16 Mart 2009 Pazartesi



Sevdiceğim televizyon seyretmeyi sevmez. Bense sit-com'ları, dizileri seyretmeyi sever, film ve kültür programlarına ise bayılırım. Onunla beraberken çok seyretmek istediğim birşey yoksa TV'yi açmam ya da seyredeceğimi seyreder sonra kaparım. Hayatımın en huzurlu anları, bir ucuna onun bir ucuna benim uzandığım kanapemizde, birimiz kitap okur diğerimiz laptop da birşeyler bakarken bir yandan da kulağımızı kabartıp radyo dinlediğimiz zamanlardır. Bu yüzden sevdiceğim evdeyken hayatımızın birincil sesi radyodur. Özellikle de Açık Radyo.

Sevdiceğimin hayatıma girdiği 2000 yılında, onun sayesinde tanıştım Açık Radyo ile. Hayatıma kattığı bir çok şey gibi Açık Radyo'da zamanla vazgeçilmezlerim arasına girdi. Benim için çok farklı bir radyo Açık Radyo. Nesi farklı derseniz, kısaca

1- Kültür, yaş, cinsiyet, ırk, din, dil vs hiçbir farkı gözetmeden herkese program yapma şansı tanıdığı için,
2- Herhangi bir medya kuruluşuna, holdinge yad a kişiye ait olmadığı tamamen bağımsız olduğu için
3- Sadece bir müzik radyosu olmadığı için,
4- Arkeolojiden biniciliğe, denizcilikten trafiğe, yemek yapımından yogaya aklınıza gelebililecek çok geniz bir yelpazede programlara yer verdikleri için,
5- Sadece saat başlarında ve çok kısa reklam verdiği için,
6- Programlarının sunucuları diğer kanallardakiler gibi abuk subuk konuşmadığı için.

diyebilirim.

Bunlar size ne ifade ediyor bilemiyorum ama biraz açmak istiyorum. Açık Radyo amacı çoğu medya organından farklı olarak kar etmek, paralara boğulmak olmayan bir kurum. Hatta kurum demek de yanlış Açık Radyo daha çok bir proje. Çünkü arkasında kurumsal bir duruş yok, onun yerine sesini duyurmak isteyenlere belli ilkeler dahilinde platform sunma hedefi ile güdülen bir proje var. Açık Radyo hakikaten herkese açık bir radyo. İsteyen herkes ben program yapmak istiyorum diyerek başvurup projesini yayınlatma şansına sahip. Yeter ki programını gönüllü olarak yapmayı göze alsın.

İşte Açık Radyo'nun ikinci önemli özelliği de bu. Varlığını birçok noktada gönüllülüğe ve gönüllülere dayandırması. Ücretli olarak küçük bir çekirdek kadro dışında Açık Radyo programcılarının hepsi ücret almadan program yapıyor. Açık Radyo programcılara teknik her türlü ortamı hazırlıyor tabii ama program hazırladıkları için ücret vermiyor. Programların çoğu ise (geçen sene gelirinin %40' idi) Dinleyici Destekçi Projesi diye adlandırdıkları bir proje kapsamında dinleyicilerin bir nevi bireysel sponsorluğu ile sağlanan gelirler ile yapılıyor. Yani Açık Radyo'nun %40 ının sahibi (bunda bir limit olduğundan değil sadece bugün için oran bu olduğundan) dinleyicisi diyebiliriz :)

Ayrıca Açık Radyo başka kanallarda alışık olmadığınız bir içeriğe sahip. Genelde dinlemesini önerdiğim kişilerden şu şikayet gelir: "Hep konuşuyorlar ama" :) Evet Açık Radyo sadece bir müzik kanalı değil çünkü. Her telden çalmak değimini gerçekten hakeden bir radyo.

Müzikten başlarsak, çeşitlilik inanılmazdır. Klasik müzikten elektronik müziğe, rebetikolardan tangoya, türküden rock'a her çeşit müziği dinleyebileceğiniz programlar bulmanız mümkün. Örneğin cumartesi öğlen saatlerinde Naim Dilmener eski 45likleri çalarken, yine aynı gün öğleden sonra Sandıktaki Sesler adlı bir programda biri yunan diğeri türk sunucunun sohbetleri eşliğinde yunan müzikleri rebetikolar dinlemeniz , pazar günü ise yine öğlen saatlerinde yahudi müziklerinin yer aldığı Damdaki Kemancılar'a rastlamanız mümkün. (Bunlar favorilerim olduğu için parmak basmadan geçemedim :))

Müziği geçersek arkeoloji, trafik, sosyal sorumluluk, yemek, denizcilik, bozcaada'dan ada hayatı ve insanları, istanbuk sokakları gibi birbirinden ilginç ve keyifli programlar bulmak mümkün. Bunların bir kısmı hazırlayanın anlatımı üzerine, bir kısmı 2-3 kişilik grupları sohbeti eşliğinde bir kısmı ise röportaj ya da tartışma tarzı programlar. Mutlaka size hitap eden bir tane olacaktır.

Ve asıl fark, belki benim de bu kadar fanatikçe bu satırları yazma sebebim olan sinerjisidir Açık Radyo'nun. Sizi radyonun destekçisi, yaşama sebebi, organik bir parçası haline getiren içtenliği. Bir yabancı olarak ve ilk defa bir radyoya gitmenin tedirginliği ile girdiğim kapısında sanki bir akraba evine gelmişcesine dostça karşılanıp, doğallıkla içlerine almalarının sizde bıraktığı tadı, tüm medyadan farklı olarak gösterişten uzak, erişilebilir, anlaşılabilir, aynı sizin gibi insaların biraraya geldiği bir dost evinden her gün size seslenilmesinin hissettirdiği tanışlık hissini anlatmak zor. Anlatılmaz yaşanır desem çok mu klişe olacak? :)

Ne düşünürsünüz, bu yazdıklarımdan ne çıkarırsınız bilemem ama Açık Radyo'nun benim hayatımdaki yeri büyüktür. Ve bu haftada Açık Radyo için önemli bir zaman. Bu hafta Açık Radyo'nun 6. Dinleyici Destek Projesinin Özel Yayını var. Bu ne demek diyenlere şöyle anlatayım. Açık Radyo Dinleyicileri tüm yıl boyunca 60 TL vererek 30 dk, 120 TL vererek 1 saatlik bir programa sponsor olabilir. Sponsor olan kişilerin adı programın başında ve sonunda bir teşekkür mesajı ile anılır. Yıl boyunca süren bu desteğin yenilenme zamanı olan Mart ayında bir hafta boyunca süren özel bir yayın yapılır radyoda. Bu yayın gerçekten özeldir. İçeriğiyle, konuklarıyla herşeyiyle. Ve bu bir hafta boyunca eski destekçilerden desteklerinin devamı istenirken yeni destekçilere de yeni dönemin başlamakta olduğu bir nevi duyurulmuş olur. Bu bir hafta şölendir Açık Radyo'da. Radyo koridorları kabul günü gibidir. Dinleyiciler programcılar herkes beraberdir.

Ben 6 senelik bir Açık Radyo destekçisi olarak bir kişiyi bile Açık Radyo ailesine kazandırsam, bir kişiye bile Açık Radyo'yu kazandırsam kardır diye düşünüyorum. Dünyanın tüm seslerini dinleyebilceğiniz bir yer arıyorsanız orası 94.9 Açık Radyo. Arada sırada uğrayın ve dinleyin. Farkı sizde farkedeceksiniz...

2 yorum: