28 Ağustos 2014 Perşembe
Yazmak/Okunmak ikilemi
Daha önce yazmışımdır belki, bu blogu en başta kendim için yazıyorum. Çünkü ben geçmişi hızlı unutan bir yapıya sahibim ve bazen hatırlamak istediklerimi bile beynimin gri kıvrımları içinde yitirebiliyorum.
Blog yazmak hem hatırlamak istediklerimi kaydetmek, hem de kendimdeki değişimleri görmek için bana çok faydalı geliyor.
Gelelim beni yazmak konusunda motive eden ikinci sebebe. O da beni heyecanlandıran şeyleri başkalarıyla paylaşmak isteme hevesim. Yeni şeyler öğrenmeyi ve öğrendiklerimi çevremdekilere aktarmayı çok seviyorum.
Hele ki mesafelerin insanların arasına girdiği, yüzyüze görüşmenin gittikçe zorlaştığı bu şehirde, aynı zamanda aynı yer de olamasak bile bir sohbet vesilesi yarattığına inanıyorum blog dünyasının. Ve sohbet eder gibi hissediyorum ben yazarken.
Ancak işte bu noktaya geldiğimde kendimi daha çok duvarla konuşuyormuş gibi hissediyorum :)
En yakın, beni sevdiğinden şüphem olmayan arkadaşlarımın bir çoğunun blogumu okumadığını düşünüyorum, konuşmalarımızdan anlıyorum. Onları sohbetime dahil edemediğim için üzülüyorum. Ne yapsam da onları da sohbetime dahil edebilsem? Okuyan azınlıktan fikir verecek birileri çıkar mı?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Ben okuyorum canımın içi, hatta bir önceki postunda yer alan hayat bilgisi okulu çok ilgimi cekti. Belki ben de koçluk yaklaşımı egitimine giderim :)
YanıtlaSilCanımcım bilmez miyim senin takip ettiğini :) İyi ki varsın...
Silİstatistiklere bakılırsa başkaları da var ama sesleri çıkmadığı için kimlerdir bilemiyorum :) Belki ses verirler...