11 Mart 2009 Çarşamba


Boğazım bu sabah maksimum şişliğine ulaştı. Biraz daha şişerse nefes falan alamıycam. Şimdi bile hırlaya hırlaya dolanıyorum ama buna da şükür diyelim. Saat 7:00 de uyandığımda o kadar kötüydüm ki işe gitmedim doğal olarak. O saatten beri değişen çok fazla da birşey yok. Kahvaltı edip sıcak birşeyler içtikten sonra nispeten daha iyi hissediyorum ama sonuçta hastayım işte.

Hasta olup da evde her yattığımda aklımda sadece şu düşünce oluyor -bir an önce iyileşmekten sonra tabii. İşteyken ah şimdi evde olsam diye çemkirip duruyorum ama normal bir iş gününü evde geçirmenin de maalesef iki yolu var hasta olmak veya izin almış olmak. Ben izinlerimde hep şehir dışında oluyorum, o yüzden evde ancak hasta olunca kalıyorum. Eh tabi hasta olunca da ne o hayal ettiğin keyifler ne de planladığın işleri yapabiliyorsun. Aklımda bir sürü şey uçuşuyor ah şunu yapsam ah bunu yapsam diye ama ne mümkün başım deli gibi ağırır, boğazım sayesinde hırıl hırıl öksürürken anca yatıyorum. Of be adalet mi bu? Bir de üstüne hava nasıl güzel dışarda sanki nispet yapıyor. Gel de sinir olma.

Yine de en azından yattığım yerden uzun zamandır elimde sürünen kitabımı (Pınar Kür- Bitmeyen Aşk) okur, pek sevdiğim blogları gezerim. Hatta olur da kendimi daha iyi hissedersem öğleden sonra ütü masamın kalıbını çıkarır hatta annemin dikiş makinası ile 1-2 deneme bile yaparım. Yapar mıyım gerçekten?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder