Evet sözümü tutuyor ve Sakız Adası maceramızın son iki günü de bu gönderide yazarak geziyi tamamlıyorum. Umarım sıkılmadan okursunuz :)
Ve nihayet doğumgünüm gelmişti. Harika bir gecenin sabahıydı, hava günlük güneşlikti. Biraz rüzgarlı olmasına rağmen sıcaklık yazı aratmıyordu.
Bir önceki gece sohbete kapılıp geç yatmış olduğumuz için yine çok erken kalkamamıştık ama buna üzülecek de değildik :) Duş ve kahvaltı sonrası bir gün önceden yapılmış programa uygun olarak yola koyulduk.
Nihai hedefimiz bir önceki akşam hava ve rüzgarın durumuna bakıp bizim için en uygun yerin Vroulidia Plajı olacağını söylemişti Yiannis. Yine de nihai hedefimiz Vroulidia olmasına rağmen yolumuzun üzerindeki diğer plajlara da uğrayıp bir fikir edinmeye karar verdik. Karfas'tan sahil yolundan Komi'ye Lilikas, Komi, Emporios ve Mavra Voli'ye uğradık. Lilikas ve Komi uzun ve kum demiyim ama küçük sarı taşlı kumsallar. Çevrede yazın açık olacağını tahmin ettiğimiz tesisler de mevcut.
![]() |
| Mavra Volia - by MRA |
Emporios çok şirin birkaç restorant ve cafenin'de olduğu denizden olukça içeri giren bir koy. Burdan da denize girmek mümkün ama asıl plaj 5 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşılan Mavra Voli. Mavra Voli volkanik siyah taşları ile meşhur bir plaj. Plaj kayalıkların böldüğü birbirinden görülmeyen bölümlerden oluşuyor. Her biri küçük bir vadi gibi. Bir yürüyüş yolu ile ikincisine ordan da sahilden diğerine geçebiliyorsunuz. Belki daha devam ediyordur biz çok devam etmedik.
Rüzgar sebebiyle bu kıyılar oldukça dalgalıydı, bu sebeple bu plajlardan denize girmedik. Tüm plajları gezdiğimizde karnımız acıkmıştı. Mevsim dışında heryer açık olmadığı için Vroulidia da yemek birşey bulup bulamayacağımızdan emin olamayınca Emporios'da hafif birşeyler atıştırmaya karar verdik. Denizin hemen kıyısındaki bir restoranta yayılıverdik.
![]() |
| Emporios - by MRA |
Bu arada adanın güneyi sakız ağaçlarının en çok yetiştirildi bölge olduğu için her yer sakız ağaçları ile dolu. Gövdelerinin şekli ve bu şekillerin ışık ve gölge ile oluşturduğu oyunlar o kadar güzel ki, aklım denizde olmasa saatlerce fotoğraf çekilecek malzeme vardı diyebilirim, ben şipşak 1-2 tane çektim, pek de güzel becerememişim ama yine de fikir verir sanırım. :)
![]() |
| Sakız ağaçları - by MRA |
Yemekten sonra Sakız ağacı tarlalarının arasından Vroulidia'ya ulaştık. Çok dik bir yokuşu inerek arabayla indiğimiz açık bir alandan sonra da 100 basamak kadar inerek bu harika koya ulaştık. (Yiannins'e bir kere daha dua ettiğimizi söylemem gerek yok herhalde.)
Bu arada yemek yiyerek ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi de gördük çünkü yazın hizmet verdiği anlaşılan büfemsi yer kapalıydı.
Kuş uçmaz kervan geçme bir yerde olan bu koyda 2 nudist hatun ve bunlardan gayrı tek başına takılan ayrı bir adamcağız vardı sadece. Biz de tipik bir Türk olarak, "şimdi Türkiye'de olsak bu adam hiç zaman kaybetmeden bu hatunlara asılır, hatta hatunların kokusunu alan sapıklar dağ tepe demez hemen buraya üşüşüp hatunları gebertene kadar tecavüz ederdi" diye düşünmekten kendimizi alamadık. Memleketimizin haline acıdık, onların rahatlığına ise hayran olduk.
![]() |
| Vroulidia - by MRA |
Bu karmaşık duygularla plajda beğendiğimiz bir noktaya seriliverdik. Deniz muhteşemdi, diğer yerlerdeki rüzgar ve dalgadan burada eser yoktu. 2 saat kadar kah yüzüp kah güneşlendikten sonra hava kararmadan Lagada'da olabilmek hedefiyle dönüşe geçtik.
![]() |
| Doğumgnü sırıtkanları - Karfas - by MRA |
Odamıza uğrayıp, duşumuzu alıp giyindikten sonra tekrar arabaya atlamadan baktık güneş bir harika, hemen balkonumuzda bu anı ölümsüzleştirelim dedik :) HAfif kabak kıvamında çıkmışız ama idare edin :)
Fotoğraf faslı bitince Lagada'ya doğru yola koyulduk. Lagada'ya giderken hemen şehir çıkışındaki yel değirmenlerini gün batımında görmeyi çok istiyordum ancak arada bir yerde nasıl becerdiysek yanlış yöne saptık ve tekrar ana yola birleştiğimizde değirmenleri geçmiştik :(
Daha önce gördüğüm ve fotoğraflarından çok beğendiğim bu yeri ancak dönüşte görebildik ancak hava karardığı ve yanımızda tripod olmadığı için maalesef fotoğraflarını çekemedik. Siz giderseniz mutlaka görün derim. Aşağıdaki fotoğraf lar şu sitelerden (foto1,foto2,foto3)
![]() |
| Yel değirmenleri (Sakız Adası/Chios) |
Lagada'ya vardığımızda güneş batmış, hava kararmaya yüz tutmuştu. Lagada şirin küçük bir koyda ortasından nehir geçen bir balıkçı köyü. Deniz boyunca restorantlar ve cafeler dizilmiş. Evler bakımlı ve tipik ege mimarisinde. Yiannis'in söylediğine göre Türkler en çok burayı çok seviyormuş :)
Biz yine hava karardığı için fotoğraf çekmedik. Fikir vermesi için aşağıdaki foto şurdan
![]() |
| Lagada (Sakız Adası/Chios) |
Sahili boylu boyunca bir o yana bir bu yana, yükselen mehtabı seyrederek yürüyüp, iyice acıktıktan sonra yemek için hemen denizin dibinde masaları olan tavsiye restoranta yerleştik. Klasik olarak Yunan Salatası, caciki ve patlıcan kızartması istedik. Bu restorantta yediğim caciki ve patlıcan kızarmasına bayıldım. Yunanlar patlıcan kızarmasını farklı yapıyorlar,bizim midye kızartırken kullandığımıza benzer bir sos batırıp kızartıyorlar. Böyle olunca hiç yağ çekmiyor ve çıtır çıtır oluyor. Bir de tepeleme dolu bir tabak getiriyorlar ki ben gelen porsiyonu ilk gördüğümde "kim yiyecek bunu" dedim ama nerdeyse hepsini yek başıma götürdüm :)) Bu patlıcanı Bora Bey'in blogunda okumuştum, onun methini okumamış olsam sipariş etmek aklıma gelmezdi doğrusu. Bu güzel tavsiye için kendisine buradan teşekkür etmiş olayım bir daha.
| Yunan usulü kızarmış patlıcan - ToFoodWithLove |
Mezelerden sonra hep kalamar yedik değişiklik olsun deyip karides güveç de istedik. Ancak beğenmedik. Sosu domates değil de yoğun bir salça ile yapılmıştı, tadı bize çok ağır geldi.
Uzo'ya eşlik eden mezeler ve ara sıcaktan sonra fazlasıyla doyduğumuz için sıcak istemekten vazgeçtik. Daha merkeze müzik dinlemeye gideceğimiz için kahvelerimizi de içip 21:30 gibi Lagada'dan ayrıldık.
Müzik için gittiğimiz yer Odysseia adında bir şarap eviydi. Henüz 3 gün önce açıldığını orda öğrendik :) Biz gittikten 15-20 dakika sonra müzik başladı. 5 kişilik bir orkestra, aralarında Livaneli, Sezen ve Ezginin Günlüğünün şarkılarınında bulunduğu Türk-Yunan karışık bir repertuarı son derece keyifli bir şekilde çaldılar.
Mekanda içki biraz pahalı görünmesine rağmen içki ile beraber çok hoş bir tabak getiriyorlar. Patlıcan, domates ve peynirli 3 ayrı sos/dip ve çok lezeetli krakerlerle biraz da peynir içkinin yanında standart. Ayrıca benim doğumgünüm olduğunu öğrendiklerinde bize ayrıca bir et tabağı geldi :) Üstüne üstlük Türkiye'de hiç alışık olmadığımız şekilde doğumgünüm için eşimin kaşla göz arasında ayarlamalarını rica ettiği pasta için de ücret almadılar. Mekan yeni açıldığı için mi böyleydi yoksa gerçekten farklı bir hizmet anlayışlarımı vardı bilemiyorum ama bizim için her açıdan geceye harika bir final olduğunu söyleyebilirim.
Sakızdaki son günümüzü, feribotumuz akşamüstü olduğu ve arabayı ise öğlen teslim etmek zorunda olduğumuz için merkezi gezmeye ayırmıştık. Kalktığımızda son bir kez denize girdik, sonra hazırlanıp sevgili Cindy ile vedalaştık. Cindy bir de doğumgünü hediye almış bana, nasıl da duygulandım. Çok tatlılardı ya. Yiannis ise sabah işe gitmiş, veda etmek için bizim kapıyı tıklatmış ama duymamışız, çok selamı olduğunu bize Cindy iletti.
Karfas' tan ayrılıp merkeze varmadan önce arabayı aldığımız kadar benzin ile bırakmak için epey debelendik. Yaw bu işi hiç anlamam insanlara işkence resmen aldığın kadar benzinle bırak demek. Zaten göstergelerin çoğu manuel, eğer tam, yarım ya da çeyrek değilde aralarda bir yerdeyse iki taraflı tartışmaya açık bir durum. Teslimatta ne yazılırsa yazılsın azdı, fazlaydı diye muhabbet konusu olabilir. Ayrıca manuel göstergeler benzin dolduğu anda doğru göstermiyor dolan miktarı. Benzin doldurduktan sonraki birkaç kilometre içinde gösterge doğru yere geliyor. Hal böyle olunca insanlar çoğunlukla aldıkları kadar bırakmak için uğraşırken aslında fazla dolduruyorlar benzini. Bu konuyu sadece İspanya'da adam gibi yönettiklerini gördüm. Arabayı dolu depo ile veriyorlar, dolu istiyorlar. Budur kardeşim ya, ne uğraştırıyon adamı. Bu yöntemin acilen evrenselleşmesini talep ediyoruuumm.!!!
![]() |
| Sakıs Adası Merkez - Kale - Chios - by MRA |
Neyse, benzin işini halledip arabayı teslim ettikten sonra valizlerimizi Ertürk'ün ofisine -saat 16:00'da almayı- taahhüt ederek bıraktık ve merkezdeki kaleiçi bölgesini gezdik. Sonra biraz da sokaklarda turlayıp yurda götürmek üzere biraz alışveriş yaptık. Gittiğim yerlerden genelde bir magnet dışında hatıralık bir şey almam. Çok seyrek belki el yapımı bir şeyler olabilir, bir tablo ya da işte yöreye özgü ve başka yerde bulunamayacak birşey varsa. Bunun dışında aklım hep yiyecek ve içecektedir. Mümkün olsa koca bir bavul yiyecek ve içecek getirebilirim gittiğim yerden. Allahtan kocacım aklın sesi oluyorda beni frenliyor :) Bu seferde biraz sakız (mastiha), bir şişe uzo, mandalina reçeli, sakızlı domates ve patlıcan sosu, mastiha gazozu ve bir de çeşitli soğuk etlerden oluşan bir paket sonrası durmayı başardım.
Yorulunca sahildeki -yine tavsiye- bir restoranta oturup öğlen yemeğimizi sipariş ettik. Bu arada yemek demişken Sakız adasında tattığımız uzo ve biralar içerisindeki favorilerimizi de yazmak istiyorum. Aşağıdaki fotoğraftadır kendileri, ikisi de yerel yani Sakız adası yapımı.
Aslında uzonun kralı Midillide yapılırmış hatta dönüşte duty free'den aldığımız Plumari marka uzo da kralmış ama biz Kazanisto'yu da çok beğendik. Uzo olarak Yiannis'in tavsiye ettiği Apalarina bize fazla sert gelmişti bu sebeple Kazanisto'yu Kambos'taki tavernada garsona tarif ile kendimiz keşfettik :) Ancak sağlam rakıcılar Apalarina'yı denemek isteyebilir.
![]() |
| Favoriler - by MRA |
Bir yandan biramızı yudumlar, diğer yandan yemeğimizi yerken bir ara garson elinde bir telefonla yanıma yanaştı ve adımı sorup size telefon var diye telefonu uzattı. Ne kadar şaşırdığımı tahmin edersiniz herhalde. Sakız adasında bir restorantta beni kim arayacak? Kalbim çarparak alo deyince hattın diğer ucunda Yiannis' in sesini duydum :) Sabah uğradım ama duymadınız, görüşemedik, veda etmek için aradım demez mi? :) Nasıl bir kibarlıktır kardeşim ya, gel de sevme bu insanları :) Konuştuk, gülüştük ve sonunda kalbimizi onlarla bırakarak vedalaştık.
Yemekten sonra bavullarımızı Ertürk'ün ofisinden alıp, feribota gittik. Bu arada feribota binerken eşimin aklına evin ve arabanın anahtarlarını sormak geldi. Çantaya baktık yok, bavula baktık yok. Amanın bir panik biz de. Acaba kasada mı unuttuk diye, Cindy'i aradık. Bir yandan feribotun kalkmasına ne kadar var unuttuysak geri dönüp alabilir miyiz Karfas'tan hesapları yapıyoruz, bir yandan ben bavulu falan herşeyi döktüm ortaya tırım tırım aranıyorum. Bu arada ben çoğunlukla oldukça tertipliyimdir, böyle önemli şeyleri de hep kontrol ederim. Ayrıca sağlam saklanacak şeyler benden sorulur ama bu sefer nasıl sağlam saklamışsam bulamıyorum. Beyin zaten kendini tatil moduna almış, çalışmayı, hatırlamayı reddediyor. Düşünmeye çalışıyorum ama nafile, panik haldeyim. Geride birşey bırakmadığıma da eminim, odayı köşe bucak kaç kere kontrol etmişim. Kesin bavulda ama şöyle sakinleyip nereye koymuştum düşünemiyorum. En sonunda dedim panikle olmaz bu iş sakin ol. 1-2 dakika durdum sakinledim ve kaybettiğim şeyleri bulmak için en çok izlediğim yolu izledim. Gözlerimi kapadım, en son elimde anahtarla nerdeydim, ne yapıyordum diye düşündüm. Sanırım hafızam görsel çalışıyor, birkaç saniye sonra tataaamm hafızamın derinliklerindeki bilgi görüntüler halinde geldi ve anahtarı sanki 2 dakika önce deli gibi arayan ben değilmişim gibi olduğu yerden çıkardım. Ohhh beee!!! Nasıl rahatladığımı anlatamam.
Bu krizi de atlattıktan ve biraz sakinledikten sonra üst katta yerimizi alıp denizi seyrederek feribotun kalkışını bekledik. Feribot hareket ettiğinde güneş de alçalmaya başlamıştı. Çok keyifli tatilimizi -ufak bir kriz atlatsak da- yine çok keyifli şekilde sona erdiriyorduk.
![]() |
| Sakız adası feribotunda gün batımı - by MRA |
Sakız Adasını çok sevdik, sanırım anlamışsınızdır :) Biz tekrar gideceğimiz günü iple çekiyoruz, siz de henüz gitmediyseniz gitmenizi tavsiye ederiz....












Hiç yorum yok:
Yorum Gönder