6 Ocak 2010 Çarşamba


Yılbaşı tatili sayesinde dışarda bir dünya olduğunu yeniden keşfettiğimden beri -yani 3 gündür :)- işyerinde çok mutsuzum. 6 aydır içinde bulunduğum tempoya nasıl kapılmışsam artık, resmen sosyalleşmeyi, eğlenmeyi, dinlenmeyi unutmuşum. Şimdi de ucundan da olsa tekrar tadına varıp, sonra da ağzıma bir parmak bal çalınmış şekilde her sabah işe gelmek çok zor geliyor. Aynı tempoya dönesim yok ancak işler de öyle demiyor. Bu akşam bile 18:00'den sonra başlayan bir toplantım var mesela, ühüü...

Dün iş yerinden sevgili arkadaşım Zilli Zarife de -bu adı kendisi seçti, çok yakıştığı için bundan sonra burda böyle anılacak- aynı havada olunca kendimizi öğlen tatilinde Ikea'ya attık. Ne zamandır aşağıdaki duvara asılan şaraplıklardan almak istiyordum ki büfemde yer tutan şarap stoklarımı buraya taşıyarak, biraz yer açayım. Fakat gel gör ki arandığı zaman bulunmaz hesabı şaraplıklar da stoklarda bitmişti.

Ben de yola şaraplıktan çıkıp da hüsrana uğrayınca, yine aynı temadan devam edip, bir süredir istediğim büyük ve uzun kırmızı şarap kadelerinden alayım bari dedim. Entelce adıyla "Kırmızı Bordeaux kadehi" oluyormuş kendileri :) Makinada yıkanması zor da olsa, şarap içmenin keyfini kesinlikle arttırdığını keşfettiğimden beri istiyordum ama bir türlü istediğim incelikte ve fiyatta bulamamıştım. Ikea'dakiler de aslında hayalimdekiler değil ama Paşabahçe'de falan baktıklarıma göre o kadar ucuzdu ki şimdilik bunlarla başlayayım sonra daha iyilerini alırım deyip sadece kendi kullanımımız için iki tane kapıverdim.


Akşam eve geldiğimde kendime güzel bir salata yapmış, salondaki orta sehpamın üzerine soframı kurmuş ve yere attığım minder üzerinde yemeğime başlayacaktım ki, yeni kadehlerimi deneme sürüşüne çıkarmak için harika bir fırsat olduğunu farkettim. Hemen mutfağa yönelip hızla yıkadığım kadehlerden birine yılbaşı öncesi indirimlerde iyi fiyata bulduğum DLC Shiraz' dan dolduruverdim.

Bu arada araya parazit olacak ama sevgili hükümetimize de bize yılbaşında ikram ettikleri birbirinden çeşitli zamlar için burdan sevgi ve saygılarımı sunuyorum, yılbaşından önce 18-19 TL olan şaraplar dün baktığımda 27-28 TL olmuştu. Nihat Sırdar'ın dediği gibi üstüne bir "orgazam" sigarası yakmışlardır kesin.

Neyse nerde kalmıştık. Şarabın kokusu bile sefa duygumu arttırmış olacak ki yine İkea'dan aldığım kokulu mumları bilimum mumluğa doldurup yaktım. 1-2 dakika içinde evim elma, tarçın, böğürtlen kokularına bulanıverdi.

Laptop'a da bir romantik komedi koyup kendimi minderin üzerine atıverdim. İşten erken çıkmışım, şarabım ve harika bir yemeğim varken, ambiansımda mumlarla tamamlanınca keyfime diyecek kalmamıştı. Fakat yemeğimi bitirmeme yakın üzerime bir ağırlık çöktü, bir ağırlık çöktü öyle böyle değil. Yemeği nasıl bitirdim kendimi minderden kanepeye nasıl kaldırdım hatırlamıyorum. Oracıkta sızıvermişim, saatler daha 20:30 civarıyken.


Gözlerimi açtığımda saat 23:00'dü. Uykumu açmadan herşeyi olduğu yerinde bırakıp -sadece yanık kalan mumları söndürdüm, yanarız falan neme lazım- yatağa yollandım. Nasıl uzuun ve tatlı bir uykuymuş, sabah saatim çaldığında halen yataktan kalkmak için en ufak bir isteğim yoktu. Annem olsa "hayırdır kızım çeçe sineği sokmuş gibi bu ne uyku böyle" derdi kesin. Canım annem ya, ne çok özledim bak onu da. Anneciim, gelsen, ben başımı dizine koysam, uyusam, uyusam, uyusaamzzzzzzzzzz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder