19 Aralık 2013 Perşembe

Kalbimizi Çalan Ada : Sakız (Chios) - 2


Bu haftanın stresli günlerini çok şükür ki geride bıraktık. Bugün itibari ile babamı eve çıkarmanın rahatlığındayız. Ben de bu rahatlığı daha da arttıracağına inanarak yılın en keyifli seyahati olan Sakız gezisinin ikinci kısmını yazayım dedim.

Sakız adasındaki ikinci günümüzde kıpırtısız bir deniz ve sıcacık bir güne uyandık. Geçirdiğimiz keyifli gecenin üstüne önümüze serilen bu pırıl pırıl deniz resmen bonus gibiydi :) Fırsat bu fırsat deyip kahvaltımızı yapmadan (yani kocamın en sevdiği şekilde :)) denize koştuk. 1-1,5 saat kadar yüzüp biraz da sahilde yürüyüş yaptıktan sonra odamıza döndük. Duşumuzu alıp balkona serildik, önce uzuun bir kahvaltı yaptık, sonra da kitaplarımızı alıp biraz güneşlendik.

Bu arada Karfas'ın denizini biraz anlatayım. Karfas'ta denizin zemini ve koyun tümü kum (sadece koyun iki ucunda küçük kayalıklar var. Koyun ince fakat yapışkan olmayan sarı güzel bir kumu var. Denizin girişi çok sığ, onlarca metre açılsanız da en fazla diz hizasında bir derinliğe ancak ulaşıyor. Yüzmek için önce uzun bir yürüyüş yapmanız gerekiyor yani :) Ben kum ve sığ denizi sevmem ama yine de Karfas' ın pırıl pırıl denizinde yaptığımız bu yürüyüşleri çok sevdim. Ayrıca kum olmasına rağmen dalgada bulanık olmuyor. Yetişkinlerin tercihleri değişebilir ama özellikle çocuklular için bu deniz büyük nimet diyebilirim.




Saat 13:00 gibi acıkmaya başlayınca dışarı çıkmaya karar verdik. Havanın güzel olmasına güvenip adanın güzel plajlarından biri diye anılan Lithi'ye gitmeye karar verdik. Adanın batısında kalan bu plajda da biraz denize girer sonra da gün batımını yapıp döneriz diye planladık. Gel gör ki evdeki hesabın çarşıya uymayacağı yola çıktığımızın 10. dakikasında kendini gösterdi.

Elimizde bulunan ada haritasını araba kiraladığımız yerden vermişlerdi. Pyrgi ve Mesta adada en çok gidilen yerlerden olduğundan her yol ayrımında bu yönü gösteren bir tabela görüyorsunuz ve buraya giden yol da kocaman geniş bir yol. Dolayısı ile ilk gün harita kullanmadan yolları bulmuştuk. Lithi'ye giderkense haritayı bakıp hangi yoldan gideceğimizi bu şekilde tayin etmek durumunda kaldık. Harita Karfas' tan merkez yönüne gittiğimizde merkeze gelmeden önce bir ayrım olduğu gösteriyordu. Biz de bu yoldan gideceğiz diye planlayarak merkeze doğru yola çıktık. Ancak bakına bakına merkeze varmamıza rağmen yolda hiçbir tabela göremedik. Biz de buraya kadar tabela görmediğimize göre herhalde haritada gördüğümüz yol ara bir yoldu deyip haritada merkezden gittiği görünen diğer yoldan gidelim bari dedik. Ancak sahil yolundan tam bir tur atmamıza rağmen yine Lithi' yi gösteren hiçbir tabela göremedik. Herhalde daha içerilere girmek lazım deyip ilk gün benzin almak için bakınırken gördüğümüz iç kısımdaki büyük ana kavşağı denemeye karar verdik. Fakat gel gör ki bu kavşakta da neredeyse adadaki tüm köylerinin adını tabelada görmemize rağmen Lithi' yi göremedik.

Son çare olarak birine sorduk, şansımıza İngilizce de Türkçe de bilmeyen birine denk geldik. Anlattıklarından çook alakasız bir yerde olduğumuzu ve Karfas' a doğru gitmemiz gerektiğini ancak anladık. Tekrar yola koyulup Karfas yönüne geri döndük. Merkezden çıkıp geldiğimiz yolu ters yönden tekrar gitmeye başladığımızda yine tabela falan yoktu. Ben artık ümidi kesmiş şekilde tekrar soralım diye bir benzinciye girdiğimde anladık ki benzinciden 50 mt sonra sola dönmemiz gerekiyormuş. Kavşağa geldiğimizde bu yolu neden gelirken görmediğimizi de anladık, arkadaşlar nedense sadece merkezden gelenlerin Lithi' ye gideceğini varsayıp tabelayı o yöne koymuş. Bizim gibi diğer yönden gelenlerin dönüp geriye bakmadıkça Lithi tabelasını görmesi mümkün değil. Bu durum bize Karadeniz'deki "Bilmem neresi 500 mt geride" tabelalarını hatırlattı :)

Kaybettiğimiz 1 saate yakın zamanı kafaya takmamaya çalışarak yola girdik ve önümüze çıkan tüm Lithi tabelalarını dikkatle takip ettik. Yol dağlara doğru tırmanan köylerin içinden geçen çok keyifli bir yoldu, biz de etrafı seyrederek keyifle gidiyorduk. Ancak bir süre sonra çevre fazlaca kırsallaşınca beni "acaba yanlış yolda mıyız" diye bir şüphe sardı. Tam acaba birine sorsak mı diye konuşur ve birini görmeyi umarak sağa sola bakınırken -bu arada tarlalar arasında kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeyiz- bir baktım önümüzdeki virajdan kıvrılarak bir motosiklet geliyor. Frene asılıp kornaya basarak, kocamın "napıyosun adama kaza yaptıracaksın" sözlerini tamamlamasına fırsat vermeden el kol ederek adamı durdurmaya çalıştım. Yanımızdan şaşkınlık ve süratle geçen adamın yüzü görülmeye değerdi. Biz ardından "aa gitti" diye bakakalmış, duramayıp yola devam etti sanırken bir baktık adam dönüp yanımıza gelmiş. Gel gör ki yine hiç İngilizce ve Türkçe bilmeyen birine denk gelmiştik. Hal böyle olunca işi evrensel beden diline bırakıp "Ağam Lithi ne taraf" dedik, en azından demeye çalıştık. Adam Lithi lafını duyunca başladı "No,Nooo" diyerek çırpınmaya, bir yandan da geride bir yerleri işaret ediyordu. "Aha" dedik yanlış yerdeyiz ama doğru yer nire? El, kol, İngilizce, Türkçe, Yunanca karşılıklı anlaşmak için çırpınıyoruz. Anlaşamıyoruz ama vazgeçmiyoruz da. Anladığımız tek şey geri dönmemiz gerektiği, fakat dönsek yolu bilmiyoruz. Adamcağız sonunda baktı böyle olmayacak, halimize de acıdı sanırım. Beni takip edin diye anladığımız bir işaret yaptı. Arabayı döndürüp takıldık peşine. Bir süre gittikten sonra küçük bir ara yola sapıverdik ve o anda bir diğer tabela kazası atlattığımızı anladık. Geldiğimiz yolda bir noktadan sola dönmek gerekiyormuş ancak dönüşü gösteren tabela üzerini saran bitkiler sebebiyle görünmez hale gelmişti, biz de doğal olarak dönüşü kaçırıp düz ilerlemişiz.

Adamcağıza rastlamasak kim bilir nereye çıkacağımızı tartışarak ilerlemeye devam ettik. Bu arada bize kavşağı gösterdikten sonra bizden ayrılır diye düşündüğümüz adam halen önümüzdeydi. Dereler tepeler aştık, her kavşakta adam durup tekrar "beni takip edin" diye işaret etti. O işaret etmese hiçbir tabela yoktu yol üstünde. Yani oralara kadar gelsek bile işimiz "oo piti pitiye" kalmış olacaktı, bunu iyice anlamış olduk. Harita ise tamamen işe yaramazdı, gittiğimiz yolu bir türlü harita ile eşleştiremedik. Yaptığımız dönüşlerin hiçbiri haritada gösterilmiyordu.

Adam önde biz arkada sanırım 10 km'ye yakın yol gittik. Lithi' den hemen önceki dağ köyünün çıkışında artık kaybolmayacağımıza ikna olduğu bir noktaya kadar getirip, bize bundan sonrasında gideceğimiz yolu da gösterip "bundan sonrası dümdüz artık kaybolmazsınız" dediğini tahmin ettiğimiz birşeyler söyledi. Bizi Sakız adasının dağlarında "burdan nasıl inicez şimdi" diye tırım tırım dolanacağımız uzun saatlerden kurtaran kahramanımıza "dünyada hala böyle insanlar var demek ki" şaşkınlığı ile defalarca teşekkür ederek kendisinden ayrıldık. Adamcağız burdan geri dönüp gitti ve bizi acaba nereye gidiyordu da bizi buraya kadar getirdi konulu bir bilinmezin ortasından bıraktı. Kahramanımız hakkında tahminler yürüterek 10 dakika sonra Lithi sahiline vardık.


Lithi - by MRA


Bu arada yol boyunca dağlara tırmanırken hava da bulutlanmış neredeyse yağacak kadar kararmıştı. Lithi'ye vardığımız hava kapalı değildi ancak güneş ara sıra bulutların arkasına saklanıyordu. Bizden başka 3-5 kişinin olduğu koy boş ve ıssızdı. Bu hali terkedilmiş bir hava yaratsa da sakinlik çok hoşumuza gitti. Havanın bir dargın bir barışık hali sebebiyle denize girmekten vazgeçtik. O anda denizi seyretmek, ona girmekten daha cazip geldi. Biz de koyun ucunda sahilde masaları olan bir lokantayı gözümüze kestirip masanın birine yayılıverdik.

Izgara kalamar, papalina, yunan salatası, karışık mücver ve biralarımızı söyleyip beklemeye başladık. Bu arada ben yine dayanamayıp paçaları sıvayıp, dizlerime kadar denize girip, denizin içinden küçük bir koy turu attım. Eşimin yemekler geldi diye seslenmesi ile geri döndüğümde masa donanmıştı.

Lithi yazları çok tercih edilen plajlardan biriymiş (bence güneydeki plajlar burdan daha güzel ama herkes oraya gidince sakin yer arayanar için burası iyi bir alternatif olabilir). Oldukça kapalı bir koy olduğu için kötü havalarda bile sakin bir deniz sunacağını tahmin ediyorum. Adanın doğusundan esince buraya kaçmak mantıklı olabilir. Koyun bir ucu taşlık, diğer ucu kum. Kum tarafın devamında bir de küçük dalga kıran ve iskele var, buradaki küçük limana balıkçı tekneleri demirliyor. Biz kalacak yer ararken bu koyda da bir yer bakmıştım ancak o zaman koyun bu kadar küçük olduğunu anlayamamışım. Mekanı merkeze çok uzak olduğu ve fiyatını da pahalı bulduğumuz için tercih etmemiştik. İyi ki etmemişiz, burada kalmak bu mevsimde pek anlamlı olmazdı. Belki yazın, öncelik deniz tatili olursa olabilir. Yine de koy çok küçük en fazla 10 bina vardır. Bunu bilerek seçim yapmak lazım.


Lithi - by MRA


Yemekleri yiyip, bitiremediklerimizle etrafa doluşan kedileri besleyip, güneşi iyice batırınca geri dönüş yoluna koyulduk. Bir gün önce Mesta'ya giderken Lithi diye bir ayrım görmüştük ancak güne başlarken adanın nerdeyse etrafını dolaştıracak bu yolu çok uzun görünmesi sebebiyle tercih etmemiştik. Fakat haritada daha kestirme ve ana yol gibi görünen geldiğimiz yolu gördükten sonra "amaan dolaşalım ama bir daha kaybolmayalım" diye düşünerek bildiğimiz yol olan Pyrgi istikametinden dönmeye karar verdik.

Bu yolun içinden geçtiği Messa diye bir orta çağ köyünü daha bu vesile ile görmüş olduk. Hava artık karardığı için sadece arabayla içinden geçerken şöyle görmemize rağmen pek sevdik. Bir sonraki gidişte gelinecekler listesine yazdık ve yola devam ettik.. (Bu arada Bora bey'in yazısında aynı bizim gibi dağ yollarından Lithi'ye gittiğini ve tesadüfen Vessa' yı keşfettiğini anlattığı kısmı ancak döndükten sonra farkettiğimi gülerek anladım. Defalarca okuduğum halde bu detay hiç aklımda kalmamış, algıda seçicilik bu olsa gerek :))

Öğlen ve akşam yemeğini birleştirip geç bir yemek yediğimiz için akşam tekrar bir şey yemeyelim, odamıza gidip biraz dinlendikten sonra Karfas' ın merkezine gidip bir şeyler içeriz diye karar vermiştik. Odaya gittiğimizde eşim açık havadan çarpılmış şekilde kendini yatağa atarken ben de odaya dönerken almayı unuttuğumuz için su istemek üzere aşağı inmek üzere kapıya yöneldim. Kapıyı açınca bir baktım karşımda Yiannis , "ben de gelin size bir içki ikram edeyim demeye gelmiştim" dedi. Baktım bizim bey fena halde serilmiş, "biraz dinlenelim sonra inelim" diyerek Yiannis ile sözleştim. Yarım saat kadar uzanıp üstümüzdeki rehaveti atınca dışarı çıkmak için giyindik. Planımız hala Yiannis ve Cindy ile bir kadeh bir şeyler içip sonra Karfas'a merkeze gitmek şeklindeydi.

Bizi bahçedeki kanepelerde karşılayan Yiannis mumları yakmış, müziği açmış ve harika bir ambians yaratmıştı. Onlarca çeşit içki önerisinin arasından kırmızı şarabı seçtik. Hemen adanın yerel şaraplarından bir tane açtı ve ikram etti. Şarap eşliğinde harika bir muhabbete başladık. Bir kadeh derken ikinciye geçtik, sonra baktık Yiannis elinde et ve peynir tabakları ile çıkagelmiş, e hadi bir kadeh daha içelim dedik.

Bu arada ertesi günün doğumgünüm olduğunu öğrenince hemen günü planlamamıza yardım ettiler. Sabah denize girmek için adanın güneyinde çok güzel bir koy tavsiye ettiler, sonra adanın Kuzey'inde Lagada'da yemek yemek istiyoruz deyince hemen bir lokanta önerdiler. Yemekten sonra da şöyle canlı müzik dinleyebileceğimiz bir yer bulur muyuz, pazar günü olmaz herhalde derken onu da buldular :) Merkez' de evlerinin yanında yeni açılmış bir şarap evi varmış, canlı müzik de olacakmış, hemen konuşup rezervasyonumuzu yaptılar.

Muhabbet muhabbeti açtı, kadeh kadehi izledi, bir baktık saat gece yarısını geçmiş, biz şarap şişesinin dibini görmüşüz :)  Otursak sabah da edilir ama sonraki gün önemli :) dedik ve geceyi noktalayıp odamıza yollandık.

Devamı için tıktık.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder