20 Mart 2015 Cuma

Geciken Notlar 1 - Amasra Kaçamağı



Çekiciler Çarşısı, Amasra - by MRA



Ancak yağmurlu günler oturtuyor beni blogun başına sanırım :) İşte yine o günlerden birinde gönlümdeki güneşli günleri hatırlamak için bilgisayarın başındayım.

Bu sabah eski işyerinden çok sevdiğim bir arkadaşımın mesajı düştü messenger'dan "Sen yakın zamanda Amasra'ya gitmiştin değil mi? Kalacak yer tavsiye eder misin?"

O anda farkettim ki kısa ama keyifli Amasra kaçamağımızı bloga yazmamıştım :) Ona bir mesaj ile bilgileri gönderdikten sonra hemen buraya da yazmaya karar verdim.

Şubat ayında, bir yandan devlet ve konsolosluk kapılarında sürünürken bir haftasonu da Amasra'ya gidip geldik aslında :) Bir perşembe sabahı kahvaltıda, hafta sonu Bartın'da bir fabrikaya gitmesi gerektiğini söyleyen eşime "Madem öyle Amasra'da konakla, ben de geleyim seninle, haftasonu kaçamağı yapmış oluruz!!!" deyince anında 2 günlük bir Amasra gezisi planlayıvermiş olduk. Cuma akşamüstü yola çıkacak gece Amasra'ya varacaktık. Cumartesi o iş ziyaretlerini yaparken ben gezecektim -kihkih :). Pazar da onu gezdirecek ve akşamına da evimize dönecektik.

Fazla araştırmaya vaktim olmadığı için ilk aklıma yatan pansiyonda yer ayırttım, Kuşna Pansiyon. Aslında normal koşullarda atlar gider beğendiğimiz yerde kalırdık ama sömestr tatili ve haftasonu olduğu için hiç yer ayırtmadan gitmeyi gözüm yemedi. İyi ki de öyle yapmışız birçok yer doluydu.



Amasra - by MRA



Önce biraz pansiyondan bahsedeyim. Yerli bir ailenin işlettiği pansiyon beni en çok konumu ve manzarası sebebiyle cezbetmişti web sayfasındaki fotoğraflardan. Gerçekten de sabah şöyle bir manzaraya uyanmak insanın içini açıyor :)

Temiz bir pansiyon, sahipleri ilgili, düzgün insanlar. Kahvaltısı muhteşem değil ama yeterli ve lezzetli, çayları tazecik, bol, çaydanlık siz orada olduğunuz sürece ateşten inmiyor. Odalar çok iyi ısıtılıyor. Ancak odaların konforu ortalamanın altında. Yatak falan sorun değil, onlar gayet iyi ama banyolar kullanışsız, sevimsiz ve soğuk. Oda sıcaktan yandığı halde banyoda petek olmadığı için banyo çok soğuktu mesela.

Bir de bina prefabrik olduğu için sese duyarlı kişiler için yan odalar veya koridordan geçişler sıkıntı olabilir. Biz üst katta olduğumuz ve bizim katta bizden başka orta yaşlı bir çift daha olduğu için bu konuda sorun yaşamadık ama potansiyeli farkettiğimiz için kalmayı düşünenler için belirtmek istedim. :)

Yaz ya da bahar ayları için de odanın müstakil balkonu olmaması dezavantaj, bu güzelim manzarayı ancak küçük bir ortak balkondan seyretme şansınız var o da başkası sizden önce davranıp balkonu kapmadıysa :)

Bunun dışında pansiyonun konumu çocuklular ve hareket engeli olanlar için çok uygun değil. Cadde seviyesinden en az 60-70 basamakla dik bir yarı iniyorsunuz binaya ulaşmak için. Çocukları güvenle bırakabileceğiniz bir bahçesi yok. Binanın önünde bakımsız küçük bir boşluk var sonrası yar, kayalık ve deniz.

Kısacası 1 gecelik konaklamalar için tercih edilebilir ama uzun konaklamalar için daha konforlu bir yer tercih edilmeli bence.

Bu konuda da 2 alternatif belirledim. Yanyana olan bu oteller pansiyondan kesinlikle daha konforlu olacaktır.

Işıkaltın Otel, odalarını gezdim, yan odalar biraz küçük ama yine de temiz ve düzgün görünüyor. Ön odalar ise geniş, şık ve leb-i derya manzaralı. Kahvaltı falan nasıldır onu bilmiyorum tabii ama kendi adıma denenebilir diye not aldım burayı.

Özgün Otel, Işıkaltın'ın hemen yanında, biraz daha küçük, belki de bu yüzden :) bana daha cazip göründü. Temizlik saatinde gittiğim için odalarını göremedim ama web sayfasında ve dışardan göründüğü kadarıyla odaları hiç de fena değil.

Tabii bu iki otelin fiyatının pansiyonun 2 katı olduğunu ve tatilerde full çektiği için mutlaka rezervasyon gerektiğini eklemek isterim :)

Ağlayan ağaç, Amasra - by MRA


Gelelim Amasra'nın kendisine. Amasra pek küçük, pek şirin bir yer. 16 sene önce bir turla Safranbolu gezimizin parçası olarak 2-3 saatliğine gitmiş ve çok sevmiştim. Amasra'nın en önemli yerlerini görmek ve meşhur salata & balık keyfini yapmak için 2-3 saat yetebilir aslında ama ben böyle yerleri uzun uzun yaşamayı severim. Dolayısı ile bence haftasonu 2 gün gidip, dolu dolu keyif yapılabilir burada. Ha oldu da çok sıkılırsanız ikinci gün Safranbolu'ya geçerek sıkıntınızı giderebilirsiniz :)

Biz cuma öğleden sonra evden çıkıp İstanbul trafiğinde planladığımızdan uzun mahsur kalarak gece geç saatte vardık pansiyonumuza. Odamıza yerleşip güzel bir uyku çektikten sonra sabah pırıl pırıl bir güne uyandık. Hemen kahvaltımızı ettik ve eşimi işe yollayıp kendimi Amasra'nın kollarına vurdum.


Amasra evleri - by MRA




Pansiyonumuz kalenin içinde olduğundan önce kaleyi, camiyi ve ara sokakları gezip oradan Çekiciler çarşısına indim. Eve almayı planladığım bir kaç parça tahta eşya için dükkanları dolaştım. Bu arada pek şeker örtleri yastık kılıfları falan satan bir dükkandan eve ciciler beğendim.



Amasra ganimeti ahşap harf mumluklar :) - by MRA

Amasra ganimeti yastık kılıfı ve runner  :) - by MRA


Çarşıdan çıkıp müzeye doğru yollanmıştım ki hafif bir yağmur başladı. Müzeye vardım ama baktım tadilat dolayısı ile kapalı. Müzeye giderken içinden geçtiğim deniz kenarındaki parkta oturup denize karşı biraz okurum diye planlarken yağmur hızlandı. Ben de kendimi deniz cephesi cam balkon gibi olan bir cafe'ye atıp öğlen kahvemi içmeye karar verdim. Yağmur hafifleyene kadar burada kah dışarıyı seyrettim, kah dergimi okudum. Pek sakin pek hoştu.



Amasra - by MRA


Yağmur hafifleyince sahile çıktım, yürüyüş yaptım, fotoğraf çektim. Yağmur sonrası güneşinin keyfini çıkardım.



Küçük Liman, Amasra - by MRA


Baktım yavaş yavaş karnım acıkıyor yemek için instagramdan Amasra'da olduğumu görüp selam eden bir arkadaştan tavsiye olarak öğrendiğim Canlı Balık - Mustafa Amcanın Yerine doğru yola koyuldum. Burası Amasra'nın en eski ve meşhur yeriymiş. Bu etiket beni genelde ürkütür yanyana 5-6 tane balık lokantası varken ve hepsi sinek avlarken bütün Amasra burada yemek yemek için sıraya girince denemeden olmayacak diye seçimi buradan yana yaptım.



Canlı Balık - Mustafa Amca'nın Yeri, Amasra - by amasra.net



Amasra'da -daha önceki tecrübemden de bildiğim üzere- küçük balık yemek gerek. Sonuçta yerel ve dolayısı ile en taze balıklar hamsi, tekir, mezgit, istavrit gibi tava balıkları. Ben hamsi hayali ile gitmiştim ama o aralar çıkmadığını öğrenince seçimi tekirden yana değiştirdim. Yanına da Amasra'nın meşhur salatasından söyledim.



Tekir Tava, Amasra Salatası - Canlı Balık - Mustafa Amcanın Yeri, Amasra - by MRA



İlk gelişimizde çok kalabalık bir gruptuk, 30-40 kişi falan ve upuzun bir masada oturmuştuk. Ortaya koca koca tabaklarla gelen balık ve salatalara bakıp kim yiyecek bunları derken kendimizi ikinci hatta üçüncüleri isterken bulmuştuk. Aynı lezzeti bulabilecek miyim derken yine neredeyse ikinci tabağı söyleyecektim. Gerçekten çok lezzetliydi herşey. Sadece salata için bir not düşeyim. Ben salatayı sirkeli sevemem ve Amasra salatasının orjinali sirkeli. Eğer sadece salata diye sipariş verirseniz salata sirkeli geliyor. Salatayı sirkesiz istiyorsanız siparişi verirken bunu söylemeniz gerekiyor.

Yemeğimi yemiş hesabı istemeye hazırlanırken ikram olarak önüme şöyle birşey gelmesin mi?



Ballı Yoğurt - Canlı Balık - Mustafa Amcanın Yeri, Amasra - by MRA


Tam bir tabakla kurtardık diye sevinirken bombayı kucağımda buluverdim. Fakat bunu mutlaka denemelisiniz. Manda yoğurdu üzerine bal ve fındık. Son derece sade ama bir o kadar leziz bir şey.

Eh bu enerji yüklemesinden sonra uzun uzun yürümek lazım deyip kendimi Amasra'nın en yüksek noktalarından biri olan Ağlayan Ağaç tepesine vurdum. Kemere köprüsünden geçip kıvrımlı bir yol ile 5 dakikada yürünen bu nokta gerçekten görmeye değer bir manzara sunuyor. Ben de yemeğin üstüne çayımı bu enfes manzaraya karşı içtim.


Ağlayan Ağaç, Tavşan Adası, Amasra - by MRA


Hava yine kapatıp rüzgar uçurmaya başlayınca dönüşe geçtim. Belli ki hava son kuru dakikalarını yaşıyordu ve muhtemelen öğleden sonra daha fazla gezmeme izin vermeyecekti. Odaya dönmek istemedim, aklıma çarşının girişinde gördüğüm şirin cafe geldi. Bir pencere önü sandalye kapayım, hem yağmuru seyreder hem birşeyler okurum diyerek yola koyuldum.




Lütfiye, Amasra - photo by 'Karma has kicked my ass'


Cafe'nin adı Lütfiye'imiş. Bartın'lı bir aileye aitmiş. Bartın'dan sonra Amasra ve İstanbul'da da açılmış şubeleri. Amasra'daki pek mini ama pek şirin ve rahat bir yer. Ben de kah okuyarak, kah yağmuru seyrederek çok keyifli zaman geçirdim.




Lütfiye, Amasra - by MRA




Kalkmama yakın pek şeker bir çift yağmurdan kaçıp cafe'ye geldi ama masa yoktu. Ben de onları kendi masama davet ettim. Tanıştık, sohbet ettik biraz. Ankara'dan geliyorlarmış, yemek yiyecek yer sordular Canlı Balık'ı söyledim. Onlar da Çeşm-i Cihan diye bir yer duymuşlar. Bildiklerimizi takas ettik, bir süre sonra kalktık.

Odaya gitmeden uğrayıp öğlen gittiğim Canlı Balık'ta akşam için yer ayırtayım dedim. Ne mümkün :)  boş masa kalmamış, tüm yerler rezerve edilmiş. Hal böyle olunca dönüş yolunda Çeşm-i Cihan'a uğradım baktım yerleri büyük, rezervasyon sıkıntısı da yok, buraya geliriz diye karar verip odaya döndüm.



Çeşm-i Cihan, Amasra - by amasra.biz



Eşim gelip biraz dinlendikten sonra yemeğe çıktık. Çeşm-i Cihan, Canlı Balık ile tam ters koyda, 4 katlı bir binada. Deniz görüyor, gündüz için tamam ama gece denizi aydınlatan ya da üzerine vuran bir ışık olmayınca karanlığa bakıyorsunuz. Balık kötü değildi ama Canlı Balık'taki lezzet yoktu. Bir kere daha olsa buraya gitmem. Bence hem mekan kalitesi, hem de yemeklerin lezzeti Canlı Balık'la yarışacak seviyede değil. Ayrıca Canlı Balık için pahalı diyenlere de tek tek fiyatları karşılaştırdığımı arada en fazla 1-2 liralık farklar gördüğümü söylemeliyim. Fakat lezzet ve kalite düşünüldüğünde ben değil 1-2, 5-10 fazla olsa bile Canlı Balık'a vermeye değeceğine düşünüyorum. Biz de ertesi gün öğlen için hemen oracıkta Canlı Balık'ı arayıp rezervasyonumuzu yaptık zaten :)

Yemekten sonra biraz yürüyüş yapıp pansiyonumuza geri döndük. Ertesi gün benim bir gün önceki gezimi bu sefer eşim ile tekrarladık.







Çarşıda bir gün önce beğendiğim cicileri aldık, gezilecek yerleri gezdik, Canlı Balık'ta yemeğimizi yedik, Ağlayan Ağaç'ta kahvemizi içtik, en son kadınlar pazarından haftalık sebze alışverişimizi de yapıp dönüşe geçtik.




Ağlayan Ağaç, Tavşan Adası, Amasra - by MRA

Ağlayan Ağaç, Tavşan Adası, Amasra - by MRA
Hiç planda yokken ilaç gibi bir hafta sonu oldu bizim için. Dönüşümüzü takiben kar bastırıp günlerce eve hapis kalınca, defalarca "iyi ki gitmişiz" dediğimiz pek keyifli bir seyahatti. Evet kıştı, soğuktu her sahil kasabası gibi Amasra'da da yazın canlılığı ve renkleri yoktu belki ama sakinliği, şirinliği ve lezzetli balıkları ile bize aradığımızı fazlasıyla verdi. Amasra herkesin en azından bir kere görmesi gereken bir yer. Hele ilkbahar ya da sonbaharda yapılırsa bu gezi tadından yenmeyecektir :)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder