eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bazen zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Hafta ortasında 2 günümü karşıda (anadolu yakası) geçirince sanki bir hafta evden uzakmışım gibi geldi. Güya bu hafta bloga daha çok yazacaktım, konularım bile hazırdı. Fakat ne yalan söyleyeyim özlenen dostlarla görüşmeyi her durumda blog yazmaya tercih ederdim :) Ettim de...


Ve sonunda hafta sonu geldi. İşte bu hafta internetten size önereceklerim :


Okul yaratıcılığı nasıl öldürüyor?


TED : Ideas woth spreading (Yaymaya değer fikirler) sloganı ile hayat bulan bir organizasyon. Düzenlenen çeşitli etkinliklerde kaydedilen konuşma videoları zaman zaman sosyal medyada büyük ilgi görüyor. Geçen hafta beni çok etkileyen sosyal medya paylaşımı aşağıdaki TED videosuydu.

Uyku Saati projesini keşfettiğimden beri elimden geldiğince projeyi tanıtmaya çalışıyorum. İşte bu videoda bahsedilen şeyler bence tamı tamına aynı fikri dile getiriyor ve ne kadar yanlış yolda olduğumuzu çok çarpıcı bir şekilde dile getiriyor. Yaklaşık 20 dakikalık bir video, sonuna kadar seyretmenizi çok arzu ederim.









Doğa Takvimi / Buğday Derneği









Buğday Derneği facebook grubu aracılığı ile ayda 2 kere Doğa Takvimi yayınlıyor. Bu paylaşımların hem bizlerin hem de çocukların doğayı tanımak ve gözlemlemek için çok faydalı olduğuna inanıyorum. Yeni eğitim dönemi başlarken çocuklarımıza matematik, fen ve edebiyatın yanı sıra doğayı da öğretsek nasıl olur? (Bakınız bir üst video :) )

Bu görselleri basıp çocuğunuzun odasına ya da buzdolabınızın üzerine asıp aylık gözlemleri beraber yapabilir, bilmediğiniz olayları (çaylak fırtınası gibi) beraber araştırıp öğrenebilirsiniz.  Bence keyifli ve farklı bir aktivite olacaktır, hem sizin hem de çocuklarınız için :)

Buğday Derneği' nin, Türkiye'de ekolojik yaşamın desteklenmesi için çok değerli çalışmalar yaptığını düşünüyorum. Derneği faliyetlerini ve paylaştığı harika bilgiler için facebook ve twitter' hesaplarını takibe almanızı şiddetle öneririm.

Son olarak da şunu söylemek isterim ki, Buğday Derneği tüm bu çalışmalarını neredeyse yoktan var ederek sürdürüyor. Her sivil toplum kuruluşu gibi desteğe ihtiyacı var. Gönüllü olup çalışmaları bir kenarından tutabileceğiniz gibi maddi destekte de bulunabilirsiniz. Sivil sorumluluk bilincimizin zayıflığı sayesinde üyesi olduğum bu derneğin benimle beraber 2000 üyesi olduğunu ancak bunlardan sadece 400 civarı kişinin aidatlarını düzenli olarak ödediğini üzülerek söylemeliyim.

Eğer sivil toplum kuruluşlarını desteklemek için ayrılmış bir bütçeniz varsa bağış için Buğday Derneğini ciddi şekilde düşünmenizi öneririm. Şuradan Buğday Derneğini destekleyerek aslında neyi desteklediğinizi öğrenebilirsiniz.


BuyPartisan








Geçenlerde favori mobil uygulamalarını paylaşan bir blogger'ın listesini incelerken dikkatimi BuyPartisan diye bir uygulama çekti. Maalesef Türkiye için çalışan bir sistem değil ama olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim :)

Uygulama şöyle çalışıyor:

Bir mağazaya giriyorsunuz, bir ürün beğeniyorsunuz ve merak ediyorsunuz acaba bu ürünü üreten kim, hangi görüşte? Bu ürünü alsam para aslında kimin cebine girecek?  

Hemen telefonunuzdaki bu uygulamayı açıp ürün üzerindeki barkodu okutuyorsunuz vee tataa!!!

Uygulama size firmanın yöneticisi, yönetim kurulu, çalışanları, kısaca parti hangi partiyi destekliyor, kime hizmet ediyor, kimin cebini dolduruyor söylüyor :) 

Durun kızmayın :) Fikir ilk anda çok ayrıştırıcı gibi görünse de bence artık herkesin dünyayı aslında ülkelerin değil büyük şirketlerin yönettiğini biliyor. Bizim cebimizden çıkan para da bu şirketler aracılığı ile belli ideoloji ve fikirleri desteklemek ve yaymak için harcanıyor. 

Hal böyle olunca reklamlarda takılan sahte maskeler ve söylemler yerine şirketlerin gerçek yüzünü görebilmek güzel olurdu diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?




Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...



27 Ağustos 2014 Çarşamba

Gelecek Planları


İşi bırakalı bir seneyi geçti ama o bir sene nasıl geçti inanın hiç anlamadım :)

O zamandan bu zamana artık İzmir'e göçmüş ve yeni düzenimi kurmuş olurum diye planlıyordum ancak maalesef halen bu noktaya gelemedik.

Pes ettik mi? Hayır :)

Durumumdan şikayetçimiyim? Hayır...

Ancak yapmak istediğim şeyler var, mesela zamanımın bir kısmını gönüllü işler için ayırmak, bir kısım öğrenmek istediğim konuda eğitimler almak, seminerlere katılmak gibi.

Bu tür girişimler maalesef düzen ve süreklilik istiyor. Biraz da konsantrasyon tabii.

Bir o şehir, bir bu şehir hop hop gezerken de böyle işlere başlamak pek kolay gelmiyor. Koşturmaları bitirip kendimi öyle kanalize etmek istiyorum bu işlere (off işte bu da bir defo, bir iş yapılacaksa illa tam olucak, zamanında olucak, oldu mu mükemmel olucak :((( Olmasa yer yerinden oynıycak sanki!!! Hoop değiş tonton desem ve değişsem ama böyleyim işte, çalışıyorum ama bir gün o da olucak :) Mükemmel zamanı beklemeden bu işlerden birilerine başlamak değişimin ilk adımı olarak beni dürtsün bu durumda :) )

Neyse, henüz bu tür girişimlere adam akıllı başlayamamış olsam da, ilgimi çeken tüm fırsatları takip ediyor ve önümüzdeki dönem için notlarımı alıyorum.

Şimdilik listemin en üst sıralarını süsleyen fikirleri aşağıda derledim, belki sizin de ilginizi çeker.


1- Sınavsız İkinci Üniversite







Eğer 2 ve 4 yıllık bir üniversiteden mezunsanız sınavsız ikinci bir üniversite okuyabileceğinizi biliyor muydunuz?

2010 yılında başlayan şu anda benim görebildiğim kadarıyla 3 üniversitede (İstanbul, Atatürk, Anadolu) üniversitelerindeki bazı bölümler için uygulanıyor. Derslere devam mecburiyeti yok, isterseniz gidebiliyorsunuz tabii. Dersleri online alabiliyorsunuz, vizeler online, final ve bütünlemeler okulda ya da illerdeki sınav merkezlerinde. Detaylar için şu linki ve üniversitelerin web sayfalarını inceleyebilirsiniz.

Özellikle İstanbul Üniversitesi' ndeki "Kültürel Miras ve Turizm" ön lisans programı benim çok ilgimi çekti. İzmir için alternatifleri de araştırıyorum.


2- Doğa Okulu





Bir Doğa Derneği girişimi olarak, Seferihisar'da devam eden bir girişim Doğa Okulu. Çok güzel projeleri olduğu gibi bir de yıl boyu süren bir Usta Çırak kursları var. Buğday Derneği vasıtası ile haberdar olduğum bu kursların çoğunu kaçırmış olsam da Aralık ayındaki Zeytinyağı Okulu bana halen çok cazip geliyor. Kayıt için ajandama not aldım bile. Umarım o tarihlerde Seferihisar'da olmayı başaracağım :)

Bu kurslara katılım ücretsiz, sadece yemek ve kursta kullanılacak malzemenin sağlanmasına katkıda bulunuyorsunuz. Bu da mesela Eylül ayındaki Kerpiç ve Sıva Yapımı atölyesi için günlük 20 TL.


3. Hayat Bilgisi Okulu






Kitap, Sanat, Tarih ve Siyaset, İletişim, Yönetim ve Bilim alanlarında hem üretici hem de tüketicilere :) hitap eden çok güzel programları var Hayat Bilgisi Okulu' nun. Fiyatları pek ucuz olmasa da nelere para harcadığımızı düşünürsek bence hayırlı bir harcama, kendimize yapacağımız iyi bir yatırım olacaktır.

En yakın tarihte 15-19 Eylül yer alan 5 günlük "Yaratıcı Okurluk " programı bana fena halde göz kırpanlar arasında mesela :)


4. Yakın Okuma Grubu






Çok sevgili yazar dostum Yıldız İlhan'ın yönetiği bir okuma grubu burası. Her ay (bazen biraz daha uzuyor aralar) bir kitap seçip okuyor ve İzmir Alsancak' ta Yakın Kitapevi'nde toplanıp bu kitabı konuşuyorlar. Şimdilik sadece uzaktan takip ettiğim bu grubun bir parçası olmayı da dört gözle bekliyorum.


Benim ilk dördüm şimdilik böyle. Sizin önerileriniz var mı?





10 Nisan 2009 Cuma


Haftasonu o film senin bu cafe benim sokaklarda sürtünce pazartesi sabahı işe gelmek eziyet oldu tabii. Allahtan akşama film yoktu da evde dinlenebilecektim. Günü bu hayalle geçirdim ancak akşam üstü sevdiceğim ve ablasının akşam geleceğini öğrenince "evde yemek yok kiii" çanları çalmaya başladı. Dinlenme hayalleri rafa kalkarak hızlı yapılacak yemekler tasarlandı, eve dönülürken alışveriş yapıldı. Yemeklerin hazırlanması, yenmesi, kaldırılması derken de saat epey geç oldu. Ertesi akşam uzuuunn (Andrey Rublev - 185 dk) bir film seyredeceğimiz için bu geceden uyku depolamanın iyi olacağını düşünerek çok geç olmadan yattım.


Ertesi sabah, pazar sabahı beraber uyandığımız başağrısı yine benimleydi, biraz da kırıklık vardı üzerimde ve ben işe geç kaldığım için o sihirli duşu alamadım bu sefer. Başağrım gün içinde aldığım ilaçlara aldırmadan ve artarak devam etti. Akşam eve döndüğümde hasta gibiydim. Sürünüyordum desem yeridir. Sevdiceğim evdeydi, sinemaya gidecektik ama benim değil sinemaya şurdan şuraya gitmeye halim yoktu. Evde kalma kararını vererek bu sene ki ilk firemizi vermiş olduk. ben kalan son enerjimle sevdiceğimin hazırladığı yemeği yiyip kanepedeki battaniyenin altına kıvrıldım.

İyi ki gitmemişiz, dinlenmek çok iyi geldi. Çarşamba sabah gayet zinde uyandım ve keyfimin yerinde olduğu bir gün geçirdim. İş çıkışı önce Çiya' da güzel bir yemek sonrası Rexx' de vasat bir film seyrettim :)


Filmin adı Sazlıkta. Filmin adı bile karmaşa konusuydu orjinali "Tatarak" olan isim altyazı da "sazlıkta (eğir otu)" şeklinde çevirilmişti. Karar verememişler herhalde. Aynen mi çevirsek yoksa kendimiz filmden de esinlenip uygun bir ad mı versek diye. Altyazılar zaten benzer şaşkınlıklarla doluydu. Örneğin bir yerde "meyve suyu" yerine "sıvı meyve" demişler. Daha neler neler vardı ama filmdeki asıl sorun bu değildi. Konu çok güzel işlenme potansiyeline sahipken heba edilmişti. Uzun uzun yazmayacağım. Film çok kötüydü diyemem ama seyretmesem de olurmuş, birşey kaçırmazmışım. Asıl fırsatı yönetmen filmi çekerken kaçırmış ve eldeki malzeme boşa gitmiş.


Festival etkinliklerimiz perşembe akşamı da devam etti. Bu sefer Şirinlik Muskası da bize katıldı. Yine Çiya' da güzel bir ziyafet çekip soluğu sinemada aldık. Filmimizin adı Cennetin Yüreği idi ve bu sefer şanslıydık. Konusu evlilik olan son derece sade ama çarpıcı bir film seyrettik. İlişkilerdeki denge, dengesizlik, riya, sadakat ne varsa ortaya dökülmüş ve çok hoş bir karışım hazırlanmıştı. En başarılı kısmı da yönetmen sadece 4 kişi ile toplasan 2-3 odada çekmişti filmi. Hiç dış mekan çekimi yoktu sadece 4 kişi ve 2 değişik evin odaları. Bu kadar az malzeme ile bu kadar zengin bir film ortaya çıkarması bile bizim takdirimizi kazanmasına yetti :) Son senelerde kuzey avrupa sinemasının çok güzel örneklerine rastlıyor olmam tesadüf mü yoksa bu konuda kendilerini gerçekten geliştirdiklerine mi işaret bilemiyorum ama seneye film seçerken buna da dikkat edeceğim kesin.


Ve bu sabah, keyifli geçen akşamın tatlı, işyerinde ise biraz gergin geçen haftanın sıkıcı yorgunluğu ile başladım güne. Servise bindiğimde uykum olduğu halde uyumak yerine geçen hafta başladığım ama festival ve işler yüzünden vakit ayırıp okuyamadığım Elif Şafak' ın Aşk adlı romanını okumayı tercih ettim. Ayırabildiğim kısıtlı zamanlarda anca yarılayabildiğim kitapla ilgili alıntılar için Journey to Orient' in şu ve şu yazılarını okuyabilirsiniz. İlk başlarda Elif Şafak' ın alıştığım tarzını görememenin sıkıntısını yaşadıysam da okudukça akıntıya kapıldım, sabah sabah bu okuma şevkimde bundadır. İşe geldiğimde zımba gibiydim. Bugün iyi olacak biliyordum.

İşyerimiz bugün bize kıyak yapmış öğlen "özel karadeniz menüsü" hazırlamış. Şevval Sam ve Volkan Konak'ın yemekhaneyi dolduran -tabii banttan- sesi eşliğinde hamsi yemenin keyfini çıkardık. Güzellikleri üstüste çağırmışım gibi öğleden sonra hamarat bir arkadaşımızın evde yapıp getirdiği tiramisular çay saatimizi şenlendirdi. Bitmedi başka bir dost kendi bahçelerinden fıstık getirmiş onları da çıtlattık. Söyleyin şimdi bugün nasıl güzel olmasın :)

Bir hafta daha bitiyor, haftaya 4 gün eğitimdeyim. Bu ne demek? Öncelikle işe gitmiyorum demek :) Sonra medeniyete yani şehrin merkezine daha yakın olacağım ve mesai saatinden en az 1-2 saat daha erken sosyal hayata karışabileceğim demek. Bekle beni İstanbul geliyorummmm....