Geçen hafta Anish Kapoor sergisine gittiğimiz emekli kızlar grubumuzla her hafta bir aktivite yapalım kararı almıştık. Kararımızı uygulayarak Çarşamba günü Yıldız Sarayı Müzesine gittik.
Daha önce Yıldız Parkını ve köşkleri defalarca gezmiş/görmüş olmama rağmen Yıldız Sarayını gezmemiştim.
Yıldız Sarayı tek bir yapıdan oluşmuyor, ilk başta av ve yazlık köşk amacıyla yapılıp sonra çevre yapılarla zenginleştirilmiş. Sarayı daha detaylı tanımak için tıktık.
Saray müzesi, 2 kısmından oluşuyor. Ana binadaki kısımda ısıtma yoktu ya da kapalıydı. Çok soğuk olmasının yanı sıra duvarlar rutubetten kabarmıştı. Şehir müzesi olarak düzenlenmiş kısım ise restore edilmiş ve oldukça iyi düzenlenmişti.
Maalesef şu anda sadece bu 2 müze bölümü, Küçük Mabeyn köşkünün 1. katı, Cihannüma Köşkü ve artık kütüphane olarak hizmet veren Silahane gezilebiliyor. Kalan binalar tadilat ve restorasyon sebebiyle ziyarete kapalı. Girişteki gişe memuru uyumasaydı belki bize bunları söyleyecekti ancak uykusundan sıçrayarak uyanıp, mahmur hali ile ancak giriş ücretini almayı başarabildiğinden durumu ancak içeri girdikten sonra öğrenebildik.
İlk girdiğimiz bölümde kabarmış duvarlar, bakımsız odalar falan görünce biraz moralimiz bozulsa da biraz elden geçemiş kısımları gezdikçe sarayın göründüğünden çok daha keyifli olduğunu farkettik. Çalışmalar bittiğinde mutlaka tekrar gitmek gerek.
İlk girdiğimiz bölümde kabarmış duvarlar, bakımsız odalar falan görünce biraz moralimiz bozulsa da biraz elden geçemiş kısımları gezdikçe sarayın göründüğünden çok daha keyifli olduğunu farkettik. Çalışmalar bittiğinde mutlaka tekrar gitmek gerek.
![]() |
| Yaveran Köşkü - by MRA |
Yıldız Sarayını gezerken benim en çok hissettiğim duygu kapana kısılmışlık ve paranoya oldu. Neden diyecek olursanız şu örneklerle anlatmaya çalışayım.
Abdülhamit denizden gelecek tehlikelerden korktuğu için Dolmabahçe yerine çoğunlukla boğaz girişini çok stratejik bir noktadan gören tepedeki Yıldız Sarayı'nı kullanırmış. Boğaza girecek gemiler, neredeyse adalara kadar Marmara denizi ya da her iki kıtanın kritik noktalarındaki hareketlenmeler buradan rahatlıkla gözlenebiliyor. Yani düşmanı -iç/dış- her an gözetlemek mümkün...
Cihannüma Köşkü, şu meşhur, stratejik ve harika manzaraya hakim noktadaki yapı. Küçük ancak son derece güzel tavan süslemeleri ile iyi korunmuş durumda. Abdülhamit bu köşkün çatısından büyük bir dürbün ile İstanbul'u buradan izlermiş.
Sarayın uzantısı olarak yapılmış olan Küçük Mabeyn Köşkünün alt kat salonunda her duvarda ikişer tane kapı olması dikkatimizi çekmişti. Güvenlik görevlisinin verdiği bilgiye göre bu kapılardan bazıları gerçekten kapı iken bazıları ise kapı görünümü verilmiş duvarlarmış, dikkatlice bakarsanız menteşeleri olmamasından ayırdedebiliyorsunuz. Daha da öte, bazıları da kapı gibi açılmasına rağmen arkasından kör duvar çıkıyormuş. Amaç kaçarken düşmanı yanıltmak...
| Hasbahçe - Hamit Havuzu - Yıldız Sarayı web sayfasından |
Sarayın bahçesinde (Has bahçe) kocaman bir havuz var/mış, "Hamit havuzu" deniyormuş. mış/muş çünkü şu anda boşaltılmış tamirat yapılıyor, biz boş haznesini görebildik ancak.
Aslında bir nehir taklidi diyebiliriz bu havuza. Bahçe boyunca, ortasında bir ada oluşturacak şekilde kıvrılarak dolaşıyor. uzunluğu 800 mt imiş. Abdülhamit bu havuzda tekneler ile dolaşır, ortadaki ada da küçük bir hayvanat bahçesi ile eğlenir, Mangal (Ada) Köşkünde mangal yapıp dinlenirmiş.
Havuz gerçekten etkileyici. Müzede gördüğüm aşağıdaki fotoğraf beni çok şaşırttı mesela. Havuzun köşke yakın kısmında duran tekneleri gösteren bu fotoğrafın nerede çekildiğini sorsan Göksu nehri kıyısı falan derdim. Bayağı bayağı nehir gibi bir havuzmuş yani..
Fakat bu etkileyici görünen düzenleme bir diğer yandan da çok acıklı göründü. Sen koca Osmanlı'nın padişahı olmuşsun, boğaz senin, Göksu senin, havuzda neymiş hepsinin alası senin :) ama herkes düşman. Korku yüzünden kapıyorsun kendini bir saraya, ben gidemiyorum nehir buraya gelsin diyip bahçene nehir gibi havuz yapıp avunuyorsun. Acınası değil mi sizce de?
İşte bu sebeplerle Yıldız Sarayı'nı gezmek bana üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bazı şeyleri hatırlattı.
Geçen aylarda Şirinlik Muskası ile gezdiğimiz Florya Atatürk Köşkü geldi gözümün önüne. Denizin ortasına doğru özgürce uzanan, çıplak, şeffaf, korunmasız, hür, denize kafa tutan o sade yapı. Yanında bir sandal, bildiğiniz, tahta, sıradan, kürekli, naif...
Ve Ata'nın fotoğrafları...
Nerde Atatürk'ün Florya plajında halkla içiçe, halktan biri hali nerdeeee Yıldız Sarayı'ndan gizlice etrafı izleyip, bahçendeki havuzda oyalanan Abdülhamit...
Nerde Atatürk'ün Florya plajında halkla içiçe, halktan biri hali nerdeeee Yıldız Sarayı'ndan gizlice etrafı izleyip, bahçendeki havuzda oyalanan Abdülhamit...
Osmanlı'ya bu kadar özenenlerin tarihi bu gözle okuması lazım, yeniden, yeniden, yeniden...
Ve tam bağımsızlığın ne demek olduğunu, nasıl elde edildiğini daha çok düşünmesi lazım hepimizin, yeniden, yeniden yeniden...
Ve tam bağımsızlığın ne demek olduğunu, nasıl elde edildiğini daha çok düşünmesi lazım hepimizin, yeniden, yeniden yeniden...






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder