cannes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cannes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2015 Salı

Kış Uykusu






Sanırım bir tür kış uykusundayım blog açısından. Blog dışında bir sürü koşturmacalarla uğraştığımdan olsa gerek oturup yazacak enerji ve hevesi bir türlü bulamadım son zamanlarda.

Bu arada ne yaptın derseniz her zaman ki hay huya, kar ve soğuğun verdiği uyuşukluğa ek olarak İngiltere vizesi ve Bulgaristan vatandaşlık başvurusu için yırtındım devlet kapılarında diye özet geçebilirim.

Ancak geçen cumartesi akşamı -evet sevgililer gününde- seyrettiğimiz "Kış Uykusu" filminden sonra iki satır yazmak istedim.




Nuri Bilge Ceylan sinemasını ne kadar çok sevdiğimi tanıyanlar bilir. Cannes' da nihayet "Altın Palmiye" ödülünü aldığında sanki bizim evin oğlu almış o ödülü kadar içten sevinmiştim.

Daha çekildiğini öğrendiğim andan beri seyretmek istediğim filmi ise bir türlü doğru zamanı yakalayıp seyredememiştim. Bizim bu sene ki sevgililer günü hediyemiz oldu bu film :) Sevgili ile beraber yapmaktan en çok zevk aldığımız şeylerden birini yaptık ve bir Nuri Bilge Ceylan filmi seyrettik sevgilliler gününde.

Benim için filmin en önemli noktasından başlamak istiyorum:

Filmi çok beğendim ama film bittiğinde kendimi bir Nuri Bilge Ceylan filmi seyretmiş gibi hissetmedim. Nuri Bilge'nin filmleri şiirsel bir anlatım içerir. Her zaman görsel ve dolaylı anlatım ön plandadır, diyaloglar azdır. Uzun ve durağan sahneler hakimdir filmlerine ve bu sahnelerin her biri dondurulduğu anda mükemmel bir fotoğraf karesi olacak güzelliktedir. Oysa Kış Uykusu filminde Nuri Bilge sanki şiir yazmaktan vazgeçip bir roman yazmaya karar vermiş gibi. Film bütün derdini uzun diyaloglar üzerinden anlatmış. Görsel anlatım yerini bolca söze bırakmış. Ayrıca film Nuri Bilge standartları düşünüldüğünde oldukça hareketli. Tüm bunlar kötü mü? Kesinlikle hayır ama alışıldık değil, biraz yabancı. Sanırım bu yabancılamadan dolayı film bittiğinde seyrettiğimin yarattığı beğeniden içim taşarken yine de bir yanım boynu bükük kaldı sanki.




Bu yabancılama hissi dışında ise film gerçekten çok güzeldi. Harika bir "küçük burjuva/beyaz Türk/yurdumun entelleri" eleştirisi olmuş. Her filminde son derece derin ve gerçekçi karakterler yaratıp, o karakterler üzerinden sarsıcı eleştiriler yapan Nuri Bilge bu filmde de çok sıkı yapmış bu işi. Oyuncular zaten pek baba, hepsi rolünün hakkını vermiş.

Cannes' daki jüri üyelerinden birinin film hakkında görüşü sorulduğunda "Filmin süresi beni korkutmuştu ancak bir kere başlayınca 3 saatten uzun sürdüğünü farketmedim bile"  demiş. Kesinlikle haklı, sürenin uzunluğu kesinlikle hissedilmiyor: Film hiçbir an sizi bırakmıyor. Siz de sakın bu detaya takılmayın, süresi gözünüzü korkutmasın, sizi böyle güzel bir filmi seyretmekten alıkoymasın.

Biz seyrettiğimizden beri etkisindeyiz, her karakter ayrı bir yerlere dokundu ruhumuzda. "Hastirrrr lan ben de böyleyim! / böyle miyim?" sarsıntılarıyla çalkalanıp durduk.

Kendin/m/izi eleştirmek için çok iyi bir fırsat bu film, bu fırsatı kaçırmayın derim.








21 Mart 2013 Perşembe

Amour


Dün akşam yemeğimizi yerken, uzun zamandır seyretmek isteyip de bir türlü fırsat yaratamadığımız, Amour isimli filmi seyrettik.

Adı sizi yanıltmasın romantik bir aşk filmi değil bu, bir dram. Hem de en zorlayıcılarından. Zaten Haneke'yi daha önce seyretmiş olanlar tahmin etmiştir diye düşünüyorum, sever çünkü Haneke seyredeni zorlamayı. Hikayeyi en can yakıcı yerinden anlatmayı.  

Bu film de iki yaşlı insanın, aralarından birinin bakım gerektiren şekilde hastalanmasıyla nasıl değiştiğini, bu süreci nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Geçtiğimiz senelerde kendi ailemde benzer bir deneyim de yaşadığım için çok etkilendim bu filmden.

İnsanın çok sevdiği birinin gözü önünde acı çekmesi, tanımadığı birine dönüşmesi ve bu durum karşısında elinden hiçbirşey gelmemesi. Bir yandan sevgi, şefkat ve sahip çıkma hisleri ile diğer yandan çaresizlik, isyan, yorgunluk ve öfke duyguları içinde savrulup durma ama herşeye rağmen ayakta ve sağlam durmaya çalışma hali. Sözlerle anlatması çok zor ancak bu filmde hepsi ve daha fazlası dokunduğu her noktayı yakacak keskinlikte ama çok da yalın bir şekilde anlatılmış. 




Filmin bu iki afişini özellikle yanyana koydum çünkü aşkın olduğu gibi beraberinde getirdiği herşeyin de bir madalyon gibi iki yüzü var. Bu filmde de aynı olayın iki kahramanı ve içlerindeki ikilemler üzerinde bol bol düşünme şansı bulmak mümkün.

Sindirmesi zor ancak güzel bir film, seyretmenizi tavsiye ederim...