8 Şubat 2014 Cumartesi

En sonunda Kıbrıs - 1






Eşim üniversite eğitiminin son 3 yılını Kıbrıs'taki Doğu Akdeniz Üniversitesinde tamamlamış. Tanıştığımızdan beri dinlediğim onlarca Kıbrıs hikayesi sebebiyle her fırsatta "hadi bu sefer tatile Kıbrıs'a gidelim" teklifimi bir türlü kabul ettiremedim. Kıbrıs'ta görmey değer birşey yok diyip durdu senelerce. Fakat evrene nasıl gçlü mesajlar yolladıysam artık kader ağlarını örmüş de bizim haberimiz yokmuş.

Eşim bir akşam eve geldiğinde gülerek "hani hep Kıbrıs'a gitmek istiyordun ya o gün bugünmüş ay sonunda Kıbrıs'a gidiyoruz" demez mi? :) Hem sevindim, hem şaşırdım hem de meraklara gark oldum.

Akşam yemeğinde işin hikayesi çıktı ortaya. Eşimin çok sevdiği ve aynı zamanda dostu da olan bir müşterisi tesadüfen eşimin üniversiteden bir arkadaşı ile tanışmış. Laf lafı açarken eşimin ortak tanıdıkları olduğu ortaya çıkınca da ben sizi görüştüreceğim demiş. O gün müşterisini ziyarete giden eşimi hemen telefonda yıllardır görüşmediği arkadaşı ile görüştürmüş. İşte o arkadaş ay sonunda üniversitenin yıllar sonra bir mezunlar yemeği düzenlediğini iletmiş ve eşimi de davet etmiş. Seneler sonra arkadaşlarını ve hocalarını görme fikri eşimi çok heyecanlandırdığı ve benim de Kıbrıs'ı görmek istediğimi bildiği için bu seyahat hemen aklına yatmış.

Hemen üniversite ile iletişime geçip organizasyonun detayları hakkında bilgi aldık. Sonrasında da uçak bileti ve konaklama rezervasyonlarımızı hallederek 29 Kasım gidiş 3 Aralık dönüş olacak şekilde seyahatimizi planladık.

29 Kasım sabahı ilk uçak ile Kıbrıs Ercan Havaalanı'na uçtuk. Üniversite sağ olsun bizi alandan özel bir araçla karşıladı ve bizi Lefkoşa'dan Gazi Magusa' ya getirdi. Otele gitmeden önce daha önce sözleştiğimiz şekilde okula uğradık.

Eşim okulun en eski mezunlardan. Hocalarının ya da asistanlarının büyük kısmı şimdi rektör, dekan ve bölüm başkanları olmuşlar. O zaman da renkli ve sevilen bir karakter olan sevdiceğimi büyük bir özlemle karşıladılar. Hep beraber okulu gezdik, her kapının ayrı ayrı çayını kahvesini içtik, sağ olsunlar çok güzel ağırladılar bizi. En son öğlen yemeğimizi de hep beraber okulda yeyip oradan ayrıldık. Bize yine bir araç tahsis ettiler, bir de bize eşlik etsin diye çalışanlardan birini yanımıza kattılar. Şöförümüz ve eşlikçimiz ya da ev sahiplerimiz diyelim :) okuldan çıkınca otele gitmeden önce bizi Karpaz yolu üzerindeki boğaza götürüp deniz kenarında bir kahve içirmek için ısrar ettiler. Hava o kadar ılık, deniz o kadar güzel görünüyordu ki "hayır" demedik :)



İskele Karpaz - by MRA



Kahvemizi içip, temiz havayla da iyice çarpılınca sabah erken kalktığımızı hatırlardık ve yorgunluğumuzu farkettik. Deniz kıyısı boyunca yaptığımız kısa yolculuk sonrası otelimize vardık.

Oteli merkeze yakın olduğu için tercih etmiştik. Ancak odamıza yerleşince sadece konumunun değil, manzarasının da muhteşem olduğunu gördük. Odamız da gayet rahat ve konforluydu.




Arkın Palm Beach Otel odamızın manzarası - by MRA



Arkın Pal Beach Otel oda - by MRA



Üstümüzü başımızı çıkarıp bir duş aldığımızda güneş de batmaya yüz tutmuştu. Batan günün renkleri ve İstanbul'dan sonra yaz sayılabilecek sıcaklıktaki hava bize "minibardaki beyaz şarabı kap balkona gel" diye çağırınca itiraz edemedik.




Odamızdan gün batımı - by MRA




Odamızdan gün batımı - by MRA



Güneş batıp şarabımız bitince bu sefer de yataktan gelen "yemekten önce kestirin biraz" çağrısına uyduk.

Hahaaa yazı gittikçe "Vahşetin Çağrısı" moduna girdi farkındayım ama vallaha da durumumuz aynen böyleydi. Ortam öyle keyifliydi ve ona öyle kapılmıştık ki keyif bizi ne nereye sürüklüyorsa gittik ne dediyse yaptık :)

Yorgunluğumuzu atmak için biraz kestirdikden sonra indiğimiz yemekte de durum farklı olmadı. Biz gittiğimizde herkes yemek  salonunun kapalı kısmında oturuyordu. Biz ise denize nazır ve servise açık görünen açık kısmı görür görmez havanın serin olmasına aldırmadan orada oturacağımızı biliyorduk. Dış bölümdeki en güzel ve rüzgar almayacak masaya yerleşip garsonlardan ısıtıcıları ayarmalarını rica ettik. Hava bizce limonata kıvamındaydı, zavallı Akdeniz insanı ise kış geldiğini zannediyordu :) Açık büfe ve harika yemeklerden oluşan yemeğimizi dalgaların sesi eşliğinde yeyip üstüne de kahveleri içtikten sonra gecenin geç bir saatinde odamıza döndük.

Miss gibi bir uyku sonrası 24 derece ve pırıl pırıl güneşli bir güne uyandık. Sallana sallana duşumuzu alıp, hazırlanıp kahvaltıya indik. Halk hala havanın yaz havası olduğuna çok ikan olmuş değil gibiydi. Kapalı salonda oturanlar olması gerektiğinden fazla sayıdaydı, açık kısımdakiler ise ya Türkiye'den ya da daha kuzeyden gelen 1-2 turistten ibaretti. Yine manzaraya nazır bir masa seçip kendimizi açık büfe kahvaltımızın kollarına bıraktık. Kahvaltı esnasında aynı otelde kalan eşimin okuldan 1-2 arkadaşı da bize katıldı. Beraber yedik içtik muhabbet ettik. Onlar yeni gelmişti ve öğleden sonra okulu görme planı yapmışlar, öğlene doğru gittiler. Biz ise neden mayomuzu getirmedik pişmanlığıyla denize girmesek de kenarında yürürüz, hiç olmadı ayaklarımızı suya sokarız niyetiyle plaja koştuk. Deniz de, kıyı da muhteşemdi. Uzun uzun yürüdük, biraz da ıslandık.



Arkın Palm Beach kumsalı - by MRA



Yürüyüş sonrası akşam yapılacak mezunlar gecesine hazırlanmak için 15:30 gibi oda da olmayı hedefleyerek Gazi Magusa kale içini gezmeye karar verdik. Otele yaklaşık 1,5-2 km olan bölgeye normalde yürüyerek giderdik ama enerjmizi yollarda harcamayalım, geceye de yorgun gitmeyelim diye düşünerek bir taksi ile katetttik. Kale içinde görülecek en önemli yapı St Nikoloas Katedrali, şimdiki hali ile Lala Mustafa Paşa Camii.



ST. Nikolas Katedrali - Lala Mustafa Paşa Camii - by MRA



Katedralin bahçesinde yüzlerce yıllık bir de Cümbez ağacı bulunuyor. Bir çeşit incir olan bu ağacın meyveleri gövdesinden çıkıyor. Tadına bakmadım ama merak ettim doğrusu.

Bu ağaç ve katedrali gören meydanda oturup güzel kahve ya da çay içmenizi ve ortamın keyfini çıkarmanızı öneririm.



Cümbez ağacı - by MRA



Burası dışında çeşitli antik kalıntılar, kale surları, Othello Kulesi, Namık Kemal'in sürgün kaldığı zindan, şirin meydanlar ve sokaklar da kale içindeki görülmesi gereken yerler arasında.



Gazi Magusa Kale içi - by MRA



Biz zamanımız kısıtlı olduğu Namık Kemal zindanına girmedik  ve tadilatta olduğu için Othello kulesine çıkamadık ama bunun dışındaki yerleri gezdik. Havanın da güzelliği katılınca çok keyifli bir gezi oldu. Kale içinin en eski ve ünlü pastanesi olan Petek Pastanesinde öğlen yemeği niyetine birşeyler atıştırıp otele döndük. Bu arada Petek pastanesinin üst katı konum olarak güzel, belki bir çay kahve içilebilir ama yemek için tavsiye etmiyorum. Servisi de oldukça kötüydü.


Otele döndükten sonra hazırlanıp bizi otelimizden alan araç ile geceye gittik.Eşimin okul arkadaşları ve hocaları ile tanışmak çok keyifliydi. Bizi  çok güzel ağırladılar ve "gelinimiz" deyip beni de evlarları gibi bağırlarına bastılar :) Çok eğlendiğimiz, eşim için de nostaljik ve duygusal bir gece oldu.

Odamıza döndüğümüzde yorgun ama orda olduğumuz için de çok mutluyduk...


Devamı en kısa zamanda...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder