak isteme hevesim. Yeni şeyler öğrenmeyi ve öğrendiklerimi çevremdekilere aktarmayı çok seviyorum.

Hele ki mesafelerin insanların arasına girdiği, yüzyüze görüşmenin gittikçe zorlaştığı bu şehirde, aynı zamanda aynı yer de olamasak bile bir sohbet vesilesi yarattığına inanıyorum blog dünyasının. Ve sohbet eder gibi hissediyorum ben yazarken.

Ancak işte bu noktaya geldiğimde kendimi daha çok duvarla konuşuyormuş gibi hissediyorum :)

En yakın, beni sevdiğinden şüphem olmayan arkadaşlarımın bir çoğunun blogumu okumadığını düşünüyorum,  konuşmalarımızdan anlıyorum. Onları sohbetime dahil edemediğim için üzülüyorum. Ne yapsam da onları da sohbetime dahil edebilsem? Okuyan azınlıktan fikir verecek birileri çıkar mı?




27 Ağustos 2014 Çarşamba

Gelecek Planları


İşi bırakalı bir seneyi geçti ama o bir sene nasıl geçti inanın hiç anlamadım :)

O zamandan bu zamana artık İzmir'e göçmüş ve yeni düzenimi kurmuş olurum diye planlıyordum ancak maalesef halen bu noktaya gelemedik.

Pes ettik mi? Hayır :)

Durumumdan şikayetçimiyim? Hayır...

Ancak yapmak istediğim şeyler var, mesela zamanımın bir kısmını gönüllü işler için ayırmak, bir kısım öğrenmek istediğim konuda eğitimler almak, seminerlere katılmak gibi.

Bu tür girişimler maalesef düzen ve süreklilik istiyor. Biraz da konsantrasyon tabii.

Bir o şehir, bir bu şehir hop hop gezerken de böyle işlere başlamak pek kolay gelmiyor. Koşturmaları bitirip kendimi öyle kanalize etmek istiyorum bu işlere (off işte bu da bir defo, bir iş yapılacaksa illa tam olucak, zamanında olucak, oldu mu mükemmel olucak :((( Olmasa yer yerinden oynıycak sanki!!! Hoop değiş tonton desem ve değişsem ama böyleyim işte, çalışıyorum ama bir gün o da olucak :) Mükemmel zamanı beklemeden bu işlerden birilerine başlamak değişimin ilk adımı olarak beni dürtsün bu durumda :) )

Neyse, henüz bu tür girişimlere adam akıllı başlayamamış olsam da, ilgimi çeken tüm fırsatları takip ediyor ve önümüzdeki dönem için notlarımı alıyorum.

Şimdilik listemin en üst sıralarını süsleyen fikirleri aşağıda derledim, belki sizin de ilginizi çeker.


1- Sınavsız İkinci Üniversite







Eğer 2 ve 4 yıllık bir üniversiteden mezunsanız sınavsız ikinci bir üniversite okuyabileceğinizi biliyor muydunuz?

2010 yılında başlayan şu anda benim görebildiğim kadarıyla 3 üniversitede (İstanbul, Atatürk, Anadolu) üniversitelerindeki bazı bölümler için uygulanıyor. Derslere devam mecburiyeti yok, isterseniz gidebiliyorsunuz tabii. Dersleri online alabiliyorsunuz, vizeler online, final ve bütünlemeler okulda ya da illerdeki sınav merkezlerinde. Detaylar için şu linki ve üniversitelerin web sayfalarını inceleyebilirsiniz.

Özellikle İstanbul Üniversitesi' ndeki "Kültürel Miras ve Turizm" ön lisans programı benim çok ilgimi çekti. İzmir için alternatifleri de araştırıyorum.


2- Doğa Okulu





Bir Doğa Derneği girişimi olarak, Seferihisar'da devam eden bir girişim Doğa Okulu. Çok güzel projeleri olduğu gibi bir de yıl boyu süren bir Usta Çırak kursları var. Buğday Derneği vasıtası ile haberdar olduğum bu kursların çoğunu kaçırmış olsam da Aralık ayındaki Zeytinyağı Okulu bana halen çok cazip geliyor. Kayıt için ajandama not aldım bile. Umarım o tarihlerde Seferihisar'da olmayı başaracağım :)

Bu kurslara katılım ücretsiz, sadece yemek ve kursta kullanılacak malzemenin sağlanmasına katkıda bulunuyorsunuz. Bu da mesela Eylül ayındaki Kerpiç ve Sıva Yapımı atölyesi için günlük 20 TL.


3. Hayat Bilgisi Okulu






Kitap, Sanat, Tarih ve Siyaset, İletişim, Yönetim ve Bilim alanlarında hem üretici hem de tüketicilere :) hitap eden çok güzel programları var Hayat Bilgisi Okulu' nun. Fiyatları pek ucuz olmasa da nelere para harcadığımızı düşünürsek bence hayırlı bir harcama, kendimize yapacağımız iyi bir yatırım olacaktır.

En yakın tarihte 15-19 Eylül yer alan 5 günlük "Yaratıcı Okurluk " programı bana fena halde göz kırpanlar arasında mesela :)


4. Yakın Okuma Grubu






Çok sevgili yazar dostum Yıldız İlhan'ın yönetiği bir okuma grubu burası. Her ay (bazen biraz daha uzuyor aralar) bir kitap seçip okuyor ve İzmir Alsancak' ta Yakın Kitapevi'nde toplanıp bu kitabı konuşuyorlar. Şimdilik sadece uzaktan takip ettiğim bu grubun bir parçası olmayı da dört gözle bekliyorum.


Benim ilk dördüm şimdilik böyle. Sizin önerileriniz var mı?





26 Ağustos 2014 Salı

Uyanma Saati !!!



uyanmasaati.com


Hayatımda/hayatımızda yavaşlık, sakinlik arayan bir dönem yaşadığımızı daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirmiştim.

Aslında bu sadece hayat hızını yavaşlatmak demek değil sadece, hızla akan, sizi de içine çeken, sürükleyen ve köleleştiren düzene karşı koymak, doğaya ve öze dönmek, çeşitliliği aramak, insan olduğumu, değerimi hisssetmek, diğerlerine hissettirmek ve gerçek mutluluğun aslında çok büyük şeylerde olmadığını anlamaya çalışmak demek benim için.



uyanmasaati.com



Bu sabah bir yandan instagramda turlar, bir yandan çayımın keyfini çıkarırken keşfettim Uyanma Saati projesini. Yukarıdaki mottonun söyledikleri bile inanılmaz çarpıcı geldi bana. Ama tek söylediği bu değil elbette.

Her gün uyandığımız düzenin bir kader olmadığını, değişimin onu hayal edenler tarafından ve aslında büyük devrimlerle değil de kendi hayatınızda yapacağınız küçük değişimlerle gerçekleşeceğini anlatan harika bir proje. Daha önce sağda solda duyduğunuz, ne yaptığını çok da bilmediğiniz organizasyonların/kavramların (CittaSlow/Sakin Şehir, Slow Food, Buğday Derneği, Permakültür, Couch Surfing, Kendin Yap gibi) hangi büyük resmin parçaları olduğunu anlamak için çok güzel bir birgilendirme platformu.


uyanmasaati.com



Beni heyecanlandıran şeyleri hemen paylaşmak isterim ama bu proje beni sadece heyecanladırmakla da kalmadı, 40 yaşımın kapısında her gün kendimi çektiğim sorgulamaların aslında ne kadar gerekli olduğunu ve yalnız olmadığımı hatırlattı.

Dünyayı değiştirmek, hayatımızı değiştirmek için tüm düzene kafa tutup kendimizi meydanlara atmanız, ölümle burun buruna gelmemiz gerekmiyor. Tek yol bir anda herşeyi değiştirecek bir devrim (genelin anladığı anlamda) değil, bir gecede herşey değişmeyecek.


uyanmasaati.com


Öncelikle durumu anlamak ama gerçekten anlamak önemli. Sonra da herşeyi değiştirmeye öncelikle kendi hayatımızdan başlamamız. En zoru bunun yani sadece kendimizin değişmesinin yeteceğine inanmak belki ama bunu en azından denememiz lazım. Neyi neden yapmamız gerektiğini gerçekten farkedersek, yapma isteğimiz kendiliğinden oluşacaktır.

Bu bir fırsat arkadaşlar, kısa bir süre ayırın kendinize. Projeye bir bakın, videoları seyredin, detayları okuyun. Uyanma Saati'nde herşey son derece kısa, net ve anlaşılır şekilde özetlenmiş, sadece vakit ayırın ve okuyun.

Size sorulan soruları siz de kendinize sorun. Cevabı almak zaman alabilir ama kolaya kaçmayın, cevap alamadığınız her sabah tekrar sorun.

Bir yerden başlamak lazım arkadaşlar, haydi!

Haydi UYANMA SAATİ geldi!!!















Not : Bu paylaşıma ilham kaynağı olduğu için ibeking' e teşekkürler. Kendisini tanımıyorum ancak beni çoğaltan insanları seviyorum, dolayısı ile kendisini de :)









15 Ağustos 2014 Cuma

Yuvaya dönüş...


Aman tanrım! Resmen aylar olmuş bloga yazmayalı!

Uzun süredir yazmadığımı biliyorum.  Fakat Instagram'da paylaşımlarımı sürdürdüğümden olsa gerek, aranın bu kadar açıldığını fark edememişim.

Son yazımdan beri çok koşturmalı günler geçirdiğim ve aylardır eve adım atmadığım doğrudur. Blogdan bu kadar uzak kalışımın sebebi de en başta budur. Gerçekten de lafta değil harbi harbi çok koşturmalı günler geçti. Bakın biraz anlatayım:

Nisan ilk yarısını kendi adıma büyük bir sarsıntı ile atlatınca, ayın ikinci yarısında kardeşimin birkaç günlüğüne İngiltere'den gelmesini fırsat bilip hep beraber kendimizi Küçükkuyu' ya annemin kollarına attım.

Bolayır-Çanakkale - by TR

Küçükkuyu - by MRA




Küçükkuyu - by MRA



Küçükkuyu - by MRA




Kardeş, gelin ve sevdiceğimle beraber anne şevkati ile geçen bol baharlı birkaç günün ardından bizim çocukları İstanbul uçağına bindirip, kendimizi bahçeyi kolaçan etmek için birkaç günlüğüne İzmir'e attık.


Seferihisar - by MRA


Baharları çok sevdiğim malum, Ege de sağolsun tüm bonkörlüğü ile bizi yoğun geçecek yaz günlerine harika bir ziyafeti ile bir güzel hazırladı. Kendi tarihimde bir ilki de bu gel bahar günlerinin birinde yaşama fırsatı buldum; motorsiklet kullanmak! Hızdan son derece korkan ve bu tür araçlarla trafiğe çıkmayı delilik sayan ben, herşeye rağmen elektriklisinden dolayısı ile sessiz ve makul bir süratte gidebilen motorsiklet bulunca hemen bir deneme yapıverdim :) Çok keyifli olduğunu inkar etmeyeceğim ancak ben kuşlar, yılanlar ve kaplumbağların cirit attığı arabaların pek uğramadığı köy yollarında yaptım ilk sürüşümü ve trafiğe çıkmaya cesaret edebileceğimiTürkiye şartlarında hala hiç zannetmiyorum :(  Yine de keyifli bir deneyimdi. Denemediyseniz mutlaka deneyin, tabii dikkatlice :)

Sığacık - by MRA


Mayıs, bir yandan düğün hazırlıkları, bir yandan bizim düğün öncesi ve sonrası konaklamalarımızın ayarlanması gibi işlerin telaşı ile başladı. Benim yapımdan mıdır nedir bizim aile de bir şekilde her iş benim elimden öper :)

Düğün esnasında da bu durum değişmedi. Kalacak yerin ayarlanmasından annemin ve babamın giyeceği kıyafetlerin seçilmesine, düğün mekanının ve masaların süslenmesinden düğün pastasına kadar herşey yine bir şekilde benim elimden geçti. İçimde iflah olmaz bir organizatör var maalesef :)

Düğün işi önce sakin sakin başladı, kendi tecrübelerimden yola çıkarak yardım edecektim. Bu aşamada mekan dışında hiç birşey belli değildi. Önce İzmir dönüşü, gelinimiz, kızkardeşi ve ben üç kız Mayıs başında bir Datça seyahati yaptık. Hava ara sıra kapasa da Datça'nın keyfini çıkardığımız birkaç gün oldu. Keyif yanında bolca çalışma da yaptık tabii, ön fizibilite ve planlama gezisi diyebiliriz bu geziye :) Düğünün yapılacağı yerin ziyareti, mekanın bize sunabileceklerinin belirlenmesi, eksiklerin ve taleplerin detaylandırılması, temanın belirlenmesi, organizasyon şirketleriyle görüşmeler falan filan...



Datça - by MRA


Bu birkaç günün sonunda en azından elimizde ne olduğunu, nelere ihtiyacımız olduğunu ve tabii biraz da nasıl bir tema istediğimizi belirleyerek İstanbul'a döndük. Burada da birkaç şirket ile görüşüp, bir de üstüne detaylı bir Eminönü/Şarkhan ziyareti yaptıktan sonra bizim çocuklar organizasyon şirketi ile çalışmamaya onun yerine tüm süslemeleri ve organizasyonu bizim yapmamıza karar verdiler. Ve tabii bu kararlarıyla düğün organizatörü tacını da bana takmış oldular :)

Omuzlarımda bu ağır yükle, gelin ve damadımızdan istediklerini ve temayı netleştirmelerini rica ederek İzmir'e hareket ettik. Sanırım herşey bu yolculuğun başında göç eden binlerce leyleklik bir sürünün altından geçmemizle çığrından çıktı :) Öncesinde de fena değildik ama bu sürüden sonra iflah olmadık diyebilirim :)

Bu sene geç gelen yağışlar sebebiyle bahçeye Nisan ayında çok fazla birşey yapamamıştık. Hal böyle olunca Mayıs'ta kendimizi bahçeye verdik. 15 dönümün otlarının yolunması, 500'e yakın ağacın diplerinin kazılması, kazıklarının düzeltilmesi falan gibi bizi her gün pestile çeviren işlerle uğraştık .



Seferihisar - by MRA


Haziran başı İzmir'deki işleri kolaylayıp annemi Küçükkuyu' dan alarak İstanbul'a yarışmanın yeni bir etabı için geri döndüm :)

Düğün 21 Haziran'da yapılacaktı, biz 14 Haziran günü İstanbul'u terkedip düğün hazırlıkları için Datça'da olacak şekilde yola çıkacaktık ve 2 Haziran günü henüz annem, babam ve benim ne kıyafetimiz, ne ayakkabımız ne de diğer aksesuarlarımız vardı.

Bununla beraber, "yapılması gerekenler listesi"nin ilk sıralarını süsleyen, düğün süslemeleri için malzemelerin alınması, İngiliztere'ye gidecek kardeş için bazı ev eşyaları alışverişi ve tabii bir de fırsat bulunursa kuaföre gidip insan içine çıkabilecek hale gelinmesi işleri vardı. Listenin en kallavi maddelerinin hemen altında bavul aç, çamaşır yıka, evi temizlet, ütü yap, bavul topla, İstanbul'da bir hafta daha kalacak sevgili için yemek yap türü işlerin pis pis sırıtarak beni beklediğini ise çoktan tahmin etmişsinizdir :)

Bu iki haftayı atlatıp Datça'ya vardığımızda asla gerçekleşmeyeceğini bile bile dinlenme hayalleri kuruyordum.
Oysa günlerimiz rüzgar gibi hazırlıklarla geçti. Her gün keyifli bir kahvaltı sonrası harıl harıl çalışmaya başladık, çoğunlukla akşamüstüne kadar çalışıp akşam üstü bir deniz ve yemek molası verdikten sonra gece de devam ettik.


Düğün hazırlıkları - Datça - by MRA



Allah'tan ekip sağlamdı, annem, babam, kuzen, teyzeler, dünürler, gelin ve damat herkes bir şeylerin ucundan tuttu. İtiraf ediyorum oldukça yorucu ama bir o kadar da keyifli bir süreçti. Oldum olası sevdiklerimle beraber bu tür imece işler yapmak çok keyif alırım, bu sefer de aynen öyle oldu.



Hazırlıkta emeği geçenler - Datça - by MRA



Bu yoğun çalışmanın sonucunda bize acıyan damat düğüne iki gün kala bizi dinlendirme kararı aldı :) ve cümbür cemaat bir tekne kapatıp kendimizi egenin mavi sularına bıraktık.






Bu yoğunlaştırılmış dinlence sonrası düğün gününe zımba gibi başladık. Fakat gel gör ki Datça'nın rüzgarı yine yapacağını yaptı.

Düğün yemeği otelin havuz başında olacaktı ancak kokteyl ve başlangıç için çocuklar sahili istemişlerdi. Gel gör ki rüzgar yüzünden sahilde durmanın imkanı yoktu, saatte 30 km üstü esiyordu varın siz düşünün. Bırakın süsleri biz bile uçabilirdik :)



Düğün günü - Datça - by MRA



Ama bizim yapılacak bir düğünümüz vardı ve rüzgara pabuç bırakmaya da hiç niyetimiz yoktu. Hemen hızlı bir reorganizasyon ile kokteyli havuz başının yanındaki yemek alanına yakın bir noktaya aldık ve hazırlıklara başladık. Tüm gün hiç durmadan, abartmıyorum hiç durmadan ve öğlen yemeği yediğimiz 15 dk dışında hiç oturmadan koşturdum. 120 kişilik düğün için tesis mekan süslemelerini önceden yapmamıza izin vermiş ancak masaları en erken saat altıdan sonra kurmaya başlayabileceğimizi söylemişti. (Oteldeki diğer müşteriler sebebiyle)  Biz de gün içinde yapabileceğimiz tüm hazırlıkları bitirip son 1 saatte de kişi sayımızı arttırarak hız kazanmayı planladık. Çoğu şey planladığımız gibi gitmesine rağmen son 1 saati tekrar yaşamak ister miyim bilemiyorum :) Kendimi bir yandan ortalıkta birilerine direktifler verir, diğer yandan bir şeyler yapmaya çalışırken hatırlıyorum sadece :) Survivor yarışmaları gibiydi :)



Düğün mekanı - Flow Surf Otel Datça - by OA



Misafirler gelmeye başladığında tüm detayları tamamlamış ama pilim de bitmiş olarak yerimi giyinip hazırlanmış karşılama komitesi bırakıp hazırlanmaya ancak gidebildim. Fakat görümce olarak pilimin bitmesine izin veremezdim :) Daha önümüzde hoplanıp zıplanacak koca bir gece vardı. Bu motivasyon ile dışarıda karşılama ve kokteyl sürerken biz kuzenle içeride dünyanın en hızlı hazırlanma sürecine başladık. Bir yandan günün kir ve pasından arınırken diğer yandan artık çok geç olduğu için gidemeyeceğimiz kuaförün yerine saç ve makyajımızı yapmamız gerekiyordu. 45 dakikanın sonunda tüm hazırlıkları tamamlamış ve düğündeki yerimizi almıştık.



Kardeşler ve eşleri :) - Datça - by Gamsız Böcük



Düğün her açıdan çok keyifliydi, gelin ve damat pek mutluydu -nazar değmesin- biz de tüm yorgunluğumuza değecek övgüler ve hatta otel yöneticisinden iş teklifi bile aldık :) Fakat herkes bir yana beni en çok mutlu eden kısım ise kardeşimin ve eşinin yaptıklarımızı beğenmesi ve bu güzel günlerini biraz daha güzelleştirebilmek oldu. Tüm zorluklarına rağmen insanların neden özel günleri organize eden işler yapmayı sevdiğini bir kere daha anladım. Mutlu günleri daha da mutlu yapmanın keyfi paha biçilemez :)



Dileğimizi dileyip feneri suya bırakırken - Datça- by OA



Düğünü bitirince bize yine İzmir yolları göründü. Temmuz başı itibari ile bizim bahçe ve ev döngüsü tekrar başladı. Bu kısmın detayları akıllara zarar ve ben şimdilik hatırlamak istemiyorum :) bu sebeple pas geçiyorum.


Bahçe ve ev derdi yetmemiş gibi bir de gönüllü ruhum beni ele geçirdi ve Seferihisar gönüllülerinin çalışmalarına katıldım. Sağolsunlar beni hemen çekirdek ekibe aldılar ve orada olduğum süreçte bir sürü toplantıya ve çalışmaya da dahil ettiler. Sayelerinde kendimi şimdiden Seferihisarlı gibi hissettim.


Seferihisar gönüllü takımı çalışmaları - by MRA


Bu arada Seferihisar'ın keyfini de her fırsatta çıkarmaya çalıştım. Akşam geç saatte de olsa deniz sefası yaptım, bol bol güneş batırıp, her birine ayrı kadeh kaldırdım. Geçmiş günün yorgunluğunu unutup, gelecek günün sürprizlerine hazırlanmak için Seferihisar'ın sakinliğine sığındım.



Seferihisar - by MRA


Seferihisar by MRA



İyi ki de öyle yapmışım zira İstanbul'a dönüş sebebim olan seçimlerden sonra oldukça bedbaht bir haldeyim.

Evden uzak geçirdiğim ve keyifli olsa da stres düzeyi ve temposu oldukça yüksek 2 aydan sonra 9 Ağustos günü tüm gün direksiyon sallayıp akşam İstanbul'a vardığımda ilk işim kalan son enerjimle gidip seçimlerde müşahitlik yapmak için kartımı almaya gitmek oldu. Fakat kartımı alırken yaptığım sohbetle beraber ertesi gün bizi bekleyenleri de bir kere daha acı bir şekilde  farketmiş oldum. Seçimler için gönüllü olarak gözetmenlik yapmak için başvurduğum kurum bulunduğum bölgede 1300 sandık / 74 okul için ancak 32 kişi gönüllü toplayabilmişti. 10 Ağustos'un bizi sevindirmeyeceği artık çok netti.

Yine de pazar sabah altında kalkıp görevimin başına gittim, akşam 21:30' a kadar elimden geleni yaptım. Kendi adıma vicdanım rahat sonucun değişmesi için üzerime düşeni fazlasıyla yaptığıma inanıyorum. Gel gör ki Türkiye adına çok üzgün, bizi bekleyen günler için de çok karamsarım.

Geçen sefere göre çok daha yorucu bir sandıktı görev aldığım, tartışmalı ve gergin anlar yaşandı. Ben de akşam eve geldiğimde turşu gibiydim, bir şeyler atıştırıp yattım. Bunu takip eden günleri ise yine ev kadını olmanın dayanılmaz hafifiliği içinde derleme, toplama, temizlik gibi faaliyetlerle yorgun ve pazardan kalma ruh hali ile oldukça mutsuz geçirdim

Baktım başka şeye enerjim yok 2 ay sonra yeniden keşfettiğim TV'ye sığındım. Gülmeyin, yoksa rehabilitasyon ve moral için Masterchef seyrettiğimi söylemekten vazgeçebilirim :)

Allahtan dün kendimi tepeden tırnağa bakıma sokup hamamdı, cilt bakımıydı, kuafördü gibi kızsal işlere adadım da keyfim biraz yerine geldi.

İşte benden havadisler böyle. İnşallah bir süre buralardayım, ama bizim işler belli de olmaz. Zira cumartesi günü hızlı feribot Yenikapı' ya yanaşırken -yani daha İstanbul sınırlarına adım atmadan :) ) aynı Mayıs ayındaki gibi binlercesinden oluşan bir leylek sürüsü üzerimden dakikalarca uçmasın mı? :)))  Gelecek blog yazısının tarih garantisini verememem inanın sadece bu sebepledir :)



Leylek Sürüsü - Yenikapı - by MRA