17 Temmuz 2013 Çarşamba

Tembellik



2 haftadır bugün gideceğiz yarın gideceğiz diyerek ertelediğimiz İzmir seyahatimizin geçen cuma itibari ile 1 hafta daha ertelenmesi gerekeceği sürprizi ortaya çıkınca sevgili kocama ben seni beklemeden annemlerin yanına Küçükkuyu'ya geçeyim, sen işlerini ayarlayınca oradan İzmir'e geçeriz önerisinde bulundum. Onun da aklına yatınca pazar akşamı 23:55 otobüsünde biletimi alıp pazartesi sabahı kendimi Küçükkuyu'da buluverdim.

İlk gün zaten yol yorgunluğu falan derken nasıl geçtiğini anlamadan bitti. Dün nihayet biraz kendime gelince kahvaltı ve sabah kahvesi faslı sonrası 11:00 gibi denize gittik. Fakat gel gör ki kocam ah mı etti nedir (onu bırakıp geldim diye) deniz biraz dalgalı ve dolayısı ile de kıyılar bulanıktı. Yine de ilk gün hevesi ile gelmişken girelim bari deyip annem ve mahallenin altın kızlarından mütevellit grubumuzla denizde oynaşma faslımız başladı. Bizim altın kızlar grubu süper, bir giriyorlar denize en az 1 saat sudalar. Yürüyorlar, sohbet ediyorlar, yüzüyorlar, su da jimnastik yapıyorlar falan aktivite bitmiyor :) 1 saat sonunda az da olsa yorulunca da toplanıp dönüyorlar eve. Bu seramoni içinde denizin sevmediğim bir modda olmasına pek de takılmadan oyaladılar beni sağolsunlar. Denizden çıkınca onlar gidince ben 1 saat kadar daha kalıp sahilde kitap okudum, sonra baktım sıcak basıyor, gideyim dedim evimizin serin bahçesinde ağaçların altında yat okuyayım kitabımı burada okuyacağıma. Fakat eve dönünce yemek falan derken ben kanepenin üzerinden öğlen şekerlemesine dalıvermişim. Öğleden sonra deniz düzeliyor vaatlerine kanarak bir deniz girişiminde daha bulunduk ancak durum yine pek farklı olmadı. Yine de annemin "buraya kadar geldik apırsa da girerim köpürse de girerim" kararı ile yine sabahki gibi 1 saatlik deniz banyomuzu tamamladık. Eve döndükten sonra yine çay ve bahçe keyfi akşam yemeğine kadar sürdü. Akşam yemeğinden sonra da limana doğru uzun bir yürüyüş yaptık. Sanırım 1 saat 15 dakikalık 5-6 km lik bir yürüyüş ile geceyi 00:15 gibi eve dönerek tamamladık.

Bu arada bikiniyi giyip mevsimi açınca nasıl da lömbür lömbür olduğumu görüp bu huzurlu gibi görünen saatlerin arasına serpiştirilmiş muhtelif anlarda ufak krizlere girdim:). Bu motivasyonla gece yürüyüşte iken anneme "sabah yürüyelim tekrar" dedim. "Olur" dedi "sabah 6:00'da kalkarsan yürürüz, sonra çok sıcak oluyor." Annem biraz erkencidir sağolsun :)

Gece yatarken sabah kalkabileceğimden yana pek ümitli değildim ama sabah 6:00'da kurduğum saatim çalınca lömbürtülü motivasyonumun da etkisi ile uyandım. O anda yine de hemen kalkasım yoktu. Bir iç hesaplaşması ve uykuyla devam eden savaş ile 15-20 dk daha döndüm yatakta. Ama sonra baktım ki uyuyamıyorum ve aklım yürüyüşte. Hadi dedim, kalk bakalım.

Güneş daha yeni doğmuştu, kuşlar tatlı tatlı şakıyordu ve henüz güneş ışınları fazlaca yakmıyordu. Bu güzel saatlerin keyfini çıkarmayı çok iyi bilen annem ile -kendisi biraz uykusuz bir tiptir de :)- başladık yürümeye. 1 saat süren ve yine 5-6 km'lik bir yürüyüş sonrası biraz ter atmış ve artık uykudan tamamen sıyrılmış bir halde eve döndük. Biz duşumuzu alırken babam kahvaltıyı hazırladı.

Güzel bir kahvaltı sonrası bu sefer daha erken gidelim dedik denize. Fakat gel gör ki deniz bir gün öncesinden de beterdi, kudurmuş gibiydi adeta. Bu sefer yok dedim altın kızlara siz girin ben sahilde gölgelenip kitabımı okuyacağım. Onlar denize ben şezlonga doğru yola koyulduk. Koruyucularımı sürüp, gölgemi ayarlayıp bir de yunan radyosu bulunca uzanıverdim boylu boyunca ve daldım Ahmet Ümit'in Beyoğlu Rapsodisi adlı kitabına. Bu arada yoğun çalıştığım günlerin bende yarattığı en büyük harabiyetin kitap okuma alışkanlığımda olduğunu da son günlerde ciddi şekilde hissetmiş bulunuyorum.

Bahçe keyfi - by MRA


İşten ayrılıp kendime zaman ayırma fırsatı bulur bulmaz kitaplarımı yeniden elime aldım. Ancak farkettim ki kitap ile Pavlov hesabı bir ilişki kurmuşum ve kitap benim uyku koşullayanım olmuş. 2 satır oku kapansın gözler. Bu günün hangi saati olursa olsun fark etmiyor. Sanırım yoğun zamanlarımda yegane okuma anlarımın yatmadan önceki 15-20 dk olmasından kaynaklı bir durum. Okumak bende direk uykuyu çağırıyor artık. Bu durumu düzeltmek ve kendimi tekrar rejime sokmak için öncelikle daha eğlenceli ve kolay okunur kitaplara yöneldim. Bu vesile ile de Ahmet Ümit'e sardım :) Polisiye, okumaktan zevk aldığım bir tür olmasına rağmen okuyacak o kadar çok şey varken sene de 1-2 kitaptan fazlasına zaman ayırmak çok cazip gelmez. Ancak bu kadar uykuya hazırlık modunda olup bir de okuması zor metinlere el atmak bu süreçte hiç de yardımcı olmayacaktı. Tatilde bu tür şeyleri okumayı da sevdiğim için yanıma 2 tane kitabını aldım gelirken. Halen eski performansım ile kitap okuyamıyorum. Öncelikle yavaşlamışım ve maalesef çabuk dikkatim dağılıyor, Ama azimliyim, eski performansıma geri döneceğim.

Bizim kızlar denize girdi, çıktı ve beni bırakıp gittiler. Oh dedim bugün biraz daha uzun kalırım, zira dünden erken geldik. Benim yunan radyosu tatlı tatlı tıngırdıyor, Beyoğlu sokaklarında macera adım adım ilerliyor, ohh keyif bu diyeceğim ama diyemiyorum, anasını sattığım rüzgar durduğu yerde durmuyor. Bir kahve içip direndim ama bir saat anca dayandım. Rüzgardan sersem halde eve döndüm. Gözünü sevdiğimin verandası varken niye zorlamışsam kendimi. Yine kulaklık kulağa, kitap ele, hoop uzan divana.

Öğlen civarı komşuların baskın anına kadar keyif yapmayı başardım. Sonra sohbet muhabbet falan derken , oldu yemek saati. Yemekten sonra vücuduma çöken ağırlık sabah 6:00 da uyanmış olduğumu hatırlattı bana. Annem hala komşulardan biri ile yan kanepede sohbetteyken ben artık dayanamayacağımı farkederek oturduğum divanda azıcık kaykılıp gözleri kapatıverdim. Komşu ne zaman gitti, annem ne zaman poğaçaları yaptı hatırlamıyorum ama evin süre giden seslerini derinden duymama rağmen deliksiz bir uyku ile saati 18:00 etmişim. Anne evinin en güzel yanlarından biri bu işte, uyandığınızda çayı yanı başınızda hazır bulmak :) Daha sabah 6 km' yi tepmiş motivasyon poğaça kokusuna teslim olup iki taneyi göçertiverdi tabii. Kendini de akşam yürürsün biraz daha diye avuttu.

Gel gör ki akşam deli rüzgar hiç dinmedi. Bu saate kadar azimle çıkarmıyız  yürüyüşe diye baktık ama olmadı, oturduk kaldık yerimizde. Ben de madem oturuyorum bari bloga 1-2 satır karalayayım derken oldu kocaman bir post. Sıkıldıysanız affola.

Ben kitabımı alıp bahçeye gidiyorum uykudan önce bakayım bizim Selim bey ipin ucunu bulabilmiş mi?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder