1 Ekim 2013 Salı

Ana-Kız felekten bir tatil çaldık - Gökçeada 1. Gün


2 gündür fena halde hastayım. Boğaz şiş, ses borazan :(

Sanırım evren bana "kır kıçını evinde otur biraz" demek istiyor. Evde oturmak zorunluyken ben de bol bol blog yazayım bari dedim. Buyrun bakalım annemle Gökçeada seyahatimiz başlasın.

Kış hazırlıklarını biraz kolayladıktan sonra babamın bir düğün için İstanbul'a gitmesini fırsat bilerek annemle hemen kısa bir tatil planı yaptık. Aslında sadece ikimiz değil komşu altın kızlardan da bazılarının geleceği bir kızlar tatili planlamıştık ilk başta, ancak son anda birinin yatılı misafiri gelince, diğeri rahatsızlanınca, bir diğerinin de işi çıkınca annem ve ben başbaşa kaldık.

Ama biz kararımızı vermiştik bir kere ana-kız felekten bir tatil çalacaktık. Annem hemen "Gökçeada'ya gidelim" dedi. Bana neresi olsa farketmezdi dolayısı ile düşünmeden "Tamam" dedim.





14 Eylül Cumartesi sabahı yola çıkıp 3 gece adada kalıp 16 Eylül günü akşamı döneriz diye planı yaptık. Ancak sonradan öğrendik ki cumartesi akşamı bir doğumgünü partisine davetliymişiz :) Çido'nun kayınpederi Stan 67'inci doğumgününü kutlayacakmış. Kendisini pek sık göremediğimiz ve 1-2 gün sonra İngilitere'ye dönecekleri için bu daveti geri çeviremedik. Hemen planı revize ettik ve pazar çıkıp salı dönecek şekilde gitmeye karar verdik.

15 Eylül Pazar sabahı 10:00'daki Kabatepe-Gökçeada feribotuna yetişmek üzere sabah 6:45'de Küçükkuyu'dan hareket ettik. 8:00'deki  Eceabat-Gökçeada feribotuna son araba olarak bindik. Kahvaltımızı yanımıza aldığımız kahvaltılıklar ile feribotta yaptık.

Bu araya küçük bir not eklemek istiyorum. Eğer Ege'den Gökçeada'ya gidiyorsanız yani hem Çanakkale-Eceabat hem de Kabatepe-Gökç ada arasında 2 feribotu kullanmak durumundaysanız Gestaş'ın harika bir uygulamasını bilmeniz size 29 TL kazandıracak. Yapmanız gereken Çanakkale'de Eceabat feribot biletinizi alırken gişe memuruna Gökçeada'ya gittiğinizi söylemek. Bu durumda biletin varış yeri kısmında Gökçeada yazdığını göreceksiniz. Ve bu bilet ile kesildikten sonraki 3 saat içinde Kabatepe-Gökçeada hattını ekstra ücret ödemeden geçebileceksiniz. Aynı uygulama dönüşte de geçerli. Yani bu detayı hatırlayarak 29x2 =58 TL yerine 29 TL'ye adaya gidebilirsiniz!

Saat 9:05 gibi Kabatepe'deydik. Feribot saatine 55 dk olduğu için arabayı sıraya sokup önce liman boyunca harika bir yürüyüş yapıp, sonra da kayalıklar üzerinde deniz manzarası eşliğinde sabah çaylarımızı içtik.

9:50 gibi araçları feribota almaya başladılar. Tam 10:00'da hareket ettik. Ben bir önceki gece partide içtiklerimin hala damarlarımda dolaşması sebebiyle annemin omuzuna yaslanıp adaya varana kadar (yaklaşık 1,5 saat) uyudum.

Bu benim adaya ikinci annemin ise üçüncü ziyareti olacaktı. Bu seyahatte daha önceki tecrübelerimizin çok işe yaradığını söylemeliyim.

Öncelikle ada da Eylül dedim mi sezon kapanıyor. Otellerin bir kısmı açık olsa da (onlar da müşteri talebine göre maksimum Ekim'e kadar açık oluyorlar) merkez dışındaki restorant ve kafelerin %99'u kapalı oluyor. Açık olanlar da ise genelde sadece kola, su gibi hazır içecek servisi sunuyor sadece -buna servis derseniz tabii :).

Biz daha önce yüksek sezonda (Temmuz) gitmiş ama o zaman bile kayda değer yemek yiyecek yer bulamamıştık. Uzun zaman oldu, bu sefer adayı daha gelişmiş buldum. Yeni yerler açılmış, dolayısı ile sezonda daha çok alternatif olacaktır ancak Eylül'deki durum halen aynı: her yer kapı duvar. İkinci günümüzde öğlen yemeği için bir tost bile bulamadık merkez dışında. Ancak biz ana-kız bunun böyle olacağını bildiğimiz için zaten yanımıza kahvaltılık malzeme, meyve, demlik poşet gibi bazı temel ihtiyaçlarımızı almıştık bile. Zaten adada da apart tarzı bir yerde kalırız diye planladığımız için bir öğlen dışarda yemek durumunda kalmamız dışında sorun yaşamadık.

Feribot adada Kuzulimanı bölgesine yanaşıyor. Bu çevrede kayda değer bir yerleşim yok. Merkeze uzaklığı 7 km civarı. Biz hiç oyalanmadan merkeze gidip önce merkezi biraz turladık. Ne şanslıyız ki o gün pazar kurulmuştu. Pazar kilisenin yanındaki sokaktan başlayıp içeri doğru uzanıyor. Tam pazara girerken kilise cemaati ayin sonrası dağılıyordu. Cemaat dağılsın kiliseyi sonra gezerim diye düşündüm ancak hata etmişim. Kilise ayin dışında kapalı, giriş yapılamıyor dolayısı ile kiliseyi gezmek istiyorsanız ya düğün, cenaze, vaftiz gibi özel bir törene ya da ayinlere denk gelmeniz gerekiyor. Hatta adadaki tüm kiliselerde durum bu şekilde gördüğüm kadarıyla. Biz hepsini dışardan görmüş olduk.

Adada kaldığımız 3 gün 2 gece boyunca izlediğimiz rotaları  aşağıdaki haritada işaretledim. Kırmızı ilk gün, Yeşil 2. gün izlediğimiz yol. 3. gün zaten öğlen feribotu ile döneceğimiz için herhangi bir yeri gezmedik.






Pazar alışverişimizi bitirip, kiliseden de ümidi kesince ilk ziyaret noktası olarak planladığımız Aydıncık'a doğru yola çıktık.

Aydıncık'a giderken yolda kalınabilecek 1-2 yer baktık. Bunlardan ilki yol üzerinde saklı bahçe modunda bir yerdi ama sahipleri de iyi saklanmıştı herhalde ki ortada bilgi alacak kimse bulamayınca vazgeçip devam ettik. Zaten annem fazla tenha olmasından hoşlanmamıştı. Aydıncık adanın en büyük plajlarından. Burda birbirine yakın ve özellikle sörfçülerin tercih ettiği büyük 2 ayrı plaj mevcut (biri Eşelek köyünden düz gidince diğerleri ise Aydıncık tabelaları takip edilerek sağdaki yolu takip edince ulaşılıyor. Bir de cilt hastalıklarına iyi gelen çamuru ile ünlü bir tuz gölü mevcut. Biz gittiğimizde göl flamingolarla doluydu ve seyrine doyulmaz bir manzara vardı. Yanımda telefonum dışında fotoğraf makinası olmamasına yandım doğrusu.

Biz öncelikle Eşelek köyüne girip kalacak bir ev pansiyonu var mı diye baktık. Yoktu, köy terkedilmiş gibiydi.

Burdan ayrılıp öncelikle Tuz Gölü tarafındaki plaja gittik zira annem çamur banyosu için çok hevesliydi :). Kendimizi çamurlara bulamadan önce benim azı bloglarda gördüğüm 1-2 tesise baktık.

Bunlardan ilki Sardunya Beach Club idi. Ben burayı beğendim aslında. Geceliği 100 TL'ye oda-kahvaltı hizmet veren şirin bungalowları ile temiz ve düzgün görünen bir yerdi. Konaklayanların büyük kısmı turistti. Ancak sanırım anneme fazla bohem ve sanırım pahalı geldi :D

Sardunya'yı beğenmeyen Seyir Defterini hiç beğenmez diye hakkında 1-2 satır okuduğum ve hemen Sardunya'nın yanında ki bu tesise hiç sokmadım bile annemi. Bana da çok salaş gelmişti ama gelmişken bakarız diyordum ki vazgeçtim :). Sonuçta bu tür yerleri sevenler ya da kampçılar için uygun olabilir.



Aydıncık Plajı ve Tuz Gölü - by MRA

Göle doğru devam edince Aydıncık'ın en büyük tesisi olan Göçeada Sörf Eğitim oteline vardık. Bu tesis oldukça düzgündü ancak benim hoşuma gitmeyen yanı denizin dibinde olmasına rağmen odaların küçücük pencereleri oluşu, balkonu olmayışı dolayısı ile odada vakit geçirmek isterseniz loş bir yere tıkılıp kalmış olacağımızdı. Hava halen denize girmeye izin versede, bir açıp bir kapadığı ve rüzgarlı olduğu için bu ihtimal yüksek ve itici geldi. Gecelik oda-kahvaltı 140 TL olan bu seçeneği de sadece kafesinde denize karşı bir öğlen kahvesi içip arkamızda bıraktık.

Kendimizi çamurlara buladık ve kuruyana kadar güneşlendik. Yalnız annemin "bu sene bu çamura birşey olmuş" tespitini ordaki biriden aldığımız şu bilgi ile teyit ettik. Bu sene çok yağışlı geçtiği için göl yazın normalde olduğu kadar çekilmemiş ve çamuru bu çekilme oluşturduğu için bu sene çamur çok az ve kalitesiz olmuş. Biz yine de eşelenip bulabildiğimiz tüm çamur ile kapkara olana kadar sıvadık bedenimizi :)

Tuz gölü ve plaj arası (yukarıdaki fotoda soldaki iki fotoğraf) bir kumsalın önü ve arkası. Yani çamura bulanıp 50 mt yürüyüp plaja gidip denizde temizlenmeniz mümkün. Biz de aynen böyle yaptık. Deniz çok dalgalı görünmesine rağmen hemen derinleştiği pırıl pırıl ve hamam suyu gibi ılık olduğu için yüzmek tahmin ettiğimizden daha keyifli oldu.

Deniz keyfimizi bitirince Sörf Okulunun duş ve soyunma kabinini kullanıp yıkanıp, giyindik. (mevsimde şezlong ücreti verip günlük kullanım yapmak mümkünmüş ancak sezon dışı olduğu için bizin duş ve kabin kullanımımıza ücretsiz izin verdiler.) Karnımız iyice acıktığı için yanımıza aldığımız sandviçlerimizi yiyebileceğimiz güzel manzaralı bir yer aramaya başladık. Ben Eşelek köyünden gidilen Kefaloz plajına gidelim diye önerdim. Kabul gördü ve sandviçlerimizle, çayımızı neradeyse terkedilmiş bu güzel plajda denize karşı mideye indirdik. Yemek sonrası burda da denize girsek mi diye düşünsek de hava çok esmeye başladığı için vazgeçip Uğurlu'ya doğru yola çıktık.

Ben daha önceki gelişimde yeşil hattaki yoldan Uğurlu'ya gidip gelmiş, Kırmızı yolu hiç kullanmamıştım. Sahilden giden çok keyifli bir yolmuş. Yolda 1 polis arabası hariç hiçbir arabaya rastlamadan manzara seyrede seyrede Uğurlu'ya vardık.

Adaya gelirken ikimizin de aklında Uğurlu'da kalırız fikri vardı sanırım. Bu sebeple önce kalacak yer baktık. Türk köylerinden biri olan ve yeni yerleşimlerden biri olan bu köy adanın en batısında yani Türkiye'nin en batı noktası denebilir :) Rum köylerinin aksine denize yürüme mesafesinde. Adanın en güzel plajlarından biri olan Gizli Liman'a ise araba ile 5 dakikada ulaşılabiliyor. Ayrıca adanın bir ucunda olduğu için de çok sakin. 1-2 ev baktık ve sonunda kocaman deniz manzaralı bir balkonu olan 2 oda 1 salon ve açık mutfağı olan tertemiz bir pansiyonu (Berfim Pansiyon) geceliği 50 TL'ye tuttuk. Sanırım en çok temiz oluşu ve balkona manzaraya karşı yerleştirilmiş divan bize çekici geldi :)


Berfim Pansiyon - Balkonumuzun sabah ve akşam Manzarası  - by MRA


Benim acayip çayım gelmişti. Hemen bir çay demledik ve biraz balkon keyfi yapıp dinlendik. Yorgunluğumuzu atınca baktık havanın kararmasına hala biraz zaman var hadi bir deniz faslı daha yapalım dedik ve Gizli Liman'a gittik.

Bilenler için bu plajın denizi Asos Kadırga Koyuna çok benziyor. İlk gittiğimizde güneş batmaya durduğu için denizin karanlık göründüğü için annem biraz burun kıvırdıysa da batmaya yakın ışıkları denizi aydınlatan güneş sayesinde aslında suyun ne kadar berrak ve harika olduğunu anladı. O andan sonra bir aşka geldik ki güneş batıp hava kararmaya başlamasa bütün gece sudan çıkmayabilirdik. Denizden çıkınca dönüş yolunda tepeden harika bir şekilde batana güneşi seyredip hava kararırken pansiyona döndük.


Gizli Liman'da gün batımı  - by MRA


Duşumuzu yapıp, yanımızda götürdüğümüz pratik yiyecekler ile hemen akşam yemeğini hazırlayıp, yanına da bir çay demledik. Yemek ve çaydan sonra saat 22:00 gibi balkon divanımızın bir yanında annem bir yanında ben elimizde kitaplarımız uyuklamaya başlayınca daha fazla direnmenin anlamı olmayacağında hemfikir kalıp yatmaya karar verdik.

Devamı bir sonraki yazıda

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder