17 Aralık 2014 Çarşamba

Yılbaşı Kafası







Bir önceki paylaşımımda aktardığım gibi yılbaşı ruhu bu sene bizim eve fena dadandı :))

Çocuk ruhuma oyun oldu bu durum, inanılmaz eğleniyorum. Ancak zannetmeyin ki habire alışveriş yapıp bir sürü yılbaşı süsü alıyorum benimki tam tersine evde, yolda hatta dün genişlettiğim alanımla :) çöpte bulduklarını topla getir ve onları yılbaşına moduna sok şeklinde.






Hiç birşey almadım dersem yalan olur, işte para harcadıklarım:


  • Tanesi 5 liradan 2 tane 10 metrelik sarı ışık ki bunları yıl başı dışında kullanmayı planlıyor ve istiyordum ama böyle şeyler ancak yılbaşı döneminde çeşitleniyor ve ucuzluyor. Ben de son Eminönü seyahatimde istediğim renk ve fiyatta bulunca alıverdim.
  • 10 mt si 2 TL'ye kırmızı kurdela, bu da Eminönü' nden
  • Büyük boy 7 TL, küçük boy 3 TL'den kırmızı silindir mumlardan 2 büyük 2 küçük toplam 20 TL, İkea'dan.


Yani toplam 32 TL harcamışım.







Bunun dışında süslemede kullandıklarım

  • Eski kutlamalardan kalma (örneğin küçük boy çam ağacı ve üzerindeki süsleri sanırım 7-8 sene önce bir indirimden almıştım, keyfim geldiği seneler yılbaşı ruhu çağırma seanslarımızda kullanmışızdır :) )
  • Çok önceden alınmış ve bir gün kullanılır diye saklanmış (örneğin 2 çam ağacı şeklinde yaldızlı mumu bir Boyner indiriminde tanesi 2 ya da 3 TL ye almış bir kenara koymuştum)
  • Eve yılbaşı dışı bir amaçla alınmış ya da gelmiş, tahta salata kasesi, nikah şekeri bisikleti vs
  • Hediye gelmiş
  • Hediye paketinin :) bir parçası olarak gelmiş (kahverengi vazonun içindeki dallar ve parlak kalpler, paşabahçe paketlerinden kalma kırmızı keçe kar tanesi ve kurdelalar)
  • Birileri atarken el koyulmuş 
  • Bağlardan bahçelerden hatta dün yaptığım gibi yüryüşe gittiğim parkurun çevresindeki bitkilerin budanıp çöpe konmuş parçalarından oluşan
objelerdi.






Çoğunlukla doğal malzemeler kullanmak, basit ama dekoratif aranjmanlar hazırlamak, evimin mis gibi çam kokması ve buna neredeyse yok denecek kadar az para vermiş olmak yılbaşı ruhumu körükledikçe körüklüyor doğrusu :)






Size de çevrenizdeki parkları bahçeleri kollamanızı öneririm, evinize çam kokusunu taşımak için illa çam ağacınız olması gerekmiyor, budanmış bir iki dalı evinizin sağına soluna serpiştirip, tavşan elmaları ve kırmızı kurdelalar ile süsleyip yılbaşı havasına kolayca sokabilirsiniz.

Kendime atamadığım ıvır zıvırlar için çoğunlukla kızarım ama bu yılbaşı öncesi tuhafiye ve elişi kutularıma göz atıp kulanabileceğim bir sürü şey bulmak beni pek memnun etti doğrusu.







Yalnız şunu da söylemeliyim. Bahsettiğim bu ıvır zıvırlar bir ayakkabı kutusundan büyük yer kaplamıyor :) Ortada görünen mumların altlıkları, tabaklar vazolar falan zaten evin kullanılan eşyaları, ben sadece ihtiyaç olduğundan onları değiştirecek kurdelalar, keçe süsler, küçük uğur böcekleri gibi yükte hafif pahada ağır :) şeyleri atmıyor ve ihtiyaç olduğunda kullanmak üzere bir kutuda topluyorum. 

Aman diyeyim ıvır zıvır biriktirme işinde dikkatli olun :) evlerin nasıl bir hızla kontrolden çıkacak şekilde dolabildiğini bilmek toplayıcılık konusunda beni hep korkutmuştur :)







Yaptıklarımın bazıları için pinterest veya Instagram'dan ilham aldığımı söylemeliyim. Instagram' da #yılbaşıkafası #yilbasidekorum #christmasdecoration gibi hashtagleri takip ederek ya da benim instagram sayfam üzerinden takip ettiğim kişileri inceleyerek siz de kolayca uygulayabileceğiniz fikirler bulabilirsiniz. 





İşte bizim evde geçirmeyeceğimiz :)) yılbaşının hazırlıkları bu şekilde sürüyor.

Sizlerde durum nedir?




11 Aralık 2014 Perşembe

Arsız Paylaşımlar






Güya bu sene yılbaşını evde geçirmeyeceğimiz için süsleme falan yapmayacaktım :)

Seyahat dönüşü yılbaşı ruhu içime nasıl kaçtıysa durmadan sağda solda elime geçen şeyleri kırmızı kurdelalar, süsler böcekler ile yılbaşı havasına sokuyorum. Fotoğraftaki bisiklette kardeşimin nikah şekerinden kalma, zavallı bizim eve geldiğinden beri benim ruh halime göre renk ve yük değiştirip evin çeşitli köşelerine taşınıp duruyor. Son görevi ise yılbaşı için ormandan bulunan ganimetleri taşımak oldu :)

Evet yılbaşında evde yokuz ama sonuçta şöyle düşündüm, yılbaşında evde olmayacak olmam 1 ay boyunca yılbaşı havasını solumama, evimin neşe dolmasına ve beni mutlu eden şeyleri yapmama engel mi? Olmadığı ortada :) Yeni başlangıçlar her zaman kutlamaya değerdir. Ben de bu sene yılbaşını bir gün değil bir ay boyunca kutlamayı tercih ettim ve çook eğlendiğimi söylemeliyim :)

Evet yeni yıla doğru ilerlerken bu köşenin adını biraz değiştirdim, nihai hali bu olmayabilir ama bakalım şimdilik böyle :)

İşte bu haftanın yılbaşı ruhuyla dolu paylaşımları :

Yılbaşına anlam katmak





Instagram'da keyifle takip ettiğim kullanıcılardan biri olan Maria Rasmussen Noel için çocuklarına uyguladığı bir oyundan bahsetmiş bugün yaptığı bir paylaşımda. Evet biz Noel'i kutlamıyoruz ama amacı o kadar güzel ki bence yılbaşı için kolayca uygulanabilir.

Maria der ki; hedef gün (yılbaşı, noel vs) bir takvimde işaretleyin ve bir ay (ya da sizin belirleyeceğiniz bir süre) öncesinden geri sayım yapmaya başlayın. Geri sayılacak her gün için takvimde çocuklar için çok küçük hediyeler olsun. Çıkartmalar, kurabiyeler, kitaplar vs. aklınıza ne gelirse, küçük ve sembolik birşey olabilir. Yaratıcılığınıza güveniyorum :)

Buraya kadar tamamsa asıl can alıcı kısma geçiyorum. Çocuklarınıza bu oyunu anlatırken bir kural daha söylüyorsunuz o da şu, her gün sonunda kendi hediyelerini alırken onlar da kendilerine ait bir şeyi ihtiyacı olan çocuklara vermek için belirliyor ve size veriyorlar. Herhangi bir eşyaları olabilir ya da siz belli kurallar/limitler koyabilirsiniz. Ay boyunca toplanan bu eşyaları bir hayır kurumuna ulaştırabilir ya da paketleyip çocuklarınız ile beraber Çocuk Esirgeme kurumuna gidip oradaki çocuklara bizzat verebilirsiniz.

Kendi çocukları ile oynadıkları bu oyunu okur okumaz heyecanlandım ve duygulandım. Çocuklara paylaşmayı, başkalarını mutlu etmeyi, kendilerinden farklı durumda insanlar olduğunu öğretmeyi, onlara karşı duyarlılıklarını arttırmayı, ihtiyacı olanlar vermeyi öğretmek için harika bir aktivite olduğunu düşünüyorum. Sonuçta anafikir belli, yöntemi siz istediğiniz gibi şekillendirebilir, kendi çocuklarınıza uyarlayabilirsiniz.

Ahlaki açıdan zor bir dönem geçirdiğini düşündüğüm ülkem için çocuklarımızın böyle güzel öğretilerle büyümesini ve değişimi getirmelerini umduğumu da bu yıl ki dileğim olarak buraya iliştirmiş olayım.


Yılbaşı Kartı / Hediyesi yerine bağış





Mektup yazmayı nasıl unuttuysak, kart atmak da e-mail çıktıktan sonra tarihe karıştı. Yine de bunu her sene yapmayı sürdürenlere hep imrenmişimdir :) Bizim bu yönde sürdürebildiğimiz tek alışkanlığımız yurtdışına gittiğimizde oradan çok yakınlarımıza bir hatıra kartı göndermek maalesef. Ancak bu yıl ruhumu ele geçiren yılbaşına teslim olup ben de göndereyim diye heves ettim.

Önce çevreci yaklaşımım ile dönüşümlü kağıttan yapılan kartlar aradım, mağazalarda bulamadım. Sonra hadi dedim en azından Unicef'in kartlarından olsun da bir yandan işe yarasın. Unicef kartları aramak için o kırtasiye senin bu mağaza benim bakınırken bir yandan da sıradan yılbaşı kartlarının 5-6 TL'den başlayıp 15 TL'ye kadar artan fiyatlarını gördüğümde gözlerime inanamadım. Ben mi yaşlanıyorum bilemedim ama bir kağıt parçası için 5-6 TL bile pahalı geldi doğrusu.

Tüm uğraşlarıma rağmen Unicef kartlarını bulamadım ve internetten sipariş ederim artık diye bilgisayar başına oturduğumda birden kafa şarj etti :) Sadece Unicef değil ki bağış yapılacak tonlarca kurum var bunlar da benzer bir uygulama yapmış olabilirler dedim. İyi ki de demişim.

TEGV, TEMA, WWF gibi birçok kurum bağış karşılığı sertifika gönderiyor, bunu Tema gibi yılbaşı için özelleştirenler de var. 6 TL'ye 1 ağaç dikebiliyorsunuz mesela, minimum 5 ağaç dikmeniz gerekiyor. Yeni yıl kartı yerine her kart için 1 ağaç dikerek sevdiklerinize hem yılbaşı dileklerinizi içeren belgenizi hem de harika bir hediye vermiş olacaksınız. (Tema sertifikaları dönüştürülmüş kullanılmış kağıtlara basılıyor)

Yılbaşı hediyesi olarak da düşünülmesi gereken bir alternatif bence. Her sene iş yerlerinde, okullarda X TL altı hediye verilecek şekilde düzenlenen çekilişler yapılır, kime çıkacağını bilmediğiniz, hem erkek, hem kadına uyacak hem beğenilecek hem de işe yarayacak hediyeler seçmek için uğraşırız. Ya da zaten her şeyi olan insanlara hediye almak söz konusu olduğunda ne kadar zorlanırız. Oysa kendi adına dikilmiş küçük bir orman hediye almak ya da ihtiyacı olan bir çocuğa yardım etmek ya da bir yunus evlat edinmek kimi mutlu etmez ki :)

Ayrıca bu harika hediyeleri almak için evden çıkmanıza bile gerek yok ;) İnternetten online ya da telefon ile tüm kartlarınızı, hediyelerinizi ayarlayabilirsiniz.

Bu sene hem yeni yıl hem de sonrasında benzer seçimlerinizi yaparken bu fırsatları değerlendirmenizi canı gönülden dilerim.



7 Aralık 2014 Pazar

Lüfer Koruma Timi iş başında !!!






Geçen sene Beşiktaş Balık pazarından lüfer alırken balıkçıya "biraz küçük değiller mi" diye sormuştum -aslında çok da küçük değillerdi ama yoklama çekmek istemiştim. Adamın cevabı "Hanımefendi burası Beşiktaş! Buranın hanımları bize küçük alık sattırır mı sizce?!" olmuştu. İşte bu söz istendiğinde nelerin kolayca kontrol altına alınabildiğine güzel bir örnekti.

Lüferi çok severim, hatta üstüne balık tanımam! Ama doya doya yiyememekten şikayetçiyim. Her yer küçücük balıkları lüfer diye satıyor, bizler de bir güzel alıyoruz.






Ben bir Atakent sakini olarak sürekli Atakent Migros'tan alışveriş yapıyorum. Evime en yakın balığı da burada bulabiliyorum. Hafta da en az 2-3 kere ziyaret ettiğim bu Türkiye devi mağaza balık avı sezonu açıldığından beri sürekli olarak küçük balık (lüfer adı altında sarıkanat ve çinekop) satışı yapıyor. İlk günden itibaren yetkililere şikayetimi ilettim ve balık almayı kestim. Fakat beni takan yok tabii, durum devam ediyor. Market yetkililerini defalarca uyardığım halde bana sürekli "sattığımız balığın %15'inin küçük olması normal bu kadar fire hakkımız var savunmasını" yapıyorlar. Ancak benim gördüğüm kadarıyla %15 bir yana tezgahtaki balıkların neredeyse tümü 20 cm altında. Benim karışımın ölçücü 20 cm, fotoğrafta balıkların karışım ile orantısını görebilirsiniz. Sarıkanat belki ama çoğunun 20 cm'i bulmuş olgun birer lüfer olmadıkları kesin...

Bu hafta Alo Gıda 174 hattına alo174@tarim.gov.tr adresine fotoğrafları da göndererek şikayetimi yaptım. Telefonunuz yanınızdaysa bu iş çok kolay. Bir fotoğraf çekip hemen mail ile gönderip şikayet oluşturabilirsiniz. Ben ne zamandır bugün yaparım yarın yaparım diye erteledim, lütfen siz de benim gibi üşenmeyin. Toplam 1 dakikanızı alacak bir işlem ile bu konuda fayda sağlamanız mümkün.

Not: Şu yazıya da bakmak isteyebilirsiniz...


30 Kasım 2014 Pazar

Jetlag kabusu







Kasım ayını bitirip döndük uzun yollardan, uzak kıtalardan. Döner dönmez yapılacak işler listemi daha gitmeden hazırlamıştım. Gel gör ki, arabanın muayenesini yaptırmaktan İstanbul Modern' deki Şahin Kaygun sergisini görmeye kadar onlarca madde içeren listem geldiğimden beri elimde benimle beraber hangi odaya gidersem gelmesine ve her dakika listeye ha bire yeni maddeler eklenmesine rağmen halen bir tek maddeyi bile tamamlamayı başaramadım, sağolasın JETLAG! 

Giderken 2 günde alışmış ve çok zorlanmamıştık saat farkına ancak dönüşte resmen vurgun yemiş gibi olduk. Ne zaman uykumuzun geldiği, ne zaman kaçtığı belli değil. İkinci gün kendimi zorlayıp sabah erken kalkıp, gece de mantıklı bir saatte uyumayı başarınca havamı atmaya başlamıştım "hehee jetlag de kimmiş" diye. Ancak dereyi görmeden paçayı sıvadığım aynı gece saat 4'te hortlak gibi uyanıp 7'e kadar yatakta dönüp, "tamam yeter artık kalkıyorum" derken sızıp ancak öğlene doğru kalkmamla netleşmiş oldu. Üzerimdeki hali anlatmam mümkün değil. Vücut ritminin sarsılması ne acayip bir şeymiş. Uyku zaten allak bullak, üstüne üstlük uyanık olduğum zamanların çoğunda inanılmaz yorgun hissediyorum. Fakat bu halsizlik hali içinde olmayacak saatlerde kısa süreli enerji patlamaları yaşıyorum. Bu enerji patlamalarını da ancak bavulları açmak, çamaşır yıkamak ve yemek yapmak gibi mecburi işlere kanalize ederek evin yaşanırlığını sağlamaya çalışıyorum. Bunlar dışında 4 gündür ne yapıyorsun diyenlere verecek anlamlı tek bir cevabım yok :( Haa sadece son patlamalardan birinde yılbaşı süslerini ortaya döküp hızlıca evin sağını solunu süslediğimi inkar etmeyeceğim. Ama hızlı yaşadı genç öldü misali bu patlama saçma bir uyku bastırması ile aniden bitiverdi. Sonrası yine aynı azap aynı huysuzluk hali.

Bu yazıyı da uyanık kalmak için yazıyorum desem kızmazsınız umarım. Saat 18:30 ve ben neredeyse öğlen kalkmama rağmen başımı koysam uyuyacak haldeyim. Gel de anla :(

Diyeceğim o ki;

Sevgili jetlag, tamam tanışmamız ve misafirliğin belki kaçınılmazdı ama bence yeterli zaman geçirdik, bilirsin misafirliğin 3 günden sonrası bayar. Olmuş 4 gün sen hala bir 4 gün daha kalmayı planlıyor gibisin. Ayıp oluyor söyliyim. Bence bizi artık rahat bırak da düzenimize dönelim, bak listeler kabarıyor ve benim huysuzluğum da artıyor! Hadi güzelim başka kapıya hadi...




2 Kasım 2014 Pazar

İnternet'ten Seçmeler / Saturday Shares






Farkındayım, paylaşımlarım interneti, yayınlanma zamanı ise cumartesiyi aştı son zamanlarda :) Demek ki bu köşenin adı değişmek ister.

Ancak uzun bir yolculuğun arifesindeyiz. Kasım'ı karşılayıp kaçıyoruz. Tahminimce Kasım sonuna kadar blog için bir şeyler yazmak hazırlamak pek mümkün olmayacak. Dönünce bakarız artık paylaşımlar nerden esinlenir, hangi gün yayınlanır :)

Yola çıkmadan önceki son seçmelere bakalım:


Melih Karakelle'nin kaleminden "Türkiye'den neden taşındım"



Ne hissettiğinizi sizden çok daha iyi anlatan insanlar olduğunda sözü onlara bırakmak gerek :)

Bu hafta facebook' da rastladığım "Türkiye'den neden taşındım" başlıklı blog paylaşımı, son yıllarda düşündüğüm, hissettiğim her şeyi mükemmel şekilde anlatmış. Yazarı Melih Karakelle'nin kalemine aklına, ağzına sağlık.

Yazıyı, hem sosyal medyada henüz rastlamamış olanlar, hem de ihtiyacım olduğunda geri dönüp okumak için burada yayınlamak istedim.


1960s-afghanistan-22


 Nat Geo TV 80'ler


Bu sabah hayatta sahip olduğum en eski arkadaşım aradı. Lego'ların birbirine geçen iki tarafı girintili çıkıntılı parçaları dışında ev, ya da yer döşemesi gibi alanlarda kullanılmak üzere bir tarafı geçmeli girintileri olan ama üst tarafı parlak ve düz parçaları vardır. Yıl 81-85 arası bir yerler. Biz canım arkadaşımla bu parçalara "yalabık" derdik. Parlak, kaygan anlamında :) hatta bu terminolojiyi öyle içselleştirmişiz ki senelerce başka hiçbir kelime bize bu tür yüzeyleri bu kelime kadar iyi ifade etmediği hissiyle hep bu kelimeyi kullandık aramızda :)

Dün kızına hediye edilen lego'yu açtığında bu parçalardan görünce de beni aramış, eski günleri yadetmek için. 

Seksenler bir başkaydı. Yerli dizisi yapıldı, seyretmedim ama pek sevildiğini biliyorum. Siz de o günlere dönmek isterseniz NatGeoTV'nin 80's : The Decade That Made Us belgeselini seyredin derim. 





NOT: Hızını alıp duramayanlar ya da bizden bir sonraki nesil için aynı serinin 90'ları da var ;)


Anne Babalara sesleniyorum...





Yine "çocuğum yok, ama" şeklinde bir öneri :)

Pek sevgili Joanna'nın şu paylaşımını çok eğlenceli bulduğumu söylemek isterim. Yani ben çocuğunuz olsam bayılırdım okuduğum kitaplardan birinin kahramanı gibi onun yaptıklarını yapmaya. Sizin de deneyebileceğiniz kitaplar vardır eminim, bir düşünün bakalım ...


İyi haftalar,





 





27 Ekim 2014 Pazartesi

Gecikmiş Internetten Seçmeler :) / Saturday Shares





Bu hafta fena halde geç kaldım kusuruma bakmayın. 2 hafta sonra çıkacağımız uzun yurtdışı seyahatimiz öncesi eşimin işiyle ilgili yoğun yardıma ihtiyacı olduğundan bu aralar zamanımı ona adamış bulunuyorum. Hal böyle olunca ne doğru düzgün internette dolaşmaya ne de yeni şeylerle ilgilenmeye vaktim kalıyor. Günlerdir adam gibi blog bile okuyamadım :(

Yine de bu haftayı tamamen pas geçmeye gönlüm el vermedi. Bu sebeple son haftalarda pazar günlerime keyif katan iki TV programını paylaşmak istiyorum bu hafta sizlerle.

İkisinin de BBC olması tesadüf mü bilmiyorum. Zaten oldum olası BBC yayınlarına sempati duymuşumdur.


Bir İtalyan ve bir İngiliz bir gün İtalya yollarına düşmüşler...






Önereceğim ilk program Italy Unpacked. Programda İtalyan bir şef ve İngiliz bir sanat eleştirmeni İtalya' yı baştan başa dolaşıyor. İtalya denince akla gelen ilk iki kavram olan sanat ve yemek deli dolu adamlar sayesinde son derece eğlenceli şekilde birleşiyor. Biz bu kafadarları her hafta keyifle seyrediyoruz, size de öneririz.

Merak edenler için :






Sanat dedektifliği heyecanı...






İkinci program ise Fake or Fortune? Bu programda bir gazeteci ve bir sanat uzmanı çeşitli sanat eserlerinin gerçek olup olmadıkları konusunu araştırıyorlar.  Bir yandan tam bir dedektiflik macerası heyecanı sürerken diğer yandan sanat ve sanat tarihi ile ilgili harika bilgiler edinmek mümkün oluyor. Sanatın sıkıcı olduğunu düşünenleri özellikle bu programı seyretmeye davet ediyorum :)



İşte bölümler biri :







Daha fazlasını izlemek isteyenler bu programları hemen Youtube' dan seyredebileceği gibi Bloomberg TV'de pazar günleri öğlen saatlerinde arka arkaya gösterimlerini de bulabilirler.

İyi haftalar...






18 Ekim 2014 Cumartesi

40'tan önceki son çıkış






Evet 40' tan önceki son çıkışı da geçtik. Bundan sonraki durak sırıtarak beni beklese de hemcinslerim kulağıma 39' da uzun süreli bir mola verebileceğimi, bunun neredeyse bir gelenek olduğunu fısıldadığı için içim rahat :)


Buraya kadarına sonsuz minnet duyduğum hayatımın gelecek günler için de bana güzel sürprizler hazırladığına kuşkum yok. Adı 39' da, 40' da, 50' de olsa farketmez, heyecanla bekliyorum gelecek günleri de. Yine de 39' daki konaklama hakkımı saklı tuttuğumu belirtmek isterim, insanın ne zaman neye ihtiyacı olacağı belli olmaz :))






Zamanın hızlı akışına inat sonbaharın bu güzel günlerini biraz olsun yavaşlatıp tadını çıkarabilmek için artık geleneksel hale getirdiğimiz doğumgünü seyahatimizi bayramla birleştirip 15 gün İstanbul'a veda ettik.


Bayramda annemleri, sonra kayınvalidemleri ziyaret edip doğumgünüm için 4 günlüğüne aynı geçen sene ki gibi Sakız Adası'na kaçıverdik.






Adanın önemli yerlerini geçen sene zaten gezdiğimiz için bu sene biraz yatma, dinlenme tatili yaptık.
Tatlı tatlı esen meltem ve pırıl pırıl parlayıp usul usul ısıtan güneş altında kah balkonumuzda, kah plajda kumların üzerinde yayıldık, okuduk, dinlendik. İstanbul' un bizi bekleyen soğuk ve gri havasına dönmeden bol bol mavi gökyüzü, sapsarı güneş ve iyot kokusu biriktirdik.





Adayı ne kadar çok sevdiğimizi bir kere daha teyit ettik. Cindy ve Yiannis' le dost sohbetler yaptık. Bol bol yedik içtik. Bir kere daha yaşadığımız güzellikler için şükrettik.

Dönüşte ailelelerimizi bir kere daha kucakladık ve maalesef tüm tatilin en tatsız kısmı olan bu sevimsiz şehre geri döndük.






Kasımın ilk haftası bize yine bir seyahat görünüyor, bu sefer uzak diyarlara. O güne kadar buralarda olmaya gayret göstereceğim.

İyi hafta sonları,





13 Ekim 2014 Pazartesi

Yalnız uyanmayacağımız günler için, Günaydın!



Ne yaparsak yapalım kendimizi yalnız hissetmek istemeyiz. Bizim gibi insanların varlığından güç alırız. Öyleyse yeni uyandığımız bu güne daha önce uyananları keşfedelim bu hafta. Çünkü biz yolun başında olsak da bizden önce uyananlar çoktan işe koyuldu bile.

Size ilham verecek, bakış açınızı değiştirebilecek koca bir sayfa dolusu kitap, filmi belgesel ve bu işi yapmaya başlayanlarla ilgili internet içeriği için hadi şu linki tıklayalım.

Tıklamaya üşenenler için aynı liste aşağıda da mevcut. Sadece bir kaçını tıklayarak bu haftanın diğer haftalarınızdan farklı olmasını sağlayabilirsiniz. Uyanık kalmak için hadi başlayalım !


Uyandıran Kaynaklar

Kitap Önerileri


Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları 1-2, John Perkins

Kafes, John Perkins

Kutsal Ekonomi, Charles Eisenstein

Küçük Güzeldir, E.F. Schumacher

Görünmeyen Ekonomi: Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?, Steven D. Levitt

Permakültüre Giriş, Bill Mollison

Doğal Tarımın Yolu, Masanobu Fukuoka

Mülksüzler, Ursula K. Le Guin

Bin Dokuzyüz Seksen Dört, George Orwell

No Logo, Naomi Klein

Dünyanın Durumu – Worldwatch Enstitüsü Serileri


Belgesel Önerileri


Home, 2009

The Corporation, 2003

In Transition 1.2 – 2.0, 2009

Garbage Warrior, 2007

Dirt The Movie, 2009

Growthbusters, 2011

Thrive, 2011

Zeitgeist (Üçleme), 2007, 2008, 2011

Fast Food Nation, 2006

Tapped, 2009

The Eleventh Hour, 2007

King Corn 2007

An Inconvenient Truth, 2006

Food Inc., 2008

Capitalism: A Love Story, 2009

Inside Job, 2010

In Debt We Trust, 2007

Story of Stuff, (Kısa videolardan oluşan online bilinçlendirme projesi. Bizimkisine çok benziyor. Çevirilerine katkıda bulunabilirsiniz.)


Film Önerileri


V For Vendetta, 2005

Into The Wild, 2007

Network, 1976

American Beauty, 1999

The Truman Show, 1998

The Man From Earth, 2007

Gandhi, 1982

Avatar, 2009

Wall-e, 2008

Koyaanisqatsi, 1982

The Matrix, 1999

They Live, 1988

The Gods Must Be Crazy, 1980

Fight Club, 1999

Office Space, 1999

The Pursuit of Happyness, 2006

Slumdog Millonaire, 2008

Trading Places, 1983



Alternatif Çalışmaları Tanıyın

Adbusters
Beyaz Yakalılar Bişi Yapsa
In Transition (Geçiş Şehirleri)
Mutlu Eller Blog
Occupy Wall Street (İşgal Et Hareketi)
Seferihisar (Yavaş Şehir)
Sineksekiz Yayınevi
Slavery Footprint
Slow Food Anadolu
Slow Food Türkiye
Wiser
Yes Magazine
Yeşilist

Alternatif Ekonomileri İnceleyin

Couch Surfing
In Transition (Geçiş Şehirleri)
Ole Vole (eşya paylaşımı)
Ortak Kullanım Hareketi
P2P Foundation
Verrr
Zumbara

Benzer Yabancı Videoları İzleyin

Films For Action
Story of Stuff
Çevreci Sitelere Tıklayın
Ağaçlar.Net

Dernekler / Vakıflarda Çalışın

Buğday Derneği
Doğa Derneği
Tema Vakfı
WWF Doğal Hayatı Koruma Dern.

Eşyalarınızı Kendiniz Yapın

10 Marifet
Dönüşüm Atölyesi
Dudumaya
Kendin Yap Sitesi
Kendin Yap.gen
Kndnyp Blog
Yapım Sitesi
Zehirsiz Ev (Doğal Temizlik, Kozmetik)

İmza Kampanyalarına Katılın

Change
İmza Kampanyam
The Petition Site

Permakültür ile Tanışın

In Transition (Geçiş Şehirleri)
Marmariç Projesi
Permakültür Platformu
Türkiye Permakültür Arş. Enst.

Trafiği Rahatlatın

Yol Yola Projesi ile Trafiğe Çözüm

8 Ekim 2014 Çarşamba

Herkese "Bir Umut" lazım !!!


Biz hala tatildeyiz ama bayramı henüz bitirmiş olmaktan hareketle, uzun zamandır paylaşmak istediğim bu yardım ve dayanışma fırsatına değinmek istedim.

Şu yazımda bahsetmiştim, geçen kış İstanbul'daki aile evimizi boşalttığımızı. Senelerdir 3+1 evde tek başına kardeşim oturduğu için biz de evi depo gibi kullanıp kullanmadığımız ama atmaya da kıyamadığımız ne var ne yok biriktirmişiz. Evi boşaltma noktasına gelince biriktirilenler dışında bir de başka bir yerde kullanmayacağımız beyaz eşyadan mobilyaya bir yığın ev eşyasını "ee bize ne olacak şimdi" diye karşımızda bulduk. 

Daha bir sene önce bu sefer kendi evimizi boşaltmak zorunda kalmış ve eşyaları verecek ne bir dernek ne de bir kurum bulabilmiştik. Eşya aldığını duyuran kurumların hemen hemen hepsi ancak ayağımıza getirirseniz alırız diyorlardı. Ama bizim vereceklerimizi bu kurumlardan birine götürmek için neredeyse ikinci bir taşınma parası ödememiz gerekiyordu. Hal böyle olunca kendi taşınmamızda çok zorlanmış, ihtiyaç sahiplerini kendimiz bulup bazı şeyleri vermiş, bazı şeyleri de maalesef üstüne para vererek atmak zorunda kalmıştık. 





Edinilen tecrübe ile algılarımı nasıl açtıysam, geçen sene ki TÜYAP Kitap fuarında bir şekilde Bir Umut Derneği ile karşılaştım ve yaptıkları bir çok harika işin yanı sıra kullanılabilir durumdaki eşyaları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak konusunda da çalıştıklarını öğrendim. İşte bu bilgi aile evinin boşaltılması zamanı gelince kurtarıcı oldu. 

Dernek ile iletişime geçtiğimde hemen bir organizasyon yapıp geldiler ve vermek istediğimiz her şeyi, hatta kimsenin işine yaramaz diye düşünüp çöpe ayırdığımız bir sürü eşyayı da aldılar. Onlarla yaptığımız konuşmada büyük bir üzüntüyle bir kere daha anladık ki bizim çöp diye beğenmediğimiz şeyleri bile bulamayan onlarca, yüzlerce insan var. 

Eminim sizin de evlerinizde kullanmadığınız ama bir gün kullanılır diye tuttuğunuz şeyler vardır. ya da bizim gibi atılmayacak ama satılmayacak da şeyleri vermek zorunda olduğunuz anlar. İşte o anlarda aklınıza Bir Umut Derneğinin gelmesi için yazıyorum bu satırları.  

Dernek hakkında daha detaylı bilgi için aşağıdaki videoyu seyretmenizi ve web sayfalarını ziyaret etmenizi öneririm.

Biz Bir Umut Derneği sayesinde inanılmaz gayretli ve artık kolay rastlanılmayan dayanışma ruhunu derinlerinde taşıyan insanlarla tanışma fırsatı bulduğumuz için çok mutluyuz.








4 Ekim 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares





Bayram münasebetiyle İstanbul'dan ayrıldık ve sırasıyla Küçükkuyu, İzmir ve Sakız Adası duraklarını ziyaret edeceğimiz yolculuğumuza başladık.

Haftaya bu köşeyi hazırlayabilecek miyim bilmiyorum. Cuma günü Sakız Adasına geçmiş olacağız ve büyük ihtimalle bütün hafta internette vakit harcamaya çok fırsatım ve isteğim :) olmayacak. Eh tatildeyiz ne de olsa :)

Bu hafta için planım yola çıkmadan iki haftalık yazıyı hazırlamaktı ama gel gör ki kendimizi bile anca topladığımız yoğun bir hafta oldu.  Hal böyle olunca bu haftayı toparlamak bile mucize oldu diyebilirim :)

Bayram münasebetiyle eğlenceli paylaşımlara yer vermeye çalıştım, işte bu haftanın paylaşımları:

Çocuğunuz yemek mi seçiyor? 




Üzülmeyin yalnız değilsiniz. İşte size yemek seçenler klübünün seçkin üyelerinden örnekler :)

Bu da yemek problemi çeken ebeveynler için pek eğlenceli görünen bir kitap önerisi olsun :)


İlginizi çekecek istatiktikler





Bazı istatistikleri rakamlar öylece söylendiğinde bize çok fazla birşey ifade etmez. Ancak o rakamların ifade ettiği oranlar görselleştirildiğinde söylenen o birkaç rakamın ne demek istediğini anlayıveririz. 

İşte şu sayfada da yaşadığımız dünya ile igili ilginç istatistikler, pek basit şekilde görselleştirilmiş. Tam da bu basitlik sebebiyle etkileyici hale gelmişler. Tıklamanızı öneririm.


Yetişkin olmak!!!





Şu paylaşımdan yola çıkarak şu blogu incelemenizi bayram eğlencesi olarak öneririm :)



Bu haftalık da bu kadar.

Herkese mutlu bayramlar, kazasız yolculuklar, keyifli tatiller diliyorum.





29 Eylül 2014 Pazartesi

Eğer bir işaret bekliyorsanız, işte bu O !!!




Uyanmanın Aşamaları


Bu durum önce biraz mırıldanmak, yatakta dönenmek sonra esnemek, kalmak, yüzünü yıkamak ve kahve içmek gibi görünebilir. Evet, aslında çok da farklı sayılmaz


SİZ BU AŞAMALARIN HANGİSİNDESİNİZ?


1. Nispeten özgür dönem ya da özgür olman gerektiğini biliyor olduğun dönem. Çocukluk, gençlik vs.

2. Bu özgürlüğün elinden alındığına şahit olmak, iş hayatına atılıp gerçeklerle yüzleşmek. Her şeyin paraya dayalı olduğunu görmek, okul yıllarında edindiğin idealizmi kaybetmek ve hayal kırıklığı.

3. Özgür olman gerektiğinin bir hak olduğunu yavaş yavaş unutmaya başlama, alışma dönemi. “Mecburuz ne yapalım”dan, “En azından bir işim var” diye sevinecek hale geçiş.

4. Bir takım uyaranlarla (Belgeseller, kitaplar, filmler, çarpıcı bir olay, Uyanma Saati’ni izlemek vs.) özgürlüğünün nasıl ve neden elinden alındığını algılamaya başlamak.

5. Bu konuda merak duymaya başlamak, daha fazla konuşup, tartışıp, araştırmak ve daha fazla belgesel, film, kitaba sarılmak.

6. Tebrikler, uyandınız! Şaşkınlık ve “Peki şimdi ne olacak” dönemi. İsyankar ruh hali sizi sarar. “Sahil kasabasına yerleşmek” ya da “Dağlara kaçmak” hayalleri… Bu biraz sürebilir.

7. Sorumluluklarınızı kabullenme anı. Sevdiklerinizi bırakıp kaçamayacağınızı, kaçıp gitmenin bile bir miktar para ve destek gerektirdiğini, hala ödemeniz gereken bir kiranızın, bankaya borcunuzun olduğunu, bilgisayarsız yaşayamayacağınızı fark etme anı. (Bu 7. aşamada dağa kaçanlar olmuyor mu, oluyor tabii! Onlar da %100 kaçamıyor, gitmeden önce yine bir dağcılık markasının mağazasına uğrayıp güzel bir çift trekking botu ve çadır satın almayı unutmuyorlar )

8. Şehirde, savaş meydanında kalıp özgürlük için cengaverce mücadele etmeyi seçme aşaması. İşte bu aşamada devreye “Gerçek İşler” geliyor. Normal işinize giderken, hem kendinizi daha mutlu hissettirecek hem de dünyaya faydalı olacak başka bir işe başkoyduğunuz an… Gerçekte neye ilginiz olduğunu, para kazanma zorunluluğu olmasaydı ne iş yapardım deyip kendini ilk kez “gerçekten” tanıma anı.

9. Seçtiğiniz “gerçek iş” alanında kendiniz gibi uyanmış güzel insanlarla tanışma ve büyüme. Kendini ilk kez gerçekten “hayata katılır” hissetme…

10. Bu geçtiğiniz aşamaları başkalarına da anlatarak, başkalarının da uyanmasına yardımcı olmak için gönüllü olma.



Başkalarının da bu basamakları çıkmasına ve gerçek kimliğini keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz.
Lütfen sevdiklerinizle www.uyanmasaati.com sitesini paylaşınız.





*”Uyanışın Aşamaları” konusunda çok ilginç bir benzerlik için, aşağıdaki video ve bilgileri inceleyebilir, daha fazlası içinse “Ten Ox Herding Pictures” ifadesini Google’da aratıp detaylara ulaşabilirsiniz.





Ten Ox Herding pictures, poems and short pieces of prose tell how the student ventures into the wilderness in his search for "the Bull" (or "Ox"; a common metaphor for enlightenment, or the true self, or simply a regular human being), and how his efforts prove fruitless at first. Undeterred, he keeps searching and eventually finds footprints on a riverbank. When he sees the bull for the first time he is amazed by the splendour of its features ('empty and marvellous' is a well known phrase used to describe the perception of Buddha nature). However, the student has not tamed the bull, and must work hard to bring it under control. Eventually he reaches the highest Enlightenment, returns to the world and 'everyone I look upon becomes enlightened'.

Common titles of the pictures in English, and common themes of the prose, include:
  1. In Search of the Bull (aimless searching, only the sound of cicadas)
  2. Discovery of the Footprints (a path to follow)
  3. Perceiving the Bull (but only its rear, not its head)
  4. Catching the Bull (a great struggle, the bull repeatedly escapes, discipline required)
  5. Taming the Bull (less straying, less discipline, bull becomes gentle and obedient)
  6. Riding the Bull Home (great joy)
  7. The Bull Transcended (once home, the bull is forgotten, discipline's whip is idle; stillness)
  8. Both Bull and Self Transcended (all forgotten and empty)
  9. Reaching the Source (unconcerned with or without; the sound of cicadas)
  10. Return to Society (crowded marketplace; spreading enlightenment by mingling with humankind)


27 Eylül 2014 Cumartesi

İnternetten Seçmeler / Saturday Shares






Bu hafta pek hareketligeçiyor. Dün gece ki kızlar partisinden kalma dumanlı kafamı bu cuma akşamında bilgisayar başına oturmam da bundandır :) Yarın gün içinde dışarıda koşturulması gereken birkaç iş, evde temizlik, akşam da dostlarla yenecek bir yemek olunca bu haftanın paylaşımları için bugünden yazıyı tamamlamak farz olmuş demektir.


İşte bu haftanın paylaşımları,



Kendinize güveninizi sadece 2 dakikada nasıl yükseltirsiniz?








Yine son derece ilham verici bir TED videosuna rastladım bu hafta.

Videoda Harvard' da profesör olan Sosyal Psikolog Amy Cuddy ve ekibinin yaptığı bir araştırma anlatılıyor. Araştırmadan çıkan etkileyici sonuç özetle şöyle; beden dili sadece o anda nasıl hissettiğimizi yansıtan pasif bir araç değildir, bizler kendi bedenimizi kullanarak nasıl hissettiğinizi değiştirebiliriz. 

Nasıl mı? Kısaca şöyle;

Bir grup denekten sadece 2 dakika boyunca güçlü görünen, güç ifade eden bir pozisyonda durmaları isteniyor. Yukarıdaki fotoğraftaki "Wonder Woman" pozu gibi mesela. Diğer gruptan ise tam tersi sinik, korkak ve savunmacı bir pozisyonda durmaları isteniyor.

Deneyden önce ve sonra Testosteron ve Kortizol hormonlarının seviyeleri karşılaştırılıyor. Bu hormonlar nedir diyenler için:  Testosteron, vücutta güç, cesaret, girişkenlik, kendine güven gibi etkileri olan bir hormon. Erkeklik hormonu olarak da biliniyor oysa her iki cinste de salgılanıyor, erkeklerde çok daha fazla tabii :). Kortizol ise vücudun strese gösterdiği tepkiyi gösteren hormon, stres hormonu olarak da biliniyor.

Deney sırasında yapılan testlerde görülüyor ki sadece 2 dakika güç pozisyonunda duran kişilerde vücuttaki güç hissini gösteren testosteron seviyesi %20 yükseltirken, kortizol seviyeleri %25 azalıyor. Yani kendilerini gerçekten daha güçlü ve daha az sıkıntı da hissediyorlar.

Bunun aksine sinik pozisyonda duranların testosteron seviyesi %10 civarı düşerken Kortizol seviyeleri %15 civarı yükseliyor. Yani başladıklarından daha korkak, tehdit edilmiş ve gergin hissetmeye başlıyorlar.

Ben kendi adıma bunu bilinçli olarak yapmasam da güç ve kendine güven ihtiyacı duyduğum zamanlarda daha dik oturup, omuzlarını geriye devirip, derin bir nefes aldıktan sonra yumruklarımı sıkar ve yüzümde kararlı ve ne yaptığını bilen bir ifade takınmaya çalışırım. Kısa bir süre bu şekilde durmak bana her zaman iyi gelmiştir. Bu videoyu seyrettikten sonra bunu bilinçli olarak uygulamaya başlayacağımdan eminim :) Buyrun bu etkileyici videoyu bir de kendiniz seyredin.







Surada da pek zevkle takip ettiğim A Cup Of Jo blogunda konuyla ilgili yer alan paylaşım. İçerdiği Amy Cuddy hakkındaki New York Times makalesine göz atmanızı da özellikle tavsiye ederim.



Bir insan elini attığı her şeyi mi becerir!







Bu paylaşım erkekler için çok çekici gelmeyebilir ama bayanların bu blogu keşfetmekten mutlu olacağına eminim.

Size tavsiye edeceğim Genine's Art Blog takip etmeye ilk başladığım blog olsa gerek. Yıllardır takipteyim ve bu hatunun hastasıyım :)

Genine, yaratanın cömert davrandığı insanlardan biri. Yaratmak onun yaşam tarzı olmuş. Durmadan dinlenmeden harika şeyler üretiyor. Resim yapmaktan, oymacılığa, seramik yapımından dikişe kadar her şeyi beceren, becermekle de kalmayıp yaratıcılığını, farklılığını ve el becerisini yaptığı her işte gösteren inanılmaz yetenekli bir hatun.

Sadece kendisi de değil, mimar olan eşi ve harika resimler yapan oğlunun da insanı çatlatacak derecede yetenekli olduğunu söylemem lazım. Yaşadıkları evleri eşi yapıyor, birkaç senede bir yeni bir ev yapıp, eskisini satıp yepyeni bir maceraya başlıyorlar. Blogda bu evler konusunda da bir çok yazı ve fotoğraf bulabilirsiniz. Dekorasyon ve mimari konusuna olan merakım sebebiyle hepsini tek tek takip ettim ve yaşadıkları her eve ayrı ayrı bayıldım diyebilirim. O kadar ki beni evlat edinmeleri için kendilerine yalvarmayı ciddi ciddi düşündüğüm anlar oldu :)

Bloguna kabaca bile göz gezdirseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hele detaya girerseniz renkli kişiliği ve yarattığı güzelliklerle sizi kendisine nasıl hayran ettiğini göreceksiniz.







Bu arada her ay ücretsiz yayınladığı tamamen kendi çizimi olan desktop'ları yayınlamaya başladığı ilk günden beri kullanıyorum. Sizin de seveceğinize eminim.



Lüfer Koruma Timi



Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar ve Lüfer Koruma Timini hala duymamış olanlarınız için bir ara uzun uzun yazacağım. Ancak balık avlama yasağının bitişinin ardından tezgahlarda gördüğüm Lüfer ve Palamut iddiasındaki balıkların küçüklüğünü görünce çok geç olmadan bu konuya değinmek istedim. 

Geçen sene Beşiktaş pazarında bir amcaya balıklarının küçük göründüğünü söylediğimde "kızım burası Beşiktaş, buranın hanımları sattırır mı bize küçük balık, herkesin gözü üstümüzde" demişti. Yaptığımız kontrollerin ne kadar etkili olduğunu bu olayla iyice anlamıştım. İşte bu yüzden "amaan ne olacak" demeyin, neler için bir foto çekip sosyal medyada paylaştığınızı düşünün. 

Sizin için bu işin peşinde koşacak, ne yapacağını bilen insanlar sizin için çalışmaya hazırlar. Sizden sadece onların gözü olmanızı istiyorlar. 

Siz de yasal sınırın altında satış yapan birine rastladığınızda (balıkçı, market, seyyar ya da lokanta farketmez) 
  • çekin bir fotoğrafını 
  • ekleyin satıcının isim ve adresini 
  • @140journos'a tweetleyin.





Buna ek olarak Slow Food / Fikir Sahibi Damaklar hesabını facebook ve twitter'da takibe alırsanız hem konunun detayları hakkında bilgi sahibi olabilir hem de birbirinden değerli bilgi ve aktivitelerle ilgili haberlere birince elden ulaşabilirsiniz..


Bu haftalık da bu kadar, mutlu hafta sonları...


24 Eylül 2014 Çarşamba

Hayatınıza renk katacak bir keşif : Sesli Kitap / Audio Book





*


Daha önce bir kaç yazımda sesli kitap dinlemeyi ne çok sevdiğime değinmiştim. Ancak son zamanlarda çevremden bu konuda gelen sorular üzerine benim için çok kıymetli olan bu deneyimi biraz daha detaylı paylaşmak istedim.

Sesli kitap kavramı ile uzun seneler önce (en az 15 :))  kitap seslendirme hevesine kapılarak tanışmıştım. Çalıştığım şirketin Altı Nokta Körler Derneği ile ortak düzenlediği bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında, amatörce bir ses kayıt cihazına okumalar yapmayı denemiş, ancak olayın aslında ne kadar zor olduğunu farkedip, bir de üstüne asıl kayıtların stüdyoda yapılacağını öğrenince zora gelemeyip caymıştım. Hala utanırım kolaycılığımdan ama gençlik işte...

Bu olaydan birkaç sene sonra ilk arabamı alıp, haftanın birkaç günü evimden 35 km uzaktaki işime arabayla gidip gelmeye başladım. O yıllarda trafik bu kadar kötü olmamasına rağmen, en az 1 saat süren yol bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlamıştı. Serviste kitap okuyup yolu geçiştirebiliyorken araba kullandığım günler doğru düzgün çekmeyen radyolar arasından dinlenebilecek kıvamda birini bulmak için uğraşmakla geçiyordu yolculuğum.








Bir gün internetten kitap alışverişi yaparken bir baktım Hakan Akdoğan'ın Nü Peride kitabının 2 kaset -dikkatini çekerim o zamanlar kasetler hala vardı :)- halinde seslendirilmiş hali satışta. Derdime derman olacağını düşünerek hemen sipariş ettim. Kasetler elime ulaştığında da büyük bir hevesle dinledim bütün romanı. Allahım ilaç gibi gelmişti sıkıntıma. Ancak o dönemde bu kitaptan başka okumadığım bir güncel bir yayın bulamadım seslendirilmiş olarak. Hep klasikler vardı ve doğrusu otobanda giderken Dostoyevski dinlemek pek cazip gelmemişti. İlk sesli kitap maceram böyleydi işte. Üretici firmanın belli ki pek de para kazanmadığı bu girişimini sonlandırması ile tadı damağımda kalan bu ilk ve tek seferlik keyif kısa sürede kişisel tarihimin tozlu sayfaları arasındaki yerini alıverdi.

Ta ki geçen sene tatile çıkarken o anda okuduğum kitabı ağır cildi yüzünden yanımda taşımak istemeyene kadar. Kitabı yanıma almaya alternatif olarak aklımdan ilk geçen şey sesli kitap değildi tabii. Öncelikle e-kitap olarak aradım romanımı. Ancak aramalar sırasında karşıma sıkça sesli kitap lafı çıkıp da geçmişteki bu keyifli deneyimimi bana hatırlatıverdi. Artık çağ değişmişti kasetler yerini çoktan mp3'lere ve onları her an bizim için çalacak, yanımızdan asla ayırmadığımız akıllı telefonlara bırakmıştı. Göründüğü kadarıyla bu kavram ve tüketimi de bayağı yaygınlaşmıştı -en azından ingilizce kaynaklar için.









Ancak ertesi gün yola çıkacaktım ve bir sürü hazırlık beni bekliyordu. Araştırma için zamanım kısıtlı olunca en kolay yolu seçtim ve "free audio book" şeklinde yaptığım google aramasında karşıma çıkan ilk bağlantıyı tıkladım. Bir abi Amazon'un Audible servisine üye olduğunuzda ilk 2 kitabı ücretsiz verdiklerini yazmıştı. Üyeliği teyit için kredi kartı numarasını istiyordu ancak ilk ay hiçbir ücret almıyordu. Ay dolmadan üyeliğinizi iptal ederseniz de 2 kitabı bedava alıp yolunuza devam edebiliyordunuz. Okuduğum kitap son yılların best seller kitaplarından biri olduğu için zaten çok fazla yerde yoktu, benim de aramaya zamanım yoktu. Hemen kart bilgilerimi girip üye oldum, telefonuma mobil audible uygulamasını indirdim ve kitabımı yükledim.

İşte sesli kitap hayatıma bu şekilde tekrar girdi ama bu sefer her an yanımda taşıyabilme lüksüne sahip olduğum için kendine hayatımda kocaman bir yer ediniverdi.

Şöyle bir kaç örnek vereyim;

Benim gibi, tatile gittiniz. Plaja kitabı götür, ıslanmasın, yağlanmasın, güneşini kapatmasın diye uğraşmak yerine tak kulaklığı kapa gözünü ve dinle kitabını,



Islak kitap sendromu :) *


Gece kitap okumak istiyorsun ama eşin yanında uykuya dalmak üzere, ışıklar kapanmalı ama senin uykun yok. Yorgunsun ve sıcacık yatağından çıkmak da istemiyorsun. Müjde artık ışıkları yakmadan ve yan odaya geçmeden de kitap okuyabilirsin, tak kulaklıklarını dinle kitabını.

Biz kadınların bayıldığı :P ev işleri ile uğraşıyorsun, mesela ütü, mesela yemek, mesela temizlik. Bu gereksiz işler işin harcadığın vakte üzülüyorsun ama işler de kendi kendine bitmiyor. Üzülme, tak kulaklığını ve işini yaparken kitabını dinle, hem vaktini verimli kullan, hem de eziyeti keyfe çevir..



Akşam yürüyüşü -  by MRA


Yürüyüşe çıktın, spora gittin. Spor salonunda televizyon açık saçma sapan bir dizi gösteriyorlar, ya da maç. Müziği açtın ama hergün aynı şarkıları dinlemekten de sıkılmışsın. Her dakika ayrı playlist oluşturmaya da uğraşacak değilsin. Aslında aklın da en heyecanlı yerinde kalan kitabında. Çaresi var, tak kulaklığı dinle kitabını.

Akşam trafiğinde, tek başına arabandasın, sıkıntıdan çatlamak üzeresin ve trafiğin kıpırdamaya hiç niyeti yok. Ya da şehirler arası yoldasın, tek başına direksiyon sallayacak daha en az 7 saatlik yolun var :( Üzülme aç telefonunu, ver sesi hoparlöre, dinle kitabını.



Bitmeyen trafik çilesi **

Otobüs, uçak, gemi, herhangi bir araçta kitap okuyamıyorsun, seni tutuyor. Okumak zorunda değilsin, burada okunmuşu var :)

Çocuğunuza kitap okumaktan sıkıldınız, açın bir sesli öykü kitabı dinlesin. Bizim Kraliçe' de denedi annesi ve çok memnun kaldılar sonuçtan.


Faydalar listesi o kadar kalabalık ki, hiç düşünmediğiniz anlarda imdadınıza yetişi veriyor sesli kitaplar. Ve bunun için yanınızda telefonunuz hariç hiçbir şey taşımanız da gerekmiyor .


Google'da ya da torrent üzerinden bir arama ile birçok ücretsiz sesli kitaba ulaşabilirsiniz ancak şunu söylemeliyim ki iyi bir seslendirme ve kayıt istiyorsanız basılı haline nasıl para vermekten kaçınmıyorsanız sesli haline de para ödeyerek ulaşmanız gerekiyor.




Seslenen Kitap - www.seslenenkitap.com



Türkçe kitap konusunda gördüğüm kadarıyla en geniş seçeneği Seslenen Kitap sunuyor.
Bu noktada bence en acı olanı aslında Milli Kütüphane'nin bu konuda ciddi bir arşivinin olduğu halde bu hizmeti sadece görme engellilere veriyor olması. Tamam bu hizmet Görme Engelliler için başlatılmış olabilir ama zaman değişti, biz de dinlemek istiyoruz. Neden şöyle bir model olmasın. Görme Engellilere bu hizmeti ücretsiz ver. Bizim gibi vatandaşlara da belli bir ücret karşılığı aynı hizmeti sat. Hem sen kazan, sisteme sponsor sağla, hem biz kazanalım. Ancak maalesef burada da devlet "kazan kazan" yerine "yassah yassah" politikasını sürdürmekte ısrarcı görünüyor.

Yabancı dilde kitap için -özellikle ingilizce- seçenek daha fazla tabii. iTunes ve Google Play Store' da sesli kitap içeren birçok uygulama bulabilirsiniz. Şurada ücretsiz kitap bulabileceğiniz en iyi 10 kaynak listelenmiş, gözatabilirsiniz.



Audible - www.audible.com


Benim gördüğüm kadarıyla Audible bu konuda oldukça iyi. Güncel yayınların çoğunu burda bulmak mümkün.

Mobil uygulaması da son derece fonksiyonel. Kütüphanenizi uygulamayı yüklediğiniz tüm cihazlarınızdan görebiliyor, istediğiniz kitabı indirip dinleyebiliyorsunuz. Yaptığınız dinlemeleri tüm cihazlarınız arasında senkronize edebiliyorsunuz, böylece en son hangi cihazda dinleme yaptıysanız orada kaldığınız yere başka bir cihazdan da ulaşıp, kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.

Ayrıca cihazınızdan farklı hesaplara bağlanıp, örneğin arkadaşınız, eşiniz, akrabanız gibi, onların kütüphanesinden de kendi cihazınıza kitap indirip dinleyebiliyorsunuz.






Verimsiz zamanları değerlendirme ve zor koşullar altında kitap okuyabilme konusunda sağladığı fayda sebebiyle son yıllarda kendi adıma yaptığım en iyi keşif diyebilirim Sesli Kitaplar için.

Mutlaka deneyin pişman olmayacağınıza eminim.





*       photo from http://www.digitaltrends.com/web/best-websites-for-free-audiobooks/
**     photo from http://mybignose.blogspot.com.tr/2011/05/argument-against-e-readers.html
***  photo from http://www.wautom.com/2014/05/turkey-auto-sales-in-turkey-2013-853378-units/