5 Şubat 2014 Çarşamba
Bir sinema gününün ardından
Geçen hafta hasta yatarken blog yazamadım ama yattığım yerden bol bol blog okudum. Severek takip ettiğim Paradoksların Kadını Oscar ödül töreni yaklaşırken Oscar adayı filmleri seyretmeye başlamış ve hepsini tek tek yazmış. Büyük bir zevk ve tabii harekete geçen bir merakla okudum yorumlarını. Sayesinde sinema aşkım depreşti ve haftasonu bulduğum ilk fırsatta ben de Oscar adayı filmlere bir göz atayım dedim.
Paradoksların Kadını'nı okuyunca Blue Jasmine ve Meryl Streep faktöründen dolayı August: Osage County (Aile Sırları) benim listemde ilk 2 sırayı almıştı bile.
Blue Jasmine' i uzun zamandır seyretmek istiyordum zaten. Roma'ya gittiğimizde bir akşam yemek için yer bakarken bir sinemanın önünden geçtik. Gişede nasıl bir kuyruk vardı anlatamam. Merak ettik tabii ve baktık ki bunca insan Blue Jasmine'i seyretmek için kar, kış, soğuk demeden sokakta uzuun bir kuyrukta beklemeyi göze almış. Etkilendik doğrusu :) İşte o zamandan beri aklımda bu film ama araya giren öncelikler sebebiyle kısmet bu haftayaymış diyelim.
August: Osage County (Aile Sırları) filmini ise ne yalan söyleyeyim ki duymamıştım. Paradoksların Kadını'nın yazısından sonra baktım ve tabii ki Meryl ne oynasa seyrederim hesabından aldım listeye :)
Dün temizlik bitip ev nihayet bana kalınca kanepeme uzanıp ikisini üst üste seyrediverdim.
Blue Jasmine'i beklediğimden daha iyi buldum. Cate de çok iyi oynamış bence. Meryl teyzemin yeri ayrı ama bu rolle bence Cate'le kafa kafaya kapışacaklar gibi. Bu arada ikinciye bir Woody Allen filmi beğenerek kendimi bir kere daha şaşırtmış bulunuyorum, sanırım artık "Woody Allen sevmem" diyemeyeceğim.
August: Osage County 'e gelince Meryl Streep her zaman ki gibi süper rol çıkarmış. Paradoks Kadının da bahsettiği 3 kızın konuşması sahnesi içerik olarak çok çarpıcıydı. Aile nerde başlar, ben nerde biterim, sorumluluk nedir minvalinde saatlerce düşündürür insanı. Ancak yine de filmdeki aile ilişkilerinin aşırı karmaşık bir hal alması yani kimin eli kimin cebinde kısmının fazla dallanıp budaklanması filmi fazla Amerikan, hatta Amerikan da değil de Türk filmi havasına sokmuş gibi geldi. Yine de bu sevmediğim tarafına rağmen o karışıklığı finalde iyi toparlamışlar. Seyretmenin zaman kaybı olmayacağı ama "yaa bi daha olsa da seyretsem" demeyeceğim bir filmdi.
Sırada Her, Philomena ve Amerikan Hustle var. Sonra da bulabilrsem Yabacı Dilde En İyi Film adayları olan aşağıdaki filmleri seyredeceğim. Seyrettikça yazarım artık :)
“The Broken Circle Breakdown” Belçika
“The Great Beauty” İtalya
“The Hunt” Danimarka
“The Missing Picture” Kamboçya
“Omar” Filistin
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


muhtemelen benzer şeyler hissetmişiz seyrederken, yazdıklarını okuyunca öyle hissettim :)
YanıtlaSilsevgiler...